Bekleyelim

Anlık zamandan daha hızlı yaşıyorum şu sıralar, buralara uğrayamadım ancak çok şeyler var hangisinden başlayacağımı da bilmiyorum. Unutmadım tabi buraları, tekrar geleceğim. Geldiğimde güzel şeyler var, bol bol fotoğraf ve video, dostluklar, arkadaşlıklar var. Yeni yeni güzellikler var, hayatın tadı tuzu, alın teri, emeği, emeğin karşılığı var. Doğa var, dereler var. Bekleyelim…

Karanlık Gecelere Ortak Edemem Seni

Bir gün anlayacaksın neden sessizce gittiğimi Senden vazgeçmek uğruna nasıl bir savaş verdiğimi Mevsim kış olur hani bir yudum güneş bulamazsın Sonsuz uçurumlardaki çiçeklere dokunamazsın Her sabah bir sayfa daha eksilip gidiyor ömrümden Gönlümün yıkıntılarında can çekişiyor umutlarım Ellerimde acı var ellerini tutamam kıyamam kıyamam sana Yollarımda ayaz var yaklaşma yollarıma kıyamam kıyamam sana Karanlık gecelere ortak edemem seni kıyamam kıyamam sana

Bir Çorba Kaşığı Memleket

Bayramın ilk günü büyüklerimizin yanına gidilir sözünün sadece sözde kalmadığı diğer bir bayramdı. Mersin’den sonra iyi geleceğini düşündüğüm memleketimin havasını içime çekmeyi özlemiştim. İşten gece 02:30’da çıkıp 03:20 gibi Yavuz’u da alıp memlekete doğru yola koyulduk. Giderken Ulubey, Gölköy, Gürgentepe ve Mesudiye diye planladık dönüşte tek döneceğim için Mesudiye, Yeşilce, Çambaşı’nı tercih ettim. Ordu’dan çıkıp Ulubey’e ulaştığımızda çıkışa yakın bi yerde Doğukan’ın kafka’sına denk geldik. Gece yola çıktık diye düşünürken aradan Devamını Oku

Mersin’den Ordu’ya

Mersin’de geçirdiğimiz 2 günün ardından yola çıkma zamanı gelince, iki arkadaş 828 km yol için marşa bastık. Geceyarısında çıktığımız yolculuğumuzda daha önce görmediğimiz yerleri gördük, gezdik dolaştık. Acaba hergele bizi ne zaman yolda bırakacak diye endişelendik. Ortalama 80-90 ile katettiğimiz kilometrelerin sonucunda yaklaşık 18 saat sonra Mersin’den Ordu’ya gelmeyi başardık. N’olur nolmaz evin önünden çıkarken başlayacak yolculuğun ilk fotoğrafını çektik. Metal yığını ne kadar yakar bilemediğimizden neredeyse her 150 km’de Devamını Oku

Karadeniz’den Akdeniz’e…

1 günde belli olan yolculuğun bitmesiyle şu an itibariyle Mersin’deyim. Mersin sınırına girdiğimde Karadeniz’in sisli dağlarını andıran dağlarını geçtikten sonra acaba klimalar sıcak mı esiyor diye düşünürken, sağolsun Mersin’e hoşgeldin dedi yol arkadaşım. Sabah 06:30 civarıydı geldiğimde. Şu an Mezitli’deyim. Geldiğimden bu yana abartısız 5 defa duşa girdim, 7-8 defa da yüzümü yıkadım. Karşı dairede oturan Ali abiyle yeni tanışmama rağmen gayet güzel bi muhabbet geçti. Bu havalar şu an Devamını Oku

Zor değil, isteyin yeter !

