Lazona’ya…

Zaman kavramının yeni yeni başladığı, adaletin bilek zoru ile dağıtıldığı bir dünya evresinde tanrı kullarına acımış. “Birbirlerini toprak için öldürmesinler” diyip her millete yeteceği kadar toprak dağıtmış.
Ama bir yedi kardeş varmış ki, o savaş senin bu savaş benim, cepheden cepheye koşup insanlara kılıç zoru ile adalet dağıtıyorlarmış. Tanrı’nın toprak dağıtımında bu yedi kardeş yine cephede savaşıyorlarmış ve tanrı da nedense bu yedi kardeşi unutuvermiş. Masal bu ya, savaşları bitip, dünyaya barışın geldiği o günlerde, yedi kardeş de kılıçlarını bırakmışlar. Geldiklerinde herkes tarlasında tapanında çalışıyor barış içinde yaşıyormuş. Tanrı’nın onlara toprak ayırmadığını öğrenince çok üzülmüşler, huzura gidip dert yanmışlar.
Tanrı buna üzülmüş ve demişki onlara, “madem siz bunca savaşlar yaptınız, haklıyı haksızı birbirinden ayırdınız. bunca zaman dünya üstünde adalet dağıttınız, bende size, kendime ayırdığım toprakları veriyorum. Orası öyle bir yer ki, cennet ve cehennem iç içedir. Ona değer verirseniz, onun güzelliklerini korursanız size cennet, eğer hoyratça kullanır, topraklarımı tahrip ederseniz size cehennem olur. Bu topraklar size benden bağış, çocuklarınızdan emanet olsun

Üşengeç

Bir adım atmakla başla, gitmek için bir adım gerekir.

Dost dediğin;

Zor gününde dediklerine bakma, hangi günün kolay geçti ki? Karşına geçtiğinde belli olur dost. İki taraf olup yanında olmadığında kazanır anlamını ya da anlamsızlığını. O’na zarar gelmesin, laf gitmesin diye düşüncelerinin “0″ noktasına kadar inersin. O senin için bir adım atmaz yukarı. Aslında o adımı atsa yanyanadırsınız her şeyi eşit görürsünüz ancak adım atmaktan korktuğu için hep bir noktadan bakar sana, düşüncelerine hatta hayatına. Tıpkı kendi hayatına oradan baktığı gibi. Ona göstermek istedikleri pencereden baktığı için böyle oysaki, ne açarlarsa onu izler, kumandayı eline bir türlü alamamıştır. Dost işte kumandanın tuşuna bile basamıyor ne beklersin.

Aşk dediğin;

Bırakın zor günü iyi günü, bunun ayrımını bile yapmaz. Ortalama bir ömürde genelde “çoğul” olmayan sayılarda karşılaştığı kişilerden oluşur. Kendini seninle paylaşmayı çok sever ama bu onun bencil olmadığı anlamını taşımaz. Çünkü, sen hariç herkese bencildir. Alırsın karşına ve dersin ki bak bu duvar beyaz. Birgün olur anlatırsın siyaha düşman renk diye. Birgün olur temizlik,saflıktır dersin. Yani sen o duvarın beyaz olduğunu ve o dört duvar içinde yaşayabileceğini hemen hemen her gün anlatmıştırsın. Ama o gelir, yeni boyanan siyah duvara sürdüğü elleriyle senin duvarına bir iz bırakır. Aşk işte bilmiyor ki senin duvarlarına geldiğinde elini pisliklerden temizleyeceğini.

Hayat dediğin;

Geceyi sabaha karıştırmak, sabahın 05:25′inde dışarı çıkıp bir simitle deniz kenarında kahvaltı yaptırmak. Hayat işte, kimine göre kendi karnını, kimine göre kuşların karnını doyurmak.

Şimdi üşengeçliğin sırası değil, dışarı çık ve saat kaç olursa olsun bi kahvaltı yap.

Ahmakça !

Size de bu düzeni, dünyayı, geleceği değiştirmek için yaşıyorsunuz hissi geliyor mu hiç? Bir şeyler değişecek ve siz başarırsanız gerçekleşecek diye düşünüyor musunuz? Ne tehlikeli bir şeydir bu, fikir desen değil, düşünce desen değil, sanki anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği soyut ve somut kavramların birleştiği bir nokta.

