Lig bitince kendimi ölmüş gibi hissettim; Deplasman otobüsünü, otobüsün içindeki ter kokusunu, ayak kokusunu, aynı koltukta 3 kişi uyumayı, her 20 kilometrede bi mola vermeyi, birisi sızdığında onunla dalga geçmeyi, arka 5′linin bitmek bilmeyen anılarını, öndeki abilerin artık susun çocuklar biraz kafamızı dinleyelim demesini, dinlenme tesisine geldiğimizde tesisin mikrofonunu alıp beste söylemeyi, 3 liralık çorbayı 1 liraya içmeyi, otobüs her durduğunda spreyle duvarlara yazı yazmayı, her 5 besteden 1′inde giresuna küfür etmeyi, maçın olacağı şehre geldiğimiz zaman polis noktasına gelmeden emanetleri otobüsün en olmadık yerlerine zulalamayı, polislerin bulduğu emanetleri bize göstererek bunlar kimin arkadaşlar? diye sorduktan sonra hepimizin havaya bakmasını, şaşırmış takliti yaparak aa! o da nerden çıktı gibisinden bi tavır sergilemeyi, 90 dakika hiç susmadan bağırmayı, ev sahibi taraftarı her ne şekilde olursa olsun göt etmeyi, yenildiğimiz her maçın sonunda “bu yolculuk nasıl bitecek?” diye kaygılanmayı ve “artık bu takımın peşine gitmem” dememe rağmen bir sonraki deplasmana gitmek için ismini ilk yazdıranlardan biri olmayı, şehrimize geldiğimiz zaman o yorgunlukla eve gidip aralıksız 20 saat uyumayı, o yolu birlikte gittiğim kardeşlerimi kısacası deplasman yapmayı çok özledim çook.










▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