Balıkesir Deplasmanı

arkasibizdeee

Özgür, Çarli, Ben, İbo, Batuhan, Niyazi

5 Nisan’da Balıkesir Deplasmanı‘na başlıklı yazımda 1-1 biten Balıkesirspor – Orduspor maçı için başlangıç yapmıştım. Kadroda bi kaç değişiklik oldu, Fikret abi de geldi. Onunla ilgili yazacaklarımı en başta yazmak istiyorum çünkü ileride pek fazla ön planda yer aldığı konu yok, kendisine de söyledim. Hayatında Orduspor için gittiği ilk deplasman, biraz yabancılığın verdiği de çekingenlik diyelim artık ne molalarda aşağıya indi, ne de birlikte yapılan bi şeyde bulundu. İlk deplasmanıdır diye bi şey demedik tabi, zaten son deplasmanı oldu sayılır, Urfa’ya taşınıyor. Neyse o akşam otobüse binmeden önce saat 23:30 civarı otogarın oradaki büfeden ne var en yok aldık. Doğu her zamanki gibi hepimizden önce davranmış, 2-3 bira daha içerse bin kilometreyi sorunsuz devirecek kıvama gelmiş. Neyse otobüsün kalkmasını bekliyoruz – otobüsün içinde de teyp hırsızı diye çağırdıkları – Niyazi geldi. Şu birlikte Bolu’ya gittiğimiz, İstanbul’daki maç dönüşünde de bize yardımcı olan teyp hırsızı (: Ardından çarli geldi, Özgür falan hep birlikte bindik otobüse. Fatsa, Ünye, Samsun derken otobüstekiler tabi sınırları zorlama konusunda ısrarcı, kapalı alan arka 5′lide ben hariç herkesin kafası dönüyo.

Henüz çok fazla gitmemişken otobüs mola vermeye başladı. Bu arada Fikret abi gelirken yanında sırt çantası getirmiş içinde her türlü nevale var. Bunu şimdi söylüyorum aşağıda konusu geldiğinde hatırlayacaksınız.

bizik

Ben, Çarli, Özgür

Otobüste öndekilerin hafif uyukladığı şu üstteki fotoğrafta arka 5′linin devirdiği binlerce kilometreyi anlatan fotoğrafta Burhan abinin konusu dönüyor. Burhan abi, Ordu’dan Balıkesir’e gidip, dönüşte de Yalova’ya kadar geldikten sonra İstanbul’a geçti. İstanbul’daki tanıdıklarına da fındık götürüyormuş, elinde getirip otobüsün bagajına koyduğu valizinde. Bu olağan bir durum ancak sen bunu Niyazi’ye söylersen otobüste OHAL ilan edilir (: İlk molada nasıl olduysa valiz otobüsün içine girdi, Niyazi’nin ayaklarının dibinde duruyor. Niyazi ise sırf çarli’yi düşündüğü için otobüsün içine almış, polis arama noktasına girdiğimizde polisler bunun içinde ne var? ooo fındık mı getirdiniz gençler, bakalım nasıl bi şeymiş… derler diye yanıma aldım diyo. Aradan 20 dk geçmez ki avucumun içi fındıkla dolsun. Çarli önde, arka 5′li fındıkları yemeye başladı. Fındıklar kırılırken sesi duymuş olmalı ki Niyazi’ye çakıştırarak yanımıza geldi. Niyazi’nin fındığa dokunmadığına dair ettiği yeminlerden sonra sözüne güvenilir bir arkadaş! olduğunu bir kez daha anladım (: (: Çarli bile oradayken, la naber niyazi diyip elimi selam vermek için uzattığımda bile elimin içine tokalaşırken fındık koyuyo, Niyazi Allah diyo beni çarpsın dokunmadım abi fındığa, çarli otobüsün koridorunda yürürken fındık kabuklarına basıyo (: Bi ara Niyazi’ye biz de inanacak gibi olduk söylediklerinden sonra, acaba gerçekten biz fındık yemedik mi(?) diye…

