sessiz kaldığımız günlerin hesabını bize soracaklar.

on dakika önce

Bugünden güzel dün var, dünden güzel geçen gün.
Yaşadıklarımız güzel.
Yaşayacaklarımız değil.
Geçmişte kalan her şey...
On dakika öncemiz,
Gördüklerimiz, okuduklarımız.
İlk okuduğunuz dize bile bundan güzel.
Çünkü geçti.
Geciken her şey gibi.

göremedik

Hayat, herşeye rağmen kalanlarla yaşamaya değer. Ben elimden geldiği kadarıyla yanımdaki insanların değerini biliyorum. Onları kaybettikten sonra üzülmektense, kaybetmemek için üzülmeyi seçebiliyorum. Böylesine değişik duygularla yaşıyorum.

Biz annemizi kaybettiğimiz günden beri yanımızda öyle ya da böyle bir babamız vardı. Çoğu zaman varlığını hissedemedik ama baba dediğimiz zaman arkasını dönüp bakacak bir insandı sonuçta. Belki onu anlayamayız, onun yaşadıklarını bilemeyiz. Tıpkı onun da bizim yaşadıklarımızı anlayamayacağı gibi. Yaşamak sizin sandığınız kadar kolay değil bu dünyada.

dünyanın en çok takip edilen blogu

Buralara bir şeyler çizmeyeli yıllar olmuş. Blogun benim için önemini bilenler bilir. Düzenli okuyucu kitlem zaten gitmiştir. Özellikle 2013’ten sonra yazmak bile istemedim. Blogu kapattılar, saldırdılar, uğraştılar ama yılmadım.


Şimdi sizi biraz o eski günlere götürüyorum. Mesela bloga en çok yorum yapanlar diye bir bölümümüz vardı, ilk 3’te olanların gayretini unutmadım. Özellikle Oğuzhan’ın hakkını ödeyemem 🙂 Üniversite yıllarım olduğu için okuldan da yazanlar vardı, ilk sırayı kuzenim almış, ikincilik da(n)la’da, dörtte Nazım abi, beş Rahman’a ait. Kalanlar da yazıyor zten.

Şöyle bi geçmişe gittim de, iletişim sayfama koyduğum seçenekler süpermiş.

Burası dursun, yazılar devam edecek. Benim yıllardır arada sırada yazdığım bir de blogspot hesabım vardı. Ben yine oradan devam ediyorum. Tolga’nın o meşhur sözünü konu başlığı attım “dünyanın en çok takip edilen blogu ekindiyebiri.com”

Buraları daha fazla yalnız bırakmama kararı aldım.
Çok kısa bir süre sonra görüşeceğiz.

Ben Varım.

Yıllardır çekmediğimiz cefa, uğruna vermediğimiz can kalmadı. Türkiye’nin her yerine gittik, gidemediğimiz yerlerde taksi kiralayıp gittik ama yine de gittik biz sevdamızın peşinden. Bugün gelinen noktada sevdamızın renkleri PTT 1. Lig’e düştü. Ben ki Bankasya’dayken Karabük deplasmanında yediğimiz son dakika golüyle gözlerinden sessiz sedasız gözyaşları süzülen biriyim. Yazılmaz belki ama – içimizdeki Orduspor sevgisini bilsin pezevenkler, görsün şerefsizler– polislik sınavını yarıda bırakıp otostopla Rize deplasmanına giden, öss’ye girmek yerine istanbul’a deplasman yapan, hepsini geçtim canımdan çok sevdiğim abimin en mutlu gününde Denizli deplasmanında otobüse en önce binen biriyim.  Kuzey kale arkasında çok açık ve net söylüyorum 25 kişiyle gırtlak patlattım. Eskişehir’e, Karşıyaka’ya yaptığımız deplasmanlarda 18 kişilik volt’a 27 kişiyle binenler arasındaydım. Abilerin abisi rahmetli Güven abimizin üstümüze doğru yatarak 1124 km yol giden taraftarım.

