Archive for the 'Orduspor' Category

Ege ve Orduspor

Kimin kardeşi yaa (: Koskoca Ordu’ya 3′lü çektiriyo. Tezahüratlar eşliğinde Trabzon seniin sikini yesin :D 3 video da farklı farklı ona göre. Ege Reis !

 

***

***

Kiracı Geldim, Kiracı Giderim

Bilsay’ın muhteşem yazısı.

Mabedimde kiracıyım. Tesisimde kiracıyım. Otobüsümde kiracıyım. Futbolcumun evi de kiralık, kendisi de. Futbolcuyu kiralarım, çünkü alacak param olmaz. Kiraladığım her futbolcuyla, yetersizliğimi, onlardan güçsüz olduğumu yüzüme vururlar, kiralayanlar… Ben sürgün yeriyimdir. Benim olmayan ve olmayacak olanı yetiştirmekle, zor şartlara alıştırmakla görevliyimdir. Zor şartın kendisiyimdir. Yatılı okulumdur ben, her gece eve dönüş hayalleri kurulan…

Anadolu Kulübüyüm.. Futbolun egemenleri ve onların yaltakçıları tarafından zerre kadar değer verilmeyen, bu ligin garnitürü Anadolu Kulübüyüm.. O derece değersizim ki, tek başıma bir duruşum olamaz benim. Sözümün değeri yoktur. Susmuşsam, ayarı yemişim demektir. Sesimi yükseltirsem, yaftalar gelir hemen peşinden. Kime dokunduysam, artık onun ezeli rakibinin yalakasıyımdır, maşasıyımdır, arka bahçesiyimdir. Bana dokunurlar ve kimsenin umurunda olmaz. Bir Anadolu Kulübünün çıkarı olmaz, o hep başkalarının çıkarına hizmet eder ve etmek zorundadır.. Öyle ya, dünya o 3-4 kulübün çevresinde dönmektedir ve aslolan onların çıkarlarıdır. Beş para etmez rekabetler, beşten fazla para eder. Senin mücadeleni, senin gibiler bilir, onlar bilmez, görmez. Yollarında engelsen, sen de artık telefon konuşmalarının mezesi, götü kalkmış Anadolusun, ne kadar övünsen az..

Osman kadro dışı kalsa kimsenin umurunda olmaz, Culio kadro dışı kalınca reytingin, paranın kokusunu alan akbabalar, başına üşüşür. Çünkü Culio, nicelik büyüğü, ego manyağı o takımlardan birinin istediğidir. Bu takımlar sadece ister, istekleri sınırsızdır. Ne zaman neyi isteyecekleri belli olmaz. Onlar için senin hayati bir maça çıkacak olmanın önemi yoktur, sen düşersin, yeni bir kukla gelir, onunla oynarlar. Umutlar bağladığın bir futbolcun vardır, eve dönüş hayalleri kuran.. Antep’e gidersin, maçın hayatidir. Bir şehrin umutları, başka bir şehre taşınır. 10 numaranın gözü maç için otelden ayrılırken, TV’ye takılır. Hayallerini kurduğu evi, onu çağırmaktadır. Şuursuzca onu istemektedir. Şimdi bunun zamanımıdır? Buna onlar karar verir.. Artık batar kaldığı otel, bindiği otobüs, yaşadığı “kiralık” ev , giydiği renkler.. Ekmek yediği formasına yabancıdır.. Ve bu durum, o nicelik büyükleri için son derece doğaldır. Çünkü sen kuzusundur. 4.sıradan yukarı çıkamayacak olan, çıkmaması gereken kuzusundur. Dolayısıyla bu memlekette, senin oynadığın maç, ancak karşında “onlar” varsa önemlidir. Ve bu denklemde, sen yine de önemsizsindir.. Ve yine topunu oynasan, mücadeleni versen, onun o çok ezeli, pek bir mühim rakibinin tetikçisisindir,arka bahçesisindir.. Kötü gününde olsan, bu kez seni oynadığın rakibin maşası yaparlar, ona yatmakla suçlarlar.

Bırak bu işleri Anadolu! Sen şehrin için oynayamazsın ki, sen temsil ettiğin renklerinin onurunu gözetemezsin ki.. Benim memleketimde, neyin onurlu, neyin onursuz olduğuna egemenler karar verir. Gün gelir, şike bir oyun kuralı olur.. Açık arttırmayla maçlar alınır, satılır.. Senin buna söyleyecek sözün yoktur.. Söylersen onursuzun,şerefsizin ta kendisisindir..