tirTabi hava karanlık, bir şey görünmüyor, buralar nereler oğlum, biz yine nerelere geldik, kime uyup da geldim ben muhabbetleri döndü, derkeeen bi mola daha verdik (: Git ıssız bi yerde dur kaptan niye asfalt taşıyan tırın arkasında durursunki… Herkes bi taraflara dağılmışken bi baktık bizimkiler tırın arkasına çoktan imza atmış. Arkadaşlar yapmayın, etmeyin (: desem de nafile. Bu fotoğrafta yok ama şu EBS yazan yerde de Niyazi yazıyodu en son. Söz yazarsın, şehrinin adını yazarsın anlarız da niye kendi adını yazdırırsın adamım. Olay bu değil tabi, biz otobüse bindik gidiyoruz, sen Niyazi gel yanıma, la ekin az ben saa bişi dicem, bu tırın şoförü bize küfür eder mi?.
- la Niyazi niye biz oğlum, adam tırın arkasını gördüğünde bize niye küfretsin, bu niyazi kimse diye başlar, tekilden çoğula 1. akrabalarından tut soyağacındakilere kadar seni şevkatle hatırlar dedim, Niyazi de bana deme lan öyle belki küfretmez diyo :):):)

 

Otobüsün içi bi ara çok soğuk oldu, kaptana söylüyoruz donuyoruz diye tamam açtım klimayı, burası sıcak orası da ısınır diyo. Klima yerine arkadaki dolabın soğutucusunu açtığını Balıkesir’e indiğimizde öğrendik. Benim oturduğum yerdeki kapının altı tam kapanmıyomuş, dışarıdaki bütün hava direkt bana geliyo, ben de otobüsün içi soğuk sanıyorum (: battaniyeler, montlar örttüler üstüme ama yok daha dayanamadım olacak gibi değil otobüsün en önüne geçtim sabaha doğru. Yolda bi çok kez durduk, diğer otobüsün kayışı attı, onu bekledik bi dinlenme tesisinde, otobüs yapılırken de gidelim şurada bi çay içelim muhabbeti geçti.

Biz oturduk masaya, ben, batuhan, çarli, özgür, arif, niyazi, çarli… böyle gider kadro. Çaylar geldi masalara, Batuhan’a dedim git fikoyu çağır otobüste beklemesin. Sen batuhansın, uuu doğru diyon laaa diyip heyecan yapıp sandalyeyi arkaya doğru itip kalkarken arkada oturanın elindeki çayı döktü çocuğun üzerine, la noldu falan derken dönerkende kendi elindeki çayı döktü, oradaki kargaşada nasıl yaptıysa hepimiz gülme krizine girmişken benim bardağıma da vurdu benim çay da benim üzerime döküldü. Yani bir batuhan’ın varlığı, alkolik bir kafayla gidilen binlerce kilometre yoldan daha tehlikeli onu anladık.oncesi
Diğer otobüsün motor kısmına yatan ibo, nasıl olduysa otobüsü tamir etti. O sırada karnı aç olan karnını doyurdu, alkolünü içen içti.

Hava aydınlığa kavuşmuşken fotoğraf çeksenize muhabbetleri falan derken, önce şöyle bi şey çıktı ortaya. Biz bu fotoğraflarla uğraşırken kat/kut sesler geliyo tabi Niyazi hala fındık yiyo (: çarli de poz mu versem küfür mü etsem derken bu fotoğrafta en sağdaki kol dikkatimizi çekti, arkasaglambaktık bizim yedek şoför uyuyo, dedimki bi tane daha çek ama şoförü de çıksın. O adam da hiç bozuntuya vermeden nasıl da gelmiş yanımıza oturmuş bilemedik.  Belki çocukları da bizim gibi Orduspor deplasmanlarına gider de babalarının fotoğrafını görür diye çektik :)

Bi mola daha vermiş olmalıyız ki öyle hatırlıyorum, bi yerde yemek yiyoduk, otobüsün içinde kalan çocuklara da geçin çocuklar paranız yoksa da karnınızı doyurun dediğimi hatırlıyorum. Biz de yedik tabi, ama konu hesap ödemeye gelince bazıları adisyonu yırtıp attı, adam anlaştığımız gibi değil de fiyatı yukarı çekince kendisi kaybetti. Biz protesto edip para ödememe kararı almışken (: fiko sağolsun gitmiş ödemiş hepsini. Batuhan yol boyunca evladını sokakta kaybetmiş gibi üzüldü, nasıl olur da sen para verirsin diye.