Ben bizimle tribüne gelen insanlara çok iyi aşıladığımı düşünüyorum üstü kapalı tribünlerde binlerce sahte Orduspor’lu olacağına portatif tribünlerde yüreğinde sadece iki renk büyüten 50 kişi olmanın daha anlamlı ve daha sağlam bir duruş sergileyeceğini. Malatya’ya 5 kişi gitmişliğimiz var bizim. O yıllarda Malatya’ya gidenlerde hiçbir değişiklik yok. Zafer olsun, Kadir olsun. Çubuk maçı da aynı şekilde. En babasından Güven abimizin Erzurum deplasmanlarını anlatması bile yetiyor çoğu zaman. Bize yüzlerce, binlerce taraftar lazım değil, bize Giresun – Erzincan maçına Giresun kale arkasına girip Erzincan gol attığında goool diye bağıran Güven abimiz gibi yüreği kalbinde adam lazım adam.

Bir alt lige düşeceğimiz son maçın son düdüğünde belki göz yaşlarımıza hakim olamayacağız ama Gökhan’ın da yazdığı gibi iyi bir yapılanmayla bizler gibi gerçek sevdalar büyütmek için çok büyük bir fırsatımız olacak. Şunları yazarken bile gözümden akan yaşlara aldırış etmiyorum. Şerefimizle temsil ettiğimiz Ordusporumuz bizim için her zaman en büyük ve tek büyüktür.

O yüzden tüm bu anlattıklarımla birlikte, bölgesel amatör ligde oynasan da ben varım, ptt 1. ligde oynasan da ben varım. Şimdi nereye düşersen düş, düşeceğin yer en alt lig de olsa, bizim için en büyük yerdesin

Antalya Deplasmanı, Isparta

Yine bi deplasman, yine bitmek bilmeyen yollar, çekilen çile, umut ve yine hüsran…
Neler düşünerek gidiyoruz o kadar yolu, 1-0 öne geçiyoruz deplasmanda, seviniyoz ama kursağımızda kalıyo her defasında. sonuç zaten bok gibi yani kısacası akdenizden 1 puanla ayrıldık, ben de bu sırada en son 8 yıl önce gittiğim Antalya’yı az buçuk, minnacık da olsa yine görme şansı buldum. Ha nereyi gördün dersen, hiçbiyerini göremedim a.qu  Manavgat’tan, Mardan’a geçtik. Yol boyu ne gördüysem onunla kaldım.

İşin kötü tarafı, dönüşe bilet bulamadım. Mecbur bi gün sonraya aldım biletimi. Bilet konusu da tamamen sıkıntı zaten, amına soktumun zekisi yüzünden neler çektim. Şahan’la iyi kafa yaptık ama, adı cuf cuf kalcak diye tırstı bayaa (: Antalya’dan Ordu bileti alamadık, Isparta’ya geçtik. 50 liraya Fındıkkale’den aldım bileti, içim bi rahat etti. Isparta’ya yönelik ilk izlenimlerime gelince, böyle kuru bi soğuğu ben bi Erzurum’da görmüştüm daha önce. Şahan militanlar gibi sadece gözü gözükecek şekildeydi. Isparta’nın herhalde en iyi, en büyük belki de tek olan eğlence merkezi Iyaş park’ı da gördüm, gokartı da  götümüz donmadan Oğuzhanların evine geçtik. Mersinli sağolsun öğrencilerin vazgeçilmez yemeği olan makarnadan yaptı. Biraz gözlerimden ateş çıktı ama olacak o kadar. Ev sahipleri yattı, saat oldu sabahın 4′ü, Şahan bi siktir git de yatim daa bende. Hiç mi anlayış yok sende, o kadar saat yoldan geldim, 2 dk dinlenim be kardeşim. Bu bi ara kalktı koltuktan hemen yattım ben de (: Ama eşşek hoşaftan ne anlar, ben uyumaya çalışıyom, adam netten bana bişeyler göstermek için uyutmuyo. Oğuzhan bile anladı diğer odadan olum kalk yat adam yorgun diyo. 😀 Herkes anladı bi şahana anlatamadık uykumuzun geldiğini. … Hayır o yanımda otururken de güvenip uyuyamıyoki insan, hakkında çok şeyler geliyo kulağıma, treniydi, vapuruydu, cuf cuf falan… İnsan haliyle korkuyo 😀

Neyse sabah oldu. Şahan Oğuz’un olduğu odada yatmış. Oğuzhan’a acıdım uyandığımda. Kim bilir uyurken ne badireler atlattı. Mersinli gelir gelmez dedi zaten 😀 var mı bi değişiklik diye  Arada televizyona baktık, bursa maçını izledik, Mersinlinin hazırladığı kahvaltıyı da bitirdik. Oğuzhan sandalyede pek rahat oturamıyo gibiydi, Şahan’ın da yüzünde bi rahatlık vardı ama çözemedik durumu (: (: Neyse kahvaltı bittikten sonra yavaş yavaş hazırlandık zaten, çıkcaktık da Oğuzhan’ın saçını yapmasını bekledik 😀 Mersinli geldi yanıma, “ben bunu mecbur çekiyom işte” diyo.  