Hayatta inandığınız şeyler olur, onun için yaşarsınız.
Bu da aynen öyle…

Eğer inanmıyor olsanız, bir dakika düşünmeden sıkarsınız kafanıza. İşte bu yüzden tehlikeli. Nokta kadar şüphe duymadan inandığınız inanç ancak size nefes aldırabilir. Ötesi yok. Sadece o an için varsınız. O an için ölebilirsiniz.

Sevenleriniz, sevdikleriniz, sevdiğiniz, kardeşiniz, anneniz, babanız, dostlarınız…
Yani onlara bulaşmasın diye uzak durduğunuz herkes;
Sizin neden böyle davrandığınızı bilebilir mi?
Bunu hiç düşündünüz mü?

İşte tam da bu yüzden vazgeçtiğiniz hayatınızdan alabilecekleri, koparabilecekleri bir kişi bile kalmadığında onlar için en büyük tehdit siz olursunuz. Onların kaybedecek çok şeyleri varken sizde bunu bulamadıklarında listenin başına geçersiniz. Kendilerinin hissettiği korkunun sizin üzerinizde de işe yarayacağını düşünerek saldırmaya başlarlar, ahmakça. Bir insanın saati, kaybedecek bir şeyi kalmadığı dakikaya geldiyse o insandan hiçbir şey alamazsınız. Her şeyin değişeceği o büyük gün geldiğinde yeniden görüşeceğiz.

Bugün; İyi Bir Gün!

berkinimEvlisiniz ve bir çocuğunuz var. O’nu ekmek alması için bakkala gönderiyosunuz. Çocuğunuz bakkala giderken polisin attığı gaz bombası fişeğinin hedefi oluyor ve başından yaralanıyor. 5 gün geçiyor uyanmıyor, 20 gün geçiyor uyanmıyor. 200 gün geçiyor uyanmıyor. Şu an tam 260 gün oldu ve çocuğunuz yoğum bakımda bilinci kapalı bir şekilde uyuyor. Tüm bunların sorumluları bir kez olsun senin yanına gelip geçmiş olsun bile diyemiyor. Çünkü bu acının sende bıraktığı izin geçmeyeceğini biliyor. Şimdi bir daha bakın, çocuğunuzun en güzel yıllarını elinden alan kim? diye…

Ben susmuyorum hem vicdanım hesap sorar hem de yarın aynı şey benim çocuğumun “başına” gelir diye. Şu sıralar yazma, eylem olursa katılma diyorlar. Onların istediğine “hizmet” ediyormuş gibi.  Sonra yine aklıma geliyor, tüm bunları gören gözlerime ihanet etmiş sayıyorum kendimi, ya gerçekten kör olmak gerekir ya da vicdansız diyip söylenenleri duymuyorum.

Bugün aynı zamanda Abdocan’ın da doğumgünü.
Bugün katledilenlerin, ezilenlerin doğumgünü.
Sen eğer üç maymunu oynamaya devam edersen, yılan bir gün sana da dokunursa “keşke” dememek için bugün iyi bir gün. Ve sen bunları çok iyi düşün.

Süzgeçten Geçenler Kulübü

Bugün size bir şeyler söyleyenler sizi dünyada bir yerlerde görmek istedikleri için yani sizin iyiliğiniz için var. Ancak siz, onların sizi görmek istedikleri yeri seçerseniz mutlu olmayacaksınız. Eğer kalbiniz, bir oto tamircisinde çalışmayı istiyorsa hangi okulda okursanız okuyun, hangi mühendisliği seçerseniz seçin hayatınız boyunca asla mutlu olmayacaksınız. Siz kalbinizin istediğini değil de aklınıza sokulanın, size dayatılanın peşinden giderseniz asla mutlu olamazsınız.  Bu sadece mesleğiniz için geçerli değil, sevdikleriniz yani eşiniz, dostunuz, sevdiğiniz için de geçerli.

İnsanların beyninde oluşabilecek acaba başkası ne der? ben şimdi şöyle yapsam kimbilir ne konuşurlar? düşüncesini beyninizden silip atın. Böyle yaşanmaz, kendimden biliyorum. Hayattan nefret ettirir zamanla.

Şöyle bi çevrenize bakın, çevrenizdeki insanları süzgeçten geçirin hemen hemen hepsi o süzgeçe takılıp kalacak. Çünkü çoğu insan önündeki engellerden sıyrılmayı bilmiyor. Sabah kalk işe git, akşam çık eve gel. Bir ömür nasıl böyle geçer sizce? Robotlaşmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Ne zaman o süzgeçten geçip gerçek özgürlüğünüze kavuşacaksınız çok merak ediyorum.