niyaaaziiKaç kilometre kaldı, gelmedik mi hala derken polis noktasına geldiğimizde herkes bi şeyleri saklama peşindeydi, her ne kadar saklasalar da biri silah mı yakalatmış, üstünde mi çıkmış tam çözemedik ama ruhsatlı çıkınca bi şey olmadı. Niyazi bi ara gözetim altında bekletildi, çarli şikayetçi olmuş fındığımı çaldı diye :) Niyazi de savunmasını, ne yaptıysam otobüsteki kardeşlerim için yaptım diyerek imzalamış. Her şeyden öte, ben orada bi polisle tanıştım, adamla iki dk ayaküstü sohbet ettik ama tabi ne kadar muhabbet edebilirsinki, bizimkiler gelip abi sen ekin’le fazla konuşma, tartışmaya girme kaybedersin falan diyo. Sivil arkadaş, terörle mücadeledenmiş. Bir de anadolu takımı otaraftarı olduğunu öğrendik. Adamla muhabbet ettik, Ankaraspor’un burjuva takımı olduğundan falan bahsetti, bildiklerimi tazeledi hafiften. Orada bi konu geçti, ekin deplasmanı yazarken Ö.’den de bahset (Ö, polisin adının ilk harfi) adam da ne yazması falan derken benim blogun konusu açıldı, sakın benim adımı yazma, fotoğrafımı atmayın derken, biz Karadenizliyiz sen rahat ol, verilen söz silahtan çıkan kurşun kadar değerlidir, ya kalır içerde zamanını bekler ya çıkar can yakar dedim. Ben fotoğraf falan çekmedim ama konuya vakıf olan birisi fotoğraf çekmiş. Ordu’ya geldiğimde ise o konuşmanın yapıldığı ve bizim otobüse binmemizden sonra gerçekleşen istatistiklerde şöyle de bir şey dikkatimi çekti.
arama Batuhan’ın alkolden dolayı biraz fazla hareketli olduğunu görse de sesini çıkarmadı. Niyazi biraz daha zorlasaydı zaten bu polisle akraba çıkacaktı :)

ekiplerOtobüsle yola devam ederken arkadan gelen ekip arabalarının sileceklerini çalıştırmak için Batuhan otobüsün camından şişedeki suyu boşalttı. Deplasman otobüslerinin vazgeçilmezi olan, taraftar bekletme alanından stada kadar otobüslere polislerin yerleştirilmesini de Batuhan protesto etti. Otobüsün içinde Karşıyaka’nın bestesi olan ampül bestesi söylendi. Soldaki parmak Batuhan’a ait.polis

Karşıyaka demişken Nazım abilerin Balıkesir deplasmanımız için Karşıyaka’dan çıkıp yanımıza gelmesini atlayamam. Sercan’ın da üçkağıtçı Mücahit’in abisi olduğunu öğrenmiş oldum. O gün aradım söyledim buradan da yazayım, maç olsun olmasın, Balıkesir’e gelen kadro Ordu’ya gelmezse Göztepe’lidir, duydun mu Aygün. Daha çok yazılacak şey var ama detaylara giremiyorum fazla.

balikesirdenMaç berabere bitti, biz de bittik tabi şu an hala boğazlarım şiş hasta olma evresindeyim. Maç sonrasında benim de şöyle bi fotoğrafımın olduğunu öğrendim. Zaten deplasmana fotoğraf çektirmek için mi giderler, takıma destek olmak için mi anlamış değilim. Olursa Buca deplasmanında ama mutlaka Urfa’da yeniden görüşeceğiz.
Yazım yanlışı, harf eksikliği, devrik cümle gibi şeyler olursa görmeyin, yazdığımı okumadan paylaşıyorum. Balıkesir deplasmanıyla birlikte, deplasmanmetre 87.675 km oldu.
Dostlukla canlar…

 

 

Balıkesir Deplasmanı’na

Gece 00:00′da yola çıkıyoruz. Benimle birlikte Batuhan, Doğu, Özgür, Çarli ve Cörüt var. 1062 km yol.  Güzergah aşağıdaki gibi olur ancak Ankara üzerinden gitme durumumuz da var. Onu yola çıktığımızda kararlaştıracağız. Her zamanki gibi -kısa süreliğine de olsa- giderken bu şehirden tüm güzellikleriyle size emanet etmek istedim. Yolculuk 00:00′da başlayacağı için 22:00′den sonra satışı yasak olan alkolleri – bi taraflarınızla gülebilirsiniz – bu deplasmana giderken 22:30′da Ordu’dan alma kararı aldık. Pazartesi günü yeniden görüşmek dileğiyle Ordu.

