Bi Anlık Valla

narHiç beklenmedik anda ne olacağını bilmiyoruz ya, canım bi anda nar çekti. Balkondan aldım bi tane yedim. Bu işin doğru kısmı, bir de yalan kısmı var. Aslında tam tersi olarak yazardım da her şeyi yazdığım için başım belaya giriyor.

Saat gecenin 04:38′iydi evden çıktığımda, üşümemek için ne bulduysam giydim, rus pazarının oradaki kalafatlara gittim örtünün altından 2 tane nar aldım kendime, birini eve gelirken yedim diğerini de şimdi yiyorum, elektronik tartının altına da bi buçuk lira bıraktım kameradan izlerlerse falan sorun çıkmasın diye. Sabah 9′da kalkmam gerektiğini, erken uyumamın gerektiğini bildiğim halde canım nar çekti diye toplamda 3 km yol gidip geldim. Bunu blogumla paylaştım istedim, sizi ilgilendiren bi durum yok. Ama benim sorunlarım var, anlayabileceğiniz türden değil.

 

RUM

evegidiyorum

Agnostisizm / Utangaç Materyalizm

Çoğu kişinin ne olduğunu bile bilmeden yadırgadığı, benim için bi dini inanç değil de düşünce akımı olan Agnostisizm’i hem örnekleyip hem de anlatmak istedim. Doğru ya da yanlış artık bilemeyiz. Önce, Agnostisizm’in ateizm ile aynı olmadığını bilelim. Ateizm, tanrının olmadığını savunur ama Agnostisizm’in savunduğu böyle bir düşünce yoktur.

Daha da detaya girecek olursak eğer bana göre bu görüş, insanların hiçbir zaman doğru ya da yanlışı bilemeyeceğini savunur. Özünde kuşku yatar. Bu da her şeyi daha çok araştırmaya, öğrenmeye neden olur. Yani bu düşünce akımını savunanların dini ne olursa olsun, bir hristiyandan, müslümandan veya yahudiden daha çok bilgilidir, çünkü öğrendiği her şeye kuşkuyla yaklaşır ve belki de hiçbir zaman sonuçlandıramayacağı o düşüncesi için bilginin doyumsuzluğuyla birlikte yaşar ve ölür.

Agnostisizm’e göre;
Tanrının varlığı da yokluğu da bilimin bugünkü hali ile kanıtlanabilir değildir.
Ancak bu ileride ikisinden birinin kanıtlanmayacağını da göstermemektedir.

Bazı agnostik diye tabir edilen insanlar; Tanrı’nın hiçbir zaman bilimle kanıtlanamayacağını, aklın sınırlarını aşacağını, şeklini şemalini bilemeyeceğimizi, hiçbir zaman göremeyeceğimizi, nasıl olduğuna dair bir kanıya varamayacağımızı ancak kendisine ibadet edebileceğimizi savunur. Bazılarına göre ise, bilmediğimiz, görmediğimiz, insanların kanıtlayamayacağı şeye inanmanın saçmalığından bahseder, ki bu bana göre de yanlıştır ancak ikinci durumu savunanların çoğu şunu söyler, doğduğunuz yer size tanrı var, bunu emretti, kitabı da budur der. İnsanların neredeyse hepsi diyebileceğimiz çoğunluğu da bunu kabul eder. Bu, şu şekilde daha net açıklanabilir aslında, Almanya’da doğan bir çocuğun islamiyeti benimsemesi beklenemez. Çünkü o çocuğun çevresi, geleceği, hayatı hristiyanlığa göre şekillenecektir ve o’nun için doğru olan din hristiyanlıktır. Bu durum bizim için de geçerli değil midir? Tabiki geçerlidir. Nerede doğup, neye inanacağımıza biz karar vermiyoruz ancak inandığımız şeylerin doğru olup olmadığını sorgulayabileceğimiz bir beynimizin olduğunu da unutmamak gerekir. Sonuçta inandığınız kitap size her şeyden önce oku emrini vermiştir.

Tüm bunlarla birlikte, bilinemezcilik akımında hiçbir şeyin kesin olmayacağından bahsedilir. Bundan yüzyıllarca önce doğmuş olsaydık dünyanın düz bir yer olduğuna inanacaktık, bugün bunun düz olmadığına inanıyorsunuz, yarın ne olacağını asla bilemezsiniz.

Agnostisizm; Tanrı için verilen en bilimsel yanıttır. Bu akımı karşı tez ile çürütmek çok zordur. Bilginin sabit olmadığı, değişebileceği, doğruluğunun ispatlanamayacağı gerçeği elinizi kolunuzu bağlar.