Ah benim Anadolu Kulübüm.. Kamuoyunu aydınlatmak senin neyine.. Kamuoyu dediğin,o çok büyük, çok şanlı kulüplerin ta kendisidir.. Senin başkanına tezgah kurarlar.. Sen sadece bağlaçsın, ayıl artık! Onlar reytingin kucağına, paranın kucağına, yani onun sahiplerinin kucağına düşmüş, kendilerine spor medyası diyen acizlerdir, kuklalardır.. Öyle ki, seni bin bir taklayla konuştururlar, daha sonra neden konuştuğunu, altında ne yattığını sorgularlar.. Onlar konuş dediğinde konuşmalısın, sus dediğinde susmalısın.. Neler mi anlatmalısın.. Sen bilemezsin Anadolu, onlar bilir.. Kendini misafir sandığın bir programda seninle alay ederler, buna cüret ederler.. Sana kabadayılık yapılır, dövüş filmlerinde gelip arada bir dayak yiyen figüransın.. Aynı şekilde karşılık vermelisin ki, reyting orgazmını yaşasınlar.. Vermezsen adam değilsin Anadolu.. Adam değilsin..

Anadolu Kulübüm.. Mor-Beyaz sevdam.. Gözümden sakındığım.. Senin kurduğun güzel hayallerin yanında, onlar kabak gibi kirli.. Bırak o çok süper finallerinde takılsınlar..

Ve sevgili Türk Futbolu.. O çok temiz, görkemli, filminizde, figüranlar çekildi, filminizin alayı başrol.. Yazın, bozun, oynayın..

  Var olmayan seyirciler, var olmayan bir aktörü alkışlıyorlar..
Bense arkadan geçiyorum..
Umursamadan kimseyi..

Orduspor’un 45. Yılına Özel Çalıntı Logo

Orjinal Logo

Sözde Orduspor’umuza özel çizilen Logo

Ulan bari bunu yapmayın. Çıkın diyin ki, logoyu yabancı tasarımcı yaptı, biz mora boyadık diyin. Öyle derseniz hiç olmazsa gözümüzde küçülmezsiniz.

Orduspor Fidangör

Orduspor – Kayserispor maçı öncesi takımı karşılarken. Zaman bulunca gelmişini geçmişini siktiğimin yerinde uzun uzun şeyler yazıcam da zamanım yok (: Alttaki video 01:52′yi gösterdiğinde kornaya basıyom (: Zaten ekin ekin seslerini de duyacaksınız.  Dakikalar tam olarak 03:00′ü gösterdiğinde de herkes takım otobüsünü bırakmış benimle ilgileniyodu. Kartal’ın amına koydular. Biri de diyo zaten o sırada ekinin araba gitti diye (:

Videonun devamı falan da var, arabadan inip çocukları kovmaya çalışırken (: Sonra Ünye’yi de yazcam daha. Rükay’ı hiç öyle görmemiştirsiniz. Bi de ses kaydı var ama şerefsiz rükayın yüzünden ses kaydının tamamını yayınlayamıyorum.  Büyük ihtimalle bu gece yeni yazı geliyoor :)

Karşıyaka Maçı, Ünye ve Ordu…

Merhaba Nazım Abi, Merhaba Karsıyakam

Biliyorum bu yazı için çok küfürler yedim. Ayıp ettin de diyebilirsiniz ama verdiğim bir başka sözü de gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Biraz garip bi mutluluk ama işte öyle. Ben Karşıyaka’dayken de Nazım abilerde kalmıştım. Gerçi ev vardı ama çok ısrar etti gel bende kal diye o yüzden kaldım yani (:

Neyse artık şu bol bol güldüğümüz, ölümle yaşam arasındaki anlara girip girip çıktığımız Orduspor - Karsıyaka maçının öncesi ve sonrasıyla sizi başbaşa bıraksam daha iyi olacak.

Genel olarak kadroumuz şöyleydi; Ben, Rükay, Serkan, Umut, Batuhan, Yavuz, Sefa, Elif, tabi duruma göre değişiklikler de oldu, günün belirli saatlerinde aramıza katılan, sonra yok olup gidenleri de biliyoruz.