**

Geçenlerde Ünye’ye gitmiş, neler yaptığımızı da Ünye’den Yason’a… başlıklı yazımda anlatmıştım. Konu orası olduğu için ayrı bi paragraf açmak istedim. Ben tam olarak hatırlamasam da Batuhan hatırlattı sağolsun, Fatsa’da ışıklara yaklaşırken yapmışız. Aşağıdaki cezadan bahsediyorum, ilk gördüğümde 90′ı geçmeyen arabaya nasıl radar cezası yazarlar demiştim ama bulmaya bahane olduktan sonra radar hikaye, tehlikeli şerit değiştirdiğimiz için yazmışlar cezayı, özür dilerim dostlar yanlış yazdım şerid olacak doğrusu. Daha nasıl yazıldığını bile bilmedikleri konudan ceza yazmışlar.

serityazmakbuolsagerek

Bu cezayı görünce yıllar öncesinde Ankara’ya giderken radardan benimle birlikte durdukları arabanın bagajından aldıkları kalemler, not defterleri falan aklıma geldi de şimdi(görüntüleri var ayrıca radardan durdukları kişi mümessildi) kanunlara uyan bir ülkenin bireyi olmaktan birkez daha gurur duydum.

Ünye’den Yason’a…

Buralara kendi hakkımda bi’ şeyler yazmayalı çok uzun zaman olmuş. Yazılması gereken bir çok şey varken yazmamak da ayrı bir şey tabiki. Bugün gerçekleşen sınavdan dolayı dün gece Batuhan T. ve Fikret G. ile Ünye’ye gittik. Giderken otobandan gitsek de dönüşte sahil yolunu tercih ederek çok doğru bir karar verdiğimizi anladık. selfiededikleriBolaman, Yalıköy, Mersin, Yason derken memleketimize geldik.

Hepsini paylaşamasam da bir çok fotoğrafımız oldu. Şu meşhur selfie dediklerini bile yapmaya çalıştık ama acemiliğimizden dolayı pek başarılı bir sonuç ortaya çıkmadı. Zaten ayakta zor durduğumuz yerde ben ancak arabanın üzerine çıkarak fotoğraf çekebildim. Yason’a geldiğimizde denizin içinde en uzaktaki kayaya kadar gidelim mi? muhabbeti başlamışken ben çoktan suya girmiş üzerimi başımı ıslamıştım tabi.

bolamanpatlayiciEvdeyken, Batuhan’ın 3 bardağa da kayısı suyu koyup bunlardan hangisi portakal suyu bil bakalım fikret abi demesiyle, Fikret abinin bardaklarda büyük inceleme başlattığını görünce Batuhan, boşuna bakma hepsine kayısı suyu koydum demesi zaten tüm ciddiyetimizi bozuldu. Eve girip koltuğa oturmamla birlikte prizde yanıp sönen bi ışık görünce bu ne lan? diyerek batuhan’a yöneldim, o da patlayıcı yerleştirdim(batarya şarj cihazı) diye geçiştirdi ama aradan yarım saat geçtikten sonra gerçekten patladı, çin malı olduğundandır diyerek  sigortaları da yeniden açıp muhabbetimize devam ettik. Çok fazla neşeli, iyimser olamayabilirim, eşim dostum sağolsun. Fotoğraflarla bitsin.

fiko

Bu soldaki fotoğraf Bolaman Kalesi; “yalıköyü köftesiyle, bolamanı kalesiyle, çınarlı çay bahçesiyle hakettin de çoktan fatsam(il olmayı)” şiiriyle Karadeniz 2.si olan abimin sözünü ettiği Bolaman. Fotodaki fikret abi, oturduğuna bakmayın orada duruyodu yanlışlıkla ayağı takılıp düştü o da belli olmasın diye bağdaş kurdu.