Tüm bunlara göre insanların bir şey bilip bilemeyeceği bile bilinemezdir. Bana göre, Agnostik olan bir insan Ateizm’i savunanlara karşıdır. Çünkü Ateizm kesin olarak tanrı yok der. Ama Agnostisizm ise bunu kanıtlayamayacaklarını savunur. Zaten tanrının olduğu insanlar tarafından kanıtlansaydı dünyada yaklaşık 2000 tane inanç olmaz, herkesin inandığı 1 tanrı olurdu. (Sürekli tanrı diyorum diye yadırgayan arkadaşlar olursa eğer, Allah demekten kaçındığım falan gelmesin aklınıza, konunun içeriğine göre tanrı daha uyumlu duruyor ve Tanrı da Allah’ın bir adıdır unutmayın.)

Ve bu düşünce akımının bile bilinemezliğini savunurum. Çünkü bana göre doğru olan bu akım, başkasına göre yanlıştır. Bana göre din değil ancak ayrımını yapamayanlara göre bu da bir dini inanç. Hatta bazılarına göre ateizm’den korkanların savunduğu inanç. Neyse zaten çoğunuz ne olduğunu bilemezsiniz, çünkü araştırmazsınız bu da dolaylı yoldan sizi agnostik yapar ya aslında neyse. Utangaç Materyalizm / Agnostisizm konusunda yine yazacaklarım var mutlaka.

Farkında bile olmadan  saati 04:38 yapmışız, gecikmeden uyuyalım.

Öylesine

iletişim sayfasından gelen maillere bakarken gördüm, buralara uğradığında bu yazının altına yorum at bakalım genç arkadaşım.

yaz

yenibosna’da oturan zıbuh kim?

(0)

bi boşlukki nasıl insanla dolsun?

(0)

Anlamadınız mı?

12/11/2013 01:59

Geleceğe ufak bir not düşmekle başladı her şey. 2006′da önce not defteri, blog, blogspot derken 14 Nisan 2009 yılında ekinbaykal.com ile başlayıp, 23 Mayıs 2010′dan bugüne kadar ekindiyebiri.com ile devam etti, bi değişiklik yok tabi bu şekilde devam edecek. Kısa bir süre içinde ekinbaykal.com.tr’yi de ailenin içine katmayı düşünüyorum. Blog yazarlığı konusunda tanıdığınız bir çok insandan sıyrıldığımı kimi zaman siz söylüyorsunuz kimi zaman sokağın ortasında buna ben şahit oluyorum. Rükay’ın, Fidangör’de Ekin! diye seslenişi sırasında yanımızdan geçen bi kızın, ekindiyebiri.com demesini hiç unutmadım, unutacağımı da sanmıyorum. Ben kendimi aslında sesli olarak ifade etmeyi severim, çünkü anlık tepkileri öğrenmek isterim. Yazmaya başladığım ilk günden beri kendimi yazarak daha güzel ifade ettiğimi anladım ve bunu anladığımda daha çok yazmaya başladım. Her şeyi ve herkesi. Bir düzeltme yapmadan, yanlışlarımı, yazım yanlışlarını, hatalarımı, günahlarımı, yaptıklarımı ve yapacaklarımı yazdım. Ne yazdıysam gerçekleştirdim ya da gerçekleşmesi için hala emek veriyorum.

Ben çabuk ve çok unutuyorum. O yüzden hatırlamak için bana çoğu zaman yardımcı oluyor. O yüzden ben de aklıma gelen her şeyi o an yazıyorum. Elimde olsa arabayı çektiğim yerlerin bi listesini çıkarıp günlük olarak tutacağım burada.  Mesela hangi şarkıları dinlemek istiyorsam sırasıyla her girdiğimde çalıyor bana, sanki beni beklermiş gibi. Bi insandan ayırmıyorum burayı. Ne dersem kabul ediyo, bazen çirkeflik yapıp yazıları yayınlamadığı da oluyo tabi. Bir de istediğim zaman istediğim an’ıma ulaşma özgürlüğüm var.

2014 yılında Romanya seyahetinin yayınlanmamış içeriği var mesela. Belki yüzlerce kez sarışınlara olan ilgimden, renkli gözlü kızlara karşı kendimi kaybedişlerimden bahsettim. Dün maç öncesi Emre ile bisikletlere atlayıp gidebileceğimiz en uzak yere kadar gitme planımız henüz yapım aşamasında. Bi vosvos sevdamız vardı, sağolsun bazı polisler yüzünden devlete ödediğimiz para cezalarından dolayı vosvos alma işi yarıda kaldı ama vazgeçilmedi. Kütahya, İzmir ve Bolu deplasmanlarının yazılarını henüz siz okumadınız bile. Belki bilmeyenleriniz de vardır Bolu deplasmanına giderken kuzey cephesi pankartını götüreceğimiz yerde yanlışlıkla sosyalist ordusporlular pankartını götürdüğümüzü…

Aslında bu yazıyı yazmaya başlamadan önce size hayatın çok kısa olduğundan bahsederek içinizi karartmayı düşünmüştüm, sonra hayatın çok uzun olduğu aklıma geldi ve her şeyi ertelemeniz gerektiğini söylemek istedim. Düşünün artık yapacağınız şeyler için yarını beklememeniz gerektiğini anlatabilmek için cümlelerin birbirleriyle yaptığı çatışmaların ne kadar hafızaya kazındığını.