Kiminizin aklında şöyle şeyler oluşur; Ben istesem zaten yaparım.
Yapamazsın arkadaş. Sen bu cümleyi kuruyorsan asla yapamazsın, Yapamayacaksın. Havlayan köpek ısırmaz derler ya sen o havlayıp da ısıramayan köpeksin. Kemiği nere atarlarsa oraya gider, kemik atmadıkları zaman itaat edersin. Ben de bir köpeğim ama, sahibi olmayan, şuraya git, şunu yap, koş, otur, gel diye emir almayan bir sokak köpeğiyim. Yani önemli olan köpek olmak değil, kimsenin köpeği olmamak.
Anlatabildim mi arkadaşım…

Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür.

Komutan Che

Perişan

Yarın sabah sokaklarında devrim nöbeti tutacağım bir ülkede uyanacağıma inanıyorum.

İ.Özyol

Denemeli

En çok sevdiğiniz kişiyi hayatınızdan çıkarmayı denediniz mi? Bu çok güç olmalı, düşünmekle olmaz bunu bi şekilde eyleme dökmeli. O’nu özlemeli, düşünmeli kavuşmayacağını bile bile beklemeli bazen. O’nun için bir şeyler yazmalı. Çünkü çok güzeldir sana yazılan cümleleri okumak, okudukça bir kez daha okursun. Durursun canın sıkılır bir kez daha açar okursun. Senin için harflerden oluşan kelimeler, onların kurduğu cümleler mutluluktur. Mutluluk; Yazdıkça paylaşılır, okudukça çoğalır. Tüm bunların sebebi senin mutlu olmanı isteyen cümleler değil, cümleleri görebilmene yardımcı olan yazılardır. Yazıları görebilmene yardımcı araçlar vardır, kağıtlar, bloglar gibi. Bunlardan haberdar olmanı isteyen kişiler vardır. Yani seni harfler, cümleler, kâğıtlar veya yazılar değil aslında kişiler mutlu eder. Senin farkına varman gereken asıl konu budur. Seni sevenler yazılar değil yazarlardır.

Ve yazarlar belki seni seviyordur.

Yolculuk

Büyüdüğünüz sokakları, size yaşattığı mutlulukları ve hüzünleri unutmayın. Bensiz biraz yalnızlık çeker, o yüzden ben gelene kadar memleketime iyi bakın. //uzaklar 19 Ocak ’14

Unutma

Livaneli’yi, Yorum’u, Kâzım abiyi dinlerken. Deniz’i, Mahir’i, Hüseyin’i okurken. Direnişte, mücadelede…
Her uyandığında belki de, Unutma diye öğrettim.
Bir hayat daha dedim, Belki görecektir yarını.
Henüz yaşken eğilmeli, Kuruduğunda değişmeyecek olan insan.
Zor oldu ama, oldu sonuçta. Bugünü, seni kaybettim ama, Yarını, yarınlarını kazandım.
Yalanlar ve yanlışlar sende kötü bir anı bırakmalıydı.
Senden bir şeyler almalıydı, yoksa kötülüğünü anlayamazdın.
Şimdi sana yıllar bırakıyorum, sadece sana ait.
Bunlarla hataları gör, gerçekleri bil istedim.
İster ders çıkarırsın, ister sınıfta kalırsın.
Güzel bir yaşamın, direnişle geçsin ömrün diye, Ben kendi ömrümden geçtim.
Sakın unutma. Beyaz bir hayatın bir kısmını da sana verdim.

Korumalı: unutmayı öğretsem

Bu içerik parola ile korunmaktadır. Görmek için lütfen aşağı parolanızı girin:

Halk diyorsanız eğer, atacaksınız üzerinizdeki köklü hücreleri. Bir rengi savunan insanlardan uzaklaşıp, Deniz’in Hüseyin’in ve nice yiğitlerin düşüncesiyle yürüyeceksiniz. Yönetenlerin yönettiği insanlardan olursanız, yönetenlerin safından olursunuz. Kimse çobanlık yaparak milyonlar değerinde silahlar satın alamaz. Kendini çıkarların uğruna bile kullandırmak, kullanıldığın gerçeğini değiştirmez. Ve çobanlık hepsinden onurludur.