 

bolamansahilkorkakbatuLiman Bolaman’a ait, kayalıklar da Yason’dan kalma. Ben ileri doğru gittikçe Batuhan’ın taşları benim olduğum yere atıp su sıçratmaya çalıştığı zaman. Denize giren adama su atmak neyin kafasıysa = Batuhan T.

Aşağıda da kilise var. Olur da devrim aşkını birleştirmek isteyen biri olursa diye bizim için yapılmış yerdir. Güzel de bir öyküsü vardır.

batuylayason

 

Bu manzara Fatsa’nın 11 km uzağından çekildi. karadenizHemen aşağısında mağara ve çok güzel, şeffaf bir mavilik var. Karadeniz’e yolu düşen olursa eğer, soygunlarla, halkın parasıyla yapılan duble yollardan gitmek yerine Karadeniz’de sahil şeridini bozdurmayan tek şehir ünvanını koruyan Ordu’yu sahilden ziyaret etsin. Tanrı’ya sözümüz var O’na çok iyi bakacağız.

Lazona’ya…

Zaman kavramının yeni yeni başladığı, adaletin bilek zoru ile dağıtıldığı bir dünya evresinde tanrı kullarına acımış. “Birbirlerini toprak için öldürmesinler” diyip her millete yeteceği kadar toprak dağıtmış.
Ama bir yedi kardeş varmış ki, o savaş senin bu savaş benim, cepheden cepheye koşup insanlara kılıç zoru ile adalet dağıtıyorlarmış. Tanrı’nın toprak dağıtımında bu yedi kardeş yine cephede savaşıyorlarmış ve tanrı da nedense bu yedi kardeşi unutuvermiş. Masal bu ya, savaşları bitip, dünyaya barışın geldiği o günlerde, yedi kardeş de kılıçlarını bırakmışlar. Geldiklerinde herkes tarlasında tapanında çalışıyor barış içinde yaşıyormuş. Tanrı’nın onlara toprak ayırmadığını öğrenince çok üzülmüşler, huzura gidip dert yanmışlar.
Tanrı buna üzülmüş ve demişki onlara, “madem siz bunca savaşlar yaptınız, haklıyı haksızı birbirinden ayırdınız. bunca zaman dünya üstünde adalet dağıttınız, bende size, kendime ayırdığım toprakları veriyorum. Orası öyle bir yer ki, cennet ve cehennem iç içedir. Ona değer verirseniz, onun güzelliklerini korursanız size cennet, eğer hoyratça kullanır, topraklarımı tahrip ederseniz size cehennem olur. Bu topraklar size benden bağış, çocuklarınızdan emanet olsun

Üşengeç

Bir adım atmakla başla, gitmek için bir adım gerekir.

Dost dediğin;

Zor gününde dediklerine bakma, hangi günün kolay geçti ki? Karşına geçtiğinde belli olur dost. İki taraf olup yanında olmadığında kazanır anlamını ya da anlamsızlığını. O’na zarar gelmesin, laf gitmesin diye düşüncelerinin “0″ noktasına kadar inersin. O senin için bir adım atmaz yukarı. Aslında o adımı atsa yanyanadırsınız her şeyi eşit görürsünüz ancak adım atmaktan korktuğu için hep bir noktadan bakar sana, düşüncelerine hatta hayatına. Tıpkı kendi hayatına oradan baktığı gibi. Ona göstermek istedikleri pencereden baktığı için böyle oysaki, ne açarlarsa onu izler, kumandayı eline bir türlü alamamıştır. Dost işte kumandanın tuşuna bile basamıyor ne beklersin.