Nazım abimleri almak için Çarşamba Havaalanına gittik. Bu gidiş-dönüşlerle zaman harcamayalım. Dönüşte Ordu’ya otobandan geçmemiz lazımdı ama öncesinde Yalıköy’e gidip Engin abimi ve Hanımını oraya bıraktık. Köfte de yemiştik yanılmıyorsam. İşte bakın diyorum size hatırlamıyorum diye, Batuhan’la Sefa vardı dimi yanımızda? (: Nazım abi köfteden bi parça ısırdı “hmm çok güzelmiş ama ben daha yemicem çocuklar” dedi :D Şimdi sorsan hatırlamıyorum ben öyle bişey demedim der ama dedi işte, Ordu’nun meşhur köftesini beğenmediğini söyledi. Bunu not edin bi yerlere…

Neyse Ordu’ya geldik, Boztepe’ye çıktığımızı tahmin ediyorum. En azından öyle bi düşüncemiz vardı, yok yok çıkmış olmamız lazım. Buraya gelip de oralara çıkmamak olmaz. Tabi bizi ekip Yavuz’ların derneğine de gittiğini unutmadık yani bunları tek teeek yazdım bi kenara.

Yazılanların sırası işleyişine göre olmasa da (: akşam akşam Ordu Lisesi’nin orada “abi bunda ne yazıyo?” sorusuyla açılan “ÇARŞI” pankartını da hatırlatalım. Sonrasında pankartı açtıktan sonra katlamak için kimsenin oralı olmadığını da unutmadım (: Abi dedim çıkarma şimdi pankartları, bak sen uğraşırsın! Ama yok. Hayır illa yaşımızın büyük mü olması lazım dinlenmemiz için?

Bi arada da kahveye gittik, şu bizim stadın altında Güven abinin yerine, stada girip fotoğraf da çekinmiştik. İhale mi oynamıştık tam hatırlamıyorum ama emin olduğum tek şey herkesin başka şeylerle ilgilendiğiydi. Şimdi fotoğrafa bakın ne görüyosunuz? Elif, elindeki kartına bakıp aa kupalı 7′li derken Serkan’la Sefa’da bakıyım nasıl bişeymiş? bahanesiyle Elif’in elindeki kağıtlara bakıyolar. Nazım abi’de yorgunluğunu atamamış üstünden ama baksanıza sinsi sinsi düşüncelere dalmış. “Sinekten girsem, 4,5 en fazla 6 alır. Maça deseeeem batarım. En iyisi ben bu ele girmim” der gibi bi ifadeyle oyuna devam ettiler. Ya Batu n’olacak? O hep ayrı bi dünyanın insanıymış gibi, Nazım abiye bakıyo ve düşüncesi büyük ihtimalle şöyle “ulan bu el nazım abiye kalcak gibi en iyisi ben bi tane tost söyleyeyim de karnım doysun” :D

Neyse birader sonrasında gece için bi alışveriş yaptık, bu yaptığımız alışverişle gecenin pek bi hareketli geçeceği belliydi.  (: Malzemeler sağda gördüğünüz gibi, bi de daha aşağıda solda da hali hazırda Ünye’deki evde olan kadro var. Ben bir sigara karşıtı insan olarak 6 paket sigara görüyorum orada. Ancak diğer maddelere, karşı bi tutum içerisinde olamam. 2 adet istanblue, 1 adet binboa vodka, 26 tane bira ve yanında çıtır, çerez artık ne bulduysak. Nazım abiyle Batuhan fazla hızlı gitmedi. Karadeniz’in havası çarpar gibisinden bi korkusu mu vardı bilmiyoruz ama yine ne varsa bizim tayfada vardı. Umut, Sefa, Rükay, Yavuz, Serkan ve Ben hızlı gidenler kervanında yerimizi aldık.

Masamızı kurduk, çereziydi, meyvesiydi mezemizi de hazırladıktan sonra muhabbet eşliğinde vurduk kafaları. İçiyoz ama diyorum kendi kendime kimseye bişey olmaz umarım (: Ne tür muhabbetlere girdiysek artık, bi ara bağıra bağıra bişeyler söylüyoduk birbirimize. Vodkanın biri bitti, ikinci açıldı, sorna üçüncü açıldı derken bizim kafalar hafiften güzelleşmeye başladı. Sonrasında biralarımız da açıldı. Ben ağladığımı hatırlıyorum. Ya annemle ilgili bi konu geçmişti ya da başka bir konu. Ama içerken gözümden yaş geldiğini hatırlıyorum. Abi çok duygusala bağlıyorum ben kafam güzel olduğunda. Öyle böyle değil, yeterki kafam güzel olsun. Sonrasında açın bana bi Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Kazım Koyuncu, Ahmet Kaya… Öyle vura kıra bi ağlama değil, bir yandan içerken başımı hafif eğerim, gözümden yaşlar akar. Ama durmak bilmez kolay kolay. İşte yürekten severken, acıyı yüretken hissetmenin göz yaşları oluyor demekki onlar.