Evden çıkıp bi yerlere gittik ama isim olarak hatırlamıyom maalesef. 33 iddaa bayisinde aldı soluğu, Oğuz da camdan sonuçlara bakıyodu herhalde, Şahan da bi fotoğrafımı çeksene doğal çıkim dedi 😀 Ben de yapuştuduum. Isparta’da, aklımda kalanlarsa: “Fidangör gibi bi cadde vardı, Nokta diye de market gibi bi yer (: Beşiktaş ve Galatasaraylıların takıldığı mekanlar, bi tane it oğlu it, valilik falan işte. Bi yerde oturup çay içtikten sonra saat 5′i geçerken otobüse atlayıp otogara geçtik zaten. Otobüste de yanına oturduğum adam canlı bomba gibiydi, heryerinden kablo çıktı adamın yol boyunca (: Normalde uyuyamazdım otobüste ama, iyiki uyumuşum, yolculuk çabuk geçti. Otogarda gözler birilerini arasa da, yürek; niye gelsinki ! diye resti çekti. Şimdi de evden çıkıyorum, otogara gidip Mersinlinin aşık olduğu kızın adını soyadını öğrenmeye geldi sıra. Dönüştü de carrefoura uğrar, ufaktan bi alışveriş yaparım.

Mert o elindeki ne?

Ne güzel bir başlıktır bu böyle (: Mert’le bu akşam üstü Counter oynayalım dedik. Gittik cafe’ye, açtık delta assault’u. İlk elin günahı olmaz misali affetmedim 1 3′le vurdum kafadan. 2. el 3. el derken skor 13′e 2 benim üstünlüğümle devam ediyodu, 3 defa bıçaklamaya çalıştım, delta bölümünü bilenler için söylüyorum, köprünün ucundan, rehinelerin yanına gidene kadar arkasından öldürmeye çalıştım elimde bıçakla, ruhu bile duymadı ama bi türlü yetişemedim onun elinde silah olmasına rağmen. Bi ara rehinelerin yanına inilen tünelin çıkışındaydım şu ızgaralı olan yerdeydim yani, o da arada rehineleri kontrol ederken bi anda atladım aşağıya direk kafadan.

Üçgen’e çıktım, çatıdan bakıyorum napıyor diye, baktım üçgenin merdivenlerine geldi, merdivenleri çıkıyo. Bende son merdivende eğildim Mert’i bekliyorum, merdivenden çıkar çıkmaz o biçim kafadan yine öldürdüm Mert’i. Neyse bu konuda da fazla yorum yapmak istemiyorum. Sonuç olarak 49 ‘a – 11 yendim ve böylelikle Mert’in de eline verdim.

Son olarak Mert’in bu konuda iki tane yorumu oldu. Orjinal haliyle aşağıdan okuuyabilir, sayfanın el altından yorumunu yazabilirsin.

Counter kariyerimi baslamdn bitryrm .d o kadar caz yaptm yne yenldk .d
Ben bu yasma geldm bóle rezillk górmdm bunun rövansnıni playstationda alirm yni.d
İşte Mert’in o rezilliğinin kanıtı

Hem counter’da hem satrançta koyarım.

Altta gördüğünüz resimde Hira’nın eline nasıl verdiğimi görmeniz gerekiyor :)Bilmeyenler varsa eğer satranç oynamayı, bu konumda siyah renkteki şah, beyaz militanlar tarafından mat ediliyor :) :)

Tabi ki bununla da yetinmiyorum. Counter da oynadık hira’yla. Bu da Serkan, Emre ve Yenimahalledekiler gibi seni yenerim, sen kimsin diyodu. Counter’da yenildiğim günleri de görebilecek miyim acaba? 😀 Resimde de gördüğünüz gibi skor 12′ye 4 benim üstünlüğümle noktalandı. 15′te bitecekti ama arkadaşın moralleri bozulduğu için daha fazla tutamadı fareyi elinde.