Aşk dediğin;

Bırakın zor günü iyi günü, bunun ayrımını bile yapmaz. Ortalama bir ömürde genelde “çoğul” olmayan sayılarda karşılaştığı kişilerden oluşur. Kendini seninle paylaşmayı çok sever ama bu onun bencil olmadığı anlamını taşımaz. Çünkü, sen hariç herkese bencildir. Alırsın karşına ve dersin ki bak bu duvar beyaz. Birgün olur anlatırsın siyaha düşman renk diye. Birgün olur temizlik,saflıktır dersin. Yani sen o duvarın beyaz olduğunu ve o dört duvar içinde yaşayabileceğini hemen hemen her gün anlatmıştırsın. Ama o gelir, yeni boyanan siyah duvara sürdüğü elleriyle senin duvarına bir iz bırakır. Aşk işte bilmiyor ki senin duvarlarına geldiğinde elini pisliklerden temizleyeceğini.

Hayat dediğin;

Geceyi sabaha karıştırmak, sabahın 05:25′inde dışarı çıkıp bir simitle deniz kenarında kahvaltı yaptırmak. Hayat işte, kimine göre kendi karnını, kimine göre kuşların karnını doyurmak.

Şimdi üşengeçliğin sırası değil, dışarı çık ve saat kaç olursa olsun bi kahvaltı yap.

Ahmakça !

Size de bu düzeni, dünyayı, geleceği değiştirmek için yaşıyorsunuz hissi geliyor mu hiç? Bir şeyler değişecek ve siz başarırsanız gerçekleşecek diye düşünüyor musunuz? Ne tehlikeli bir şeydir bu, fikir desen değil, düşünce desen değil, sanki anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği soyut ve somut kavramların birleştiği bir nokta.

Hayatta inandığınız şeyler olur, onun için yaşarsınız.
Bu da aynen öyle…

Eğer inanmıyor olsanız, bir dakika düşünmeden sıkarsınız kafanıza. İşte bu yüzden tehlikeli. Nokta kadar şüphe duymadan inandığınız inanç ancak size nefes aldırabilir. Ötesi yok. Sadece o an için varsınız. O an için ölebilirsiniz.

Sevenleriniz, sevdikleriniz, sevdiğiniz, kardeşiniz, anneniz, babanız, dostlarınız…
Yani onlara bulaşmasın diye uzak durduğunuz herkes;
Sizin neden böyle davrandığınızı bilebilir mi?
Bunu hiç düşündünüz mü?

İşte tam da bu yüzden vazgeçtiğiniz hayatınızdan alabilecekleri, koparabilecekleri bir kişi bile kalmadığında onlar için en büyük tehdit siz olursunuz. Onların kaybedecek çok şeyleri varken sizde bunu bulamadıklarında listenin başına geçersiniz. Kendilerinin hissettiği korkunun sizin üzerinizde de işe yarayacağını düşünerek saldırmaya başlarlar, ahmakça. Bir insanın saati, kaybedecek bir şeyi kalmadığı dakikaya geldiyse o insandan hiçbir şey alamazsınız. Her şeyin değişeceği o büyük gün geldiğinde yeniden görüşeceğiz.

Bugün; İyi Bir Gün!

berkinimEvlisiniz ve bir çocuğunuz var. O’nu ekmek alması için bakkala gönderiyosunuz. Çocuğunuz bakkala giderken polisin attığı gaz bombası fişeğinin hedefi oluyor ve başından yaralanıyor. 5 gün geçiyor uyanmıyor, 20 gün geçiyor uyanmıyor. 200 gün geçiyor uyanmıyor. Şu an tam 260 gün oldu ve çocuğunuz yoğum bakımda bilinci kapalı bir şekilde uyuyor. Tüm bunların sorumluları bir kez olsun senin yanına gelip geçmiş olsun bile diyemiyor. Çünkü bu acının sende bıraktığı izin geçmeyeceğini biliyor. Şimdi bir daha bakın, çocuğunuzun en güzel yıllarını elinden alan kim? diye…

Ben susmuyorum hem vicdanım hesap sorar hem de yarın aynı şey benim çocuğumun “başına” gelir diye. Şu sıralar yazma, eylem olursa katılma diyorlar. Onların istediğine “hizmet” ediyormuş gibi.  Sonra yine aklıma geliyor, tüm bunları gören gözlerime ihanet etmiş sayıyorum kendimi, ya gerçekten kör olmak gerekir ya da vicdansız diyip söylenenleri duymuyorum.