He nerde kalmıştık, biralar da açıldı, içildi teker teker. İşte şimdi Serkan’ı tutabilene aşk olsun. Diyorum arkadaş bu çocuğa alkol yaramıyo, ne yapacağı belli olmaaaaz. Saat gecenin 03:00′ü tutturdu bana bira alın gelin. Öyle adam gibi de söylemiyo, ekiin bana bira alın kardeeeş, nerden alıyosanız alın alcaksınız benim için Ordu’ya da gidip bira getirceksiniz. Ya serkan bi sus otur oturduğun yerde. Yok! Bira getirin bana. O sırada Nazım abi girdi araya, Serkan bi dur oğlum sakin ol iki dakka. Serkan başladı Nazım abiye laf söylemeye, Abiii bak abimsiiin, canımsııın söyle şunlaraa bana bira getirsin. Bak kalbiiiize bıçak atarım bak. Kalbiizin ortasına bıçaak atarım. Lan Serkan adamı sinir etme, otur lan biz seni çekmek zorunda mıyız! Adam gibi iç. Serkan, tamam kardeeş otururum ama bana bira alcaksınız. İyi dedim Serkan bira almaya gidiyorum ben ama adam gibi otur biz gelene kadar. Bizim de kafalar uçmuş bi vaziyette ama az çok ne yapacağımızı biliyoz. Ben gidiyom bira almaya dedim arabaya indim. Yavuz’da geldi. Yavuz’un kafa da gitmiş :D Aşağıda arabada olanları bi ben biliyom, yukarıdakilerin haberi yok. Ben şoför koltuğundayım oturuyom Yavuz geldi. Yavuz’a, kanka ben çok kötüyüm yaa, ne yaptığımı bilmiyom. Gözüm çok pis dönüyo diyom. Bişey olmaz kanka benimki de dönüyo diyo. Sonra nasıl oldu bilmiyom ama kendimi bi anda Yavuz’la yer değiştirmiş olarak gördüm. Yavuz şoför koltuğunda oturuyo. Bana diyoki anahtarı ver. La napcan anahtarı? Kanka merak etme sen bana güven, sen kardeşine güven anahtarı bana ver. Ya Yavuz verim de birader söylesene napcan anahtarı? Kanka sen versene anahtarı arabanın farlarını yakcam, yanıyomu diye kontrol etcem. :D :D Arkadaş az bahaneye bakın yaa :D O sırada ya bi siktir git yavuz dediğimi hatırlıyom :D İnsan sallarken biraz tutarlı sallar yahu. Arabanın ışıklarını kontrol edecekmiş :D Hee yavuz anlıyom derdini kardeşim (:

Neyse zaman geçtikten sonra biz eve çıktık. Ayırdığım biralardan içiyom ben. O sırada Nazım abiden telefonu aldım, balkona çıktım. Birini arıyom (: Aloo, napıyon? Sen beni nasıl unuttun lan şerefsiz diyom. Sonra da kafam güzel bak, valla beni sinir etme atlarım diyom. O sırada yanımda birini gördüm beni tutuyodu. Çoktan bacağımın tekini atmışım balkonun demirlerinden dışarıya. Atlayacam yani kaçarı yok :D Bi de serkana sakin ol diyom. Ama kıza da telefonda, bak atlıyorum beni tutuyolar, yoksa atlarım. :D O sırada Umut’mu geldi acaba yanıma, aldı telefonu benden konuşmaya başladı. İşte sen Ekin’i boşver, biz varız yanında. Merak edilecek bişey yok. (: Girdim salona tekrar. Neler yapıyoduk o sırada bilmiyom.

Bi kere Serkan’ın kusmasını unutmamız mümkün olamaz. Önce Nazım abi gitti yukarıya yattı. Serkan’ı da yatırdık salona. Ama var mı böyle bi dünya yaaa, adam uykusunda kusar mı arkadaş! Uyurken yaa, uyuyo resmen. Kafasını kaldıramıyo. Başladı kusmaya. Amına koyim serkan, amına… Kanepe, halı, yerler hep battı.

Sabah oldu… Uyananlar toplandı salonda. Umut, Yavuz, Batuhan.. Lan kalkın maça geç kalcaz. Rükay kalk! diyom ben gelmiyom siz gidin diyo. Serkan kalk! diyom, sen kimsin diyo. La olum kalkın sikicem belanızı diyom yok. Serkan kalkıyon mu kalkmıyon mu birader diyom. Tutuyom bunu oturur pozisyonuna getiriyom. Rükay’ı da öyle kaldırmak için yan kanepeye geçiyom. Hooop serkan yine gittiiii, başlıyo uyumaya. Tekrar uyandırıyom, serkan bak kalk yoksa kötü olacak. Ses yok. Lan kalk! Ses yok. Kafam attı, mutfaktaki şişeyi aldığım gibi Serkan’ın kafasından aşağıya… Şimdi kalkma Serkan dedim. Bi küfürler ediyo, sikicem yapcanız işi de kalkcaktım zaten de, iki dakika sabredemediniz de :D O sırada Rükay’a döndüm, Rükay kalkıyon mu birader? Yok. Al amına goduum, boşalttım suyu onun da kafasından aşağıya. Elimi tutuyo, tuttukça şişedeki su etrafa dökülüyo. Sonra serkan mıydı kimdi bilmiyom almış suyu benim kafamdan aşağıya döktü. La siz misiniz beni ıslatan! Aldım büyük şişeyi düştüm bunların peşine yerler hep su oldu. Sonra ya Serkan’ın ya da Rükay’ın peşine düştüm, üst kata kaçmaya çalışıyodu yerler hep ıslak, yere bi düşüşü var :D Gülmekten elimdeki su şişesiyle kendimi ısladım :D :D

O sırada biz salonda beklerken biri daha geldi. Batuhan dediki herkes uyuduktan sonra biri kusmaya başladı kimdi o? Sefa dedi ben kustum diye. Dedim olum evi batırdınız amına koyim yaa temizleseydin bari. Kanka merak etme camdan aşağıya kustum dedi. :D La sen ne diyon? Nerde yattın sen dedim. E bana gösterdiğin yerde dedi. Salonun perdesini açtım cama bi baktım, camı bok götürüyo. Amına koyim bu ev dublex, üst katta yattın camdan kusunca yine bizim cama geleceğini hiç mi düşünemedin :/ Amına koyim dedim nasıl sövüyom varyaa, camın eşiği camın her tarafı leş gibi olmuş.

Neyse hazır Serkan da uyanmışken, dedimki Sefa sen camı sil, Serkan sen de şu kustuğun yerleri temizle. Serkan başladı ben nere kustum da ben kusmadım, ben hayatta kusmam. La olum bu kadar insan yalan mı konuşuyo? Sen nerde yattın burda, bak kanepede bile var. Şu yeri temizle kanepeyi ben temizlerim diyom. Adam ne yapsa iyi, amına goduum gitti kustuğu yere bakıyo ben yemedim bunları diyo :D La bi insan bu kadar mı şerefsiz olur, adam yerdeki pislikten neler yediğini hesaplıyo. Onu bile yanlış hesaplıyo. Sen bunu temizlemeden evden çıkmak yok dedim. Herşey temizlendi, düzenlendi çıktık evden. Sabah sabah herkes uykulu bi şekilde Ünye’yi geçtik durduk bi benzinlikte. Arabaya benzin alıyoz o sırada biri açtı horon (: başladık benzin istasyonunda horon tepmeye (: Bileni de oynuyo bilmeyeni de… Tabi bu Karadenizliler içinde horonu en iyi ben çekiyom. Sonra da Nazım abi… Ordulular utansın ben daa ne diyim size (:

Neyse bindik yeniden üzerinde Kaf Kaf logosu olan arabamıza yola devam ettik. Ordu’nun girişinde polisler tarafından çevrildi aracımız, böyle girmeyin şehre diyo. Benim abim gelmiş izmirden sen neyin hesabını yapıyosun diyorum ama yok (: ikna edemedik. Öyle işte, sonunda bitti.

Nazım abimi aldığımız gibi Çarşamba Havaalanına götürdük. Elimizden geleni yaptık. Giresun deplasmanına da bekleriz ;) Ama içeceksek Serkan’ı almayalım, ya da alırsak ona daha sağlıklı şeyler alalım, mesela süt falan (:

Bu yazı da bitti sonunda, üzerimden nasıl bir yük kalktı anlatamam.

Çamdibili Karsıyakalılar | Ekin Baykal

Rıdvan Dilmen !

Önce “Ali Koç nerdesin? Allah belanı versin.” ve “Para, Şike işte Rıdvan işte”
Sonrasında “Fenerin Köpeği Rıdvan Dilmen”

Ankaragücü’ne Pankart

Ankaragücü’nün ligdeki durumu harbiden üzücü ama onlar bunun üstesinden gelmeli. Sevdanın ligi olmaz zaten Anadolu’daki taraftarların hemen hemen hepsi bunu iyi biliyor. Ankaragücü Bankasya’ya düşecek bu kaçınılmaz bi gerçek. Dayan demek olmaz bu saatten sonra. Tabi ki “Kurtulaşa Kadar Savaş” ayrı bi durum ama gerçekçi olmak gerekiyor artık. Bu hafta da Ordusporumuzla karşılacaklar.