Eskiden olsa buralara çok güzel şeyler yazardım. Saatlerce ve her gün… Şimdi ise yeniden saatlerimi harcamak istiyorum, düşüncelerim ölümsüzleşsin diye. Geçen yıl bu zamanlar gittiğim yerleri, yaptığım şeyleri anlattığım yazılarıma baktım, 2013 Temmuz’u dolu dolu geçirmişim. Bu zamanda, 25-26 yaşındaki insanlara bakkaldan alacağınız plastik topla mahalle arasında kolay kolay maç yaptıramazsınız mesela. (Yenimahalle Demirspor 9 – 7 Fidangör Jetpa)Ya da anlık kaçışlarınız yoktur şehirden, mesela hadi Uzungöl’e, oradan Sümela’ya gidelim Devamını Oku

2 Temmuz’u Unutma, Unutturma!

Otelin merdivenlerinde oturmuş “Behçet Aysan” önünde bir yangın söndürme tüpü, hemen arkasında güzeller güzeli “Uğur Kaynar” onun hemen yanında ise elinde küçücük bir fırça ile kendini savunacak olan “Metin Altıok”.. O merdivenlerin, o duvarların dışında ağızlarından köpükler saça saça kudurmuş şeriatçı ortaçağcı bir kitle.. Bu adamlar o kadar insanlar ki, kendilerini birazdan ateşe verecek bu katillere karşı bile kendilerini küçücük bir yangın tüpü ve fırça ile savunmaya çalışacaklardı kimsenin canı Devamını Oku

Einstein’a göre Tanrı ve Din

Ben bir ateist değilim. Kendime bir panteist diyebileceğimi düşünmüyorum. İlgili soru bizim kısıtlı akıllarımız için çok geniş. Biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun durumundayız. Çocuk kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. Nasıl yazıldıklarını bilmez. Yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder, ama ne olduğunu bilmez. Bu durum, bana göre, en zeki insanın bile tanrıya göstereceği yaklaşımdır. Biz, Devamını Oku

Agnostisizm ve Ateizm

Ateizm, tanrının var olmadığını veya var olamayacağını savunur. Ateist olan bir insan, doğa yürüyüşüne çıktığında hayatında hiç görmediği bir canlıya denk gelebilir. O canlıyı görene kadar o canlının varlığından habersizdir. Yani ateist; bugüne kadar görmediği bir şeyi ya da duymadığı, hatta hissetmediği bir şeyi yani tanrıyı inkar edebilir. Ancak tanrının varlığının kendisine göre ispat edilebilir olduğu zaman ateist olmaktan çıkacaktır. Ancak Agnostisizm ise tanrının var olup olmadığının bilinmediğini veya asla Devamını Oku

İstanbul’dan Geriye Kalanlar

Batuhan’ın cumartesi, benim de pazar günü yola çıktığım, fotoğraflarda göreceğiniz mavi vosvosu almak için gittiğim İstanbul’dan geriye kalanları kısa kısa yazıp, vosvos almadan önce nelere dikkat edilmesi gerektiğini de belirtmek istiyorum. Ordu’dan Samsun’a, Samsun’dan da Ern’in vosvosuyla İstanbul’a olan yolculuğumuzda, Samsun’dan yeni çıkmışken polisin bizi durdurmasıyla yolculuğun nasıl geçeceği az çok belli oldu. Pre modellerin arka stop lambalarının çok küçük olmasından dolayı polisler bu şekilde yola devam etmemeniz gerekir gibi Devamını Oku

Özgürlük Yollarında…

Herhalde beni tanıyanlar, “nihayet” diyecektir bu yazıyı okuduğunda. Birazdan evden, mahalleden ve şehirden kaçmış, özgürlük yollarında kilometreleri deviriyor olacağım. Öncesinde belirtmekte fayda var, Batuhan dün otostop çekerek yola çıktı, en son Çorum’daydı sonrasında daha ileri gidebildi mi bilmiyorum. Varış noktamız Bahçelievler / Bakırköy / İstanbul. 1302 S için gidiyorum, pazartesi satışını üzerime alıp kazasız belasız bir şekilde Ordu’ya dönmek şu an için tek isteğim. Giderken de Ern’in pre’siyle gideceğimiz için Devamını Oku

Babalar Günü

Babamın, babası için yazdığı yazıyı gördüm bugün. Siz de görün istedim. İlk kez bir babalar günü geçirdim sensiz, Keşke bu resimdeki gibi hep çocuk kalsaydım, Sen hiç bahsetmezdin böyle günlerden ama, Keşke yine hediye almasam da gelseydim yanına, Hiç olmazsa arasaydım da, sen duysaydın sesimi. Şimdi yanıyorum ona bir de kız babası olmadığıma. Başına gelemedim ama duyarsın sesimi, Senin de tüm babaların da günü kutlu olsun baba… İbrahim BAYKAL