Bugün aynı zamanda Abdocan’ın da doğumgünü.
Bugün katledilenlerin, ezilenlerin doğumgünü.
Sen eğer üç maymunu oynamaya devam edersen, yılan bir gün sana da dokunursa “keşke” dememek için bugün iyi bir gün. Ve sen bunları çok iyi düşün.

Süzgeçten Geçenler Kulübü

Bugün size bir şeyler söyleyenler sizi dünyada bir yerlerde görmek istedikleri için yani sizin iyiliğiniz için var. Ancak siz, onların sizi görmek istedikleri yeri seçerseniz mutlu olmayacaksınız. Eğer kalbiniz, bir oto tamircisinde çalışmayı istiyorsa hangi okulda okursanız okuyun, hangi mühendisliği seçerseniz seçin hayatınız boyunca asla mutlu olmayacaksınız. Siz kalbinizin istediğini değil de aklınıza sokulanın, size dayatılanın peşinden giderseniz asla mutlu olamazsınız.  Bu sadece mesleğiniz için geçerli değil, sevdikleriniz yani eşiniz, dostunuz, sevdiğiniz için de geçerli.

İnsanların beyninde oluşabilecek acaba başkası ne der? ben şimdi şöyle yapsam kimbilir ne konuşurlar? düşüncesini beyninizden silip atın. Böyle yaşanmaz, kendimden biliyorum. Hayattan nefret ettirir zamanla.

Şöyle bi çevrenize bakın, çevrenizdeki insanları süzgeçten geçirin hemen hemen hepsi o süzgeçe takılıp kalacak. Çünkü çoğu insan önündeki engellerden sıyrılmayı bilmiyor. Sabah kalk işe git, akşam çık eve gel. Bir ömür nasıl böyle geçer sizce? Robotlaşmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Ne zaman o süzgeçten geçip gerçek özgürlüğünüze kavuşacaksınız çok merak ediyorum.

Kiminizin aklında şöyle şeyler oluşur; Ben istesem zaten yaparım.
Yapamazsın arkadaş. Sen bu cümleyi kuruyorsan asla yapamazsın, Yapamayacaksın. Havlayan köpek ısırmaz derler ya sen o havlayıp da ısıramayan köpeksin. Kemiği nere atarlarsa oraya gider, kemik atmadıkları zaman itaat edersin. Ben de bir köpeğim ama, sahibi olmayan, şuraya git, şunu yap, koş, otur, gel diye emir almayan bir sokak köpeğiyim. Yani önemli olan köpek olmak değil, kimsenin köpeği olmamak.
Anlatabildim mi arkadaşım…

Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür.

Komutan Che

Perişan

Yarın sabah sokaklarında devrim nöbeti tutacağım bir ülkede uyanacağıma inanıyorum.

İ.Özyol

Denemeli

En çok sevdiğiniz kişiyi hayatınızdan çıkarmayı denediniz mi? Bu çok güç olmalı, düşünmekle olmaz bunu bi şekilde eyleme dökmeli. O’nu özlemeli, düşünmeli kavuşmayacağını bile bile beklemeli bazen. O’nun için bir şeyler yazmalı. Çünkü çok güzeldir sana yazılan cümleleri okumak, okudukça bir kez daha okursun. Durursun canın sıkılır bir kez daha açar okursun. Senin için harflerden oluşan kelimeler, onların kurduğu cümleler mutluluktur. Mutluluk; Yazdıkça paylaşılır, okudukça çoğalır. Tüm bunların sebebi senin mutlu olmanı isteyen cümleler değil, cümleleri görebilmene yardımcı olan yazılardır. Yazıları görebilmene yardımcı araçlar vardır, kağıtlar, bloglar gibi. Bunlardan haberdar olmanı isteyen kişiler vardır. Yani seni harfler, cümleler, kâğıtlar veya yazılar değil aslında kişiler mutlu eder. Senin farkına varman gereken asıl konu budur. Seni sevenler yazılar değil yazarlardır.

Ve yazarlar belki seni seviyordur.

Yolculuk

Büyüdüğünüz sokakları, size yaşattığı mutlulukları ve hüzünleri unutmayın. Bensiz biraz yalnızlık çeker, o yüzden ben gelene kadar memleketime iyi bakın. //uzaklar 19 Ocak ’14