Ankara’dan gelen olacak mı bilmiyorum ama bu pek önemli değil, çocuklarla bi yerde toplandık. Ortaya da şöyle ufaktan bişeyler çıktı. Kadro; ben, batuhan, bedirhan, oğuzhan ve tolga. Fotoğrafların büyük hali için üzerine tıklayın.

Kadronun böyle olmasına bakmayın, pankartlar Batuhan’ın eseri, gerçi Tayfa 745′i ben yaptım. Bedirhan ev sahipliği yaptı bize, Tolga saç kurutma makinesiyle botunun içini kuruttu biz pankartları yaparken. Oğuzhan sadece lahmacun yedi. Bi de telefonunu şarja taktı. Bunun dışında bi katkıları olmadı. Pardon birader yaa Oğuzhan gelirken gazete getirmişti, onu unuttum.

Karabük Maçı Öncesi ve Sonrası

Uyandım, formamı, polarımı giydim, atkımı da boynuma taktımm, önce Fidangör’e geçtim. Nurcan abla ne yapıyo? Abim nerelerde falan derken Emrah’la karşılaştım. 745′in oralardaydık yani Fidangör’de. Bi baktım kan toplama aracı var fidangörün ortasında, dedim girim de Kızılay’a kan vereyim. Yaklaşık 2 yıldır düzenli olarak kan bağışlıyorum bu arada bilmeyenlere söyleyeyim. Kan vermek sorun değil de öncesinde kan değerini ölçmek için parmağını kesiyolar ya az bişey (: yakıyor adamın canını biraz. Emrah da göt korkusuna vermekten çekindi ama ikna ettim onun da kan değeri düşük çıktı. Fidangör’ün içinde boş bir mağazada olduğumuzdan, dışarıdan geçenler şöyle bi baksa görebiliyodu. Görenler oldu (: başladılar bağırmaya “adamın ta dibi, (k)gılıksızın biri, seviyoruz seni, ekindiyebiri ekindiyebiri” (: görevli adam rica ediyo arkadaşlara ama susmuyolar. Abi dedim ben hallederim. (: Çocuklar sağolsun kırmadılar beni, susun dediğimde, ilk defa ikiletmediler nedense. Bu arada kan grubum A rh (+).  Lazım olursa…

Sonrasında moralim bozuldu. Adam demesin mi alkol almayacaksın. Emrah benimle dalga geçmeye başladı. Abi dedim maça gitcem alkolsüz nasıl giderim? Yan tarafımda kan veren adamda diyoki görevliye “bu gençler bütün kanını da verse alkolsüz girmezler maça”. Ah canııyıı yiiim dedim adama. Konuş abi susma !

Tabi durmadan konuşturuyolar, nasılsın? iyi misin? kendini kötü hissedersen hemen söyle. Ablaların ablası geldi o sırada, dedim abla ben kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim.

Kan verme işlemi bittikten sonra, Kızılay’ın her zamanki gibi ikramı oldu. Çokoprens miydi neydi, bi de meyveli gazoz. Emrah bunu öğrenince benim kan değerimi bi daha ölçer misiniz belki yükselmiştir dedi (:

  Neyse oradan çıkıp, stadın oraya geldik. Şahan’la, Oğuzhan’la buluştuk. Biletlerini verdim. Onlar girdi içeriye, ben de Temel’in Birahanesi’ne gidip bira içtim Ümit’la. (la ne yaa le olacak orası) Ordu’da bugüne kadarki en iyi tribün yapıldı desem yalan olmaz sanırım. Ve bir o kadar adam da dışarıda kaldı, anlayın artık. Yönetim – Taraftar elele verirse Karadeniz’in en iyi tribünü Ordu’da olur. Hatta gayet açık bir şekilde söyleyebilirimki Türkiye’de de sayılı tribünler arasına gireriz.  İlk yarıda bulduğumuz 3 golle ilk yarıyı öyle bitirdik ama ikinci yarı Fevzi’nin hatalarıyla maçı 3-2 tamamladık. Javito, Yalçın ve Onur bu maçta favorimdi. Her zamanki gibi 90 dakika hiç susmadık ama ben çoğu zaman oturup dinlenmek zorunda kaldım. Kan verdiğimdem dolayı sanırım kendimi fazla hırpaladım herhalde o yüzden yere yığılacakmış gibi hissettim. Kan verdiğim kolum kanamaya başladı ve üzerim başım hep kan oldu. Bi ara arkadaki adamlarla kavga ettik. Bizden biri bi yumruk attı adamın kaşı patladı sanırım.

Maçtan sonra Oğuzhan ve Şahan’la tavla oynamaya gidecektik. Tolga her zamanki gibi araya atladı, ben de geliyom dedi. Sen gelme tolga demedim ama desem bile gelirdi. Umursamazdı hiç (: Neyse bardak bar’a gittik, orada Yavuz’ların, Bartu’ların biralarına ortak olduk biraz, sonrasında cafe sis’e geldik. Bu arada ilk defa cafe sis’e geldim sanırım, o derece yabancıyım mekana.

Önce gömmeli oynadık, malûm 3 kişi başka ne oynayabiliriz ki? Kim kime gömer? Kimin kimi gömeceği belli olmaz, gömen gömene, kim gömdüyse çıksın ortaya vee tabi ki ben gömdüm :D Bu cümlemi de Şahan ve Oğuzhan için ballandırdım böyle. Yani klasik bir söz olacak bu blogda çok duydunuz ama yine ellerine verdim. Sağdaki kağıda bakarsanız eğer 1. kim görürsünüz. Hiç affetmem böyle şeyleri, acıma duygum yoktur. Ama asıl önemlisi burada kimin eline vermek olduğu. Az önceki cümlem belki yanlış olabilir, ama ben burada resmen Şahan’ın eline vermişim. Oğuzhan yine 2. sırada ona diyecek bişeyim yok. Şahan göt gibi kalmış henüz 2 basamaklı sayılara bile gelememiş.

Sonra kim geldi? Tabi ki Tolga. Oyunu 4′lü ihaleye çevirdik. İlk oyunu oynuyoz, ben koz karo diyom. Tolga karo ne diyo. Gösteriyom işte bak şu diyom, yıldız desene oğlum sen ona diyo. Oyun başlıyo yere maça atıyom, Şahan’la Oğuzhan’da maça atıyo, Tolga’sın sen gel sinek at. :D Tolga niye böyle yapıyon diyoruz? Kanka inanmayacaksın ama ben hayatımda ilk defa oynuyom bu oyunu diyo. :D 18 TL hesap kitlediler bize sis’te. Oğuzhan’ın ellerinden öptü o hesap. Sonra karşı masada oturan bi çocuk durmadan bana bakıyodu, 4-5 defa göz göze geldik. En sonunda birader bişey mi oldu? dedim. Yok maç sonuçlarına bakıyorum dedi. Arkamda televizyon varmış :D :D asdu ğ3ırkla.sdçöç3ş5jtrads A: :D :D Biz boşuna cuf cuf demiyoruz Şahan’a, ismine yakıştığı gibi oyun bittiğinde 0′daydı. 1. olan da Tolga’ydı. Adam ilk defa oynadığı oyunda zafere ulaştı. Sırf benim sevgilim yok ya, benim sevgilim olsun o’nun olmasın diye onu kumarda 1. yaptım. :D O kumarda kazandığı için seviniyo ama aşkta kaybediyo haberi yok :D :D Neyse ona da ayarlayacağız bi tane, hoşlandığı kız ondan uzun boylu ama yapacak bişey yok.

Hadi kendinize iyi bakın dostlar, yarın akşam 21:00′de otogardan otobüslere binip Eskişehir’e gidiyoruz. Ve ben dediğim gibi Samsun ve Eskişehir deplasmanlarını geride bırakmış olacağım. Dikkat edin kendinize, fazla sinyal yapmayın. Hep gitmeyin arada bana da gelin ;)

 

Samsun Deplasmanı ve Güven Abimiz

Daha önce de yazdığım gibi sadece Samsun ve Eskişehir deplasmanlarına gideceğim. Samsunspor’la iki defa karşılaşmamız gerekiyordu bu sene ilk maçta da gittik Samsun’a ama stada alkollü olduğumuz için alınmadık. Kirazlık Polis Merkezi’nde bekletildik ve eve sabaha karşı 04:00 gibi gelebildik. Bu cumartesi de Samsunspor’la maçımız var. Maç 13:00′te. Samsun Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre yine alkol kontrolü yapacaklar. Bu yüzden bu maça giderken kimse alkol almayacak. Buna ben de dahilim tabiki. Cumartesi sabah 09:00 gibi Ordu Otogar’dan hareket edecek otobüsler. Formalı, atkılı gelmeyeni otobüslere almamak lazım aslında. Geçen haftaki Samsun deplasmanında çok güldük :) Volkan’a yapılan bestenin zaten ayrı bi yeri var. Rıfat desen yine arka 5′lide tribe girdi. Vicdansızlaaaar, kitapsızlaaaar diye şarkı söylemeye başladı. Esmer Meleğim’di galiba şarkının adı. (: Bi yere giderken de söylemiştik o şarkıyı otobüste. Konu dağıldı biraz ama söylemeden geçemem. Bi tesiste mola vermişti bizim otobüs. Kim hatırlamıyorum ama biri göl görünce, “kardeşim burası akdeniz dimi?” demişti. (: (: Ne yapsın Karadeniz’de böyle büyük göl olmayınca haliyle şaşırdı, biraz da coğrafya eksikliği vardı demekki. Her neyse, konumuz Samsun, Samsunspor, Deplasman ve Fidangör.