Aklınıza gelen her şeyi yapın. Hadi bi kere de benim dediğim olsun. Pişman olmayacaksınız. Çünkü yapmadığınız için duyduğunuz pişmanlık, yaptıktan sonra duyduğunuz pişmanlıktan hep daha kötüdür.

Hadi uyuyalım.
12/11/2013 02:50

 

Kilise’ye

Sevgili renkdaşlarım, maçın başlamasına daha çok var biliyorum ama bu 90 dakika kafa güzel olmadan çekilmiyo biliyosunuz. O yüzden biz bu maç öncesi, maçın başlamasına  5-6 saat kala kilisenin orada içmeye başlıyoruz. Bi kaçınız temel’in oraya gider, bi kaçınız yek takılır ama biz bu sefer kilisedeyiz. Bilin istedim.

Bolu Deplasmanı’na

Bugün yine bi deplasman günlüğünde birlikteyiz. Bu sefer de Bolu’ya gidiyoruz. Ve hatta siz bu yazıyı okuduğunuzda büyük ihtimalle biz yolda olacağız. Bartu, Niyazi ve ben yola çıkarak, Bolu’dan da Batuhan’ı ve Can’ı alarak Ordu’ya dönmeyi düşünüyoruz.

Ordu’dan çıkışımız biraz geç oldu ben de farkındayım ama 2. bir yolumuz olmadığından böyle. Yolla ilgili twitter’dan fotoğrafları paylaşırım. Umarım görüşürüz.

 


Daha Büyük Görüntüle

Farklı

Herkesle aynı şeyleri düşünmeyebiliriz tabi, özelden veya açıktan ya da mesaj yoluyla kutlamaktansa Elif’in ve Fikret abinin doğum günlerini buradan kutlamak daha bi samimi geldi. (: Belki gördüğünüzde çoktan geçmiştir doğum gününüz ama benim de kutlamış olduğumu görmüş oldunuz. Artık, hayattan ve beklentilerinizin size katacağı şeylerden bahsederek bir kutlama yapmayacağım. İyiki tanımışım.

aselsan

İlk telefonumdur, duygu yüklü anlar yaşıyoırum. Devamı sonra…

ilktelefonum

Çok Sakat Var

kcephesisSözde 19 Eylül’e asacaktık pankartları, yarın zamanımız olmaz diye ama güven abi kahveyi kapatmış. Bartu da,pankartları görünce dayanamadı astı halısahanın tellerine. Vas tayfa olarak 11 gol atarken,  rakip takım 5, kendi oyuncumuz 1 kez filelerimizi havalandırdı. Bi ara yoğun tempoya alışamayan erdinç revire kaldırıldı, backoffice erkan (lakaba bak :D) baygınlık geçirecekken imdadına su yetişti. Bartu’ya geri geç lan demekten dilim damağım kurudu, Erhan ayağına gelen her topu kaptırdı ama en çok gol atan da yine kendisi :/ Ben her zamanki gibi sol kanatta fırtınalar yaratırken, kalecimizin muhteşem kurtarışlarını çekirdek yiyerek sahanın içinde oturup izledim. Attığımız yelek golünü bile saymadılar.

halisahaHalısaha maçı dönüşü, henüz maç sonunda oluşan vücut ısısındaki artıştan dolayı hissedemediğim sağ bacağımın içindeki şişlik şu an dayanılmaz bir acı yaşatmaya başladı, dolaptaki buzların faydası yok, saatler ilerledikçe morarıyor bedenimin heryeri :D Eğer bu şekilde ağrımaya devam ederse gece geç saatlere doğru ben hastaneye giderim.

Karşılaşma boyunca; lan mal, oğlum mal mısın yaa, la salak herif geç şuraya, la bi siktir git yaa, bartu 2. defa uyarmam, ortasahayı geçmeyeceksin demekten bıktığım bartu’ya, gol attıktan sonra timsah yürüyüşü yaparken yerdeki tükürüğe eli gelen erhan’a, kale çizgisinden direği isabet ettiren yakup abi’ye, kalecimiz jagi mohen’e, defansımızın yorgun adamı backoffice erkan’a, ismini hala bilmediğim maçta kısa paslaşmalarda en iyi anlaştığım arkadaşa, maç bittikten sonra laf sokmaktan dilimi damağımı kurutan rakip takım arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Eyvallahınız var.