Archive for the 'Hayat' Category

naber?

Şöyle durup dururken biÅŸeyler yazmayı özlemiÅŸim vallahi, bi de ÅŸahan’ın Ordu’ya gelmesi Hüner’de kendine pizza ısmarlattırması falan çok zoruma gitti biÅŸeyler yazmalıyım ki, giden paracıkların verdiÄŸi huzursuzluÄŸu birazcık olsun atlatayım (:

Zamansal kavramların çok uzağında olduğum için bir sıralama olmadan yazıp çizmeye karar verdim. Hatalar, kuısurlar için kusura bakın.

Soldaki resimi biraz büyüttüğünüzde daha net göreceksiniz aslında, kısacası üzerine tıklayın. Sağ tarafta ezik gibi duran bi çocuk var basketbol topunu kaldırmış havaya, kendinden ağır haberi yok :D işte o ege.

Buradada kuzucukları görüyosunuz :D O arabaya neler sığdırdığımı bilseniz “hadi ordan” dersiniz. :D :D Arabası olanlar bilir, kaputu açınca motora su koyulması için ÅŸiÅŸelerin koyulduÄŸu boÅŸluklar vardır oralara terlik sıkıştırdım, bazı elbiseleri oraya koydum :D Nerede boÅŸluk varsa biÅŸeyler sıkıştırdım. Tabi yine de gönderemediklerimiz oldu, onları da ben yanlarına giderken götürürüm artık (:

Şu bir türlü geçemediğim ders vardı ya Muhasebe, vizeden 86 almışım. Üniversite bitiyor ve 4 yıllık için bir başlangıç yapacağımın işareti anlamına geliyor bu bok yiyesice notum. Ve mutluyum en azından (: Yani bildiğim kadarıyla. Öyle olmaya çalışıyor da olabilirim, ne olacağı belli değil henüz. Karıştı toparlamaya çalışıyom ama hep boka sarıyo :D

Bu saÄŸdaki fotoÄŸrafa ne demeliyim bilmiyorum. İki dakika markete gittim, bi geldim araba bu halde. SaÄŸ ve sol üst köşelere 90 yazılmış. Üst ortaya “VURGUN LİSELİ”, kısacası arka camı mahvetmiÅŸler. Derbeder, Paslandık, Şıp Sevdi, Alın Teri, Kaderimde Varmış, Beni Çimdir, Zalim, Ooo Yee gibi ÅŸeyler de var :D Nerede bu yazılardan birinin olduÄŸu bi araba görsek, dalga geçerdik. Bu ne oÄŸlum nasıl yazdırıyolar bunları camlara falan diye. YiÄŸithan