  Yıllar öncesine gidecek olursak, hem Ordu’da, hem de Samsun’da birbirimizi yiyorduk. Otobüslere saldırmalar, tribünde taşlar, sopalar falan. Ama herşey bitti. Dost olmadık belki ama düşman da değiliz artık Samsun’la. Güven abimiz sayesinde oldu herşey. Kimin aklına gelirdi Güven abimiz gibi bir insanın düşmanlığı ortadan kaldıracağını.

  Geçen yıl playofflar, Ç.Rizespor’u Ordu’da devirdik, Rize’de de istediğimizi aldık ve  playoff finaline kaldık. Final Ankara’da oynanacak. O an Ankara’da olanlar bilir, heryerde 52 plakalı arabalar, her adım başı Orduspor formalı insanlar. Boru değil 18 bin Ordulu maça gitti Ankara’ya. Bizim olduğumuz tribündeydi Güven abi, önde ayran satan adamla kavga ediyodum. Denizhan ordaki dolabın üzerine çıksın diye. Güven abi geldi o sırada kafasını gözünü sarmış atkıyla, bana: “bırak adamı, ekmek parasını kazanıyo” demişti. Hatta ondan sonra Denizhan’a dönüp, şöyle bi baktım. Maçın sonucu zaten ortada maalesef Süper Lig’deyiz. Ankara’yı yıktık o gece. Ordu’ya döndük sonunda. Aradan çok zaman geçmeden Güven abimizin hasta olduğunu öğrendik. Grip olduğunu düşünerek Ordu’da hastaneye gidiyo, burada yatırıyolar abimizi. Sonrasında hastalığına teşhis koyamıyorlar. Samsun 19 Mayıs’a, Tıp’a sevkediyolar. Ama hâlâ teşhis yok. Samsun’a gidiyoruz, gidenler bi daha gidiyor. Sonraki gün bi daha. Öyle ki hastanedeki herkesin haberi oluyor bu durumdan, hastanede genç arkadaşları gören çoğu insan, Ordu’dan geldiniz değil mi? diye soruyor sanki olacaklardan haberdarmış gibi başı öne eğik bi şekilde.

  Asıl konumuz burada ne hastane, ne de Güven abimizin hastalığı.

  Asıl konu; Samsunspor Taraftarının yaptığı vefâkarlık. Orduspor Kulübü’nün yapmadığını Samsunspor Kulübü yaptı ve Güven abimizin bütün masraflarını karşılayacaklarını açıkladılar. Şirinler Grubu başta olmak üzere bütün Samsunspor Taraftarları bir bütün olarak kan kanseri teşhisi konulan Güven Abimiz için kan kampanyası başlattılar. Sanki kendi içlerinden bir büyükleri hastanede yatıyormuş gibi, üzüntümüzü paylaştılar. Maddi, Manevi olarak hep yanımızda oldular. Geçmişte yaşanılan herşeyin üzerine bir çizgi çekip, acımızı paylaştılar.

  Aslında biz Samsun’a sadece takımımızı desteklemek için gitmiyoruz. Samsunspor Taraftarına ödenmesi imkânsız olsa da vefa borcumuzu ödemeye gidiyoruz. En kötü günümüzde yanımızda olduklarını bizlere hissettirdikleri için sonsuz teşekkür etmeye gidiyoruz. Futbolun sadece 3 puan olmadığını göstermeye, tribündeki insanların da eşsiz duyguları olduğunu göstermeye gidiyoruz. O yüzden buradan bir kez daha söylüyorum, en ufak el, kol hareketi yapan olursa karşısında önce Fidangör’ü bulacaktır.

O göte tuvalet yok Ordumuzda

Bilmeyenler önce buraya tıklayarak Volkan’ın haberini okusun. Ondan sonra da alttaki videoyu izlesin.

Samsun Deplasmanı

Sakın eve gitme, Tribünde bekliyorum.

Sen akıl fikir ver. (: Vermişken eşe dosta da böylesini ver.

Bize gelme Alex

Gelme alex gelme, fındık para etmiyo bu devirde. Seni kandırıyolar (: Oynanan bu oyunlara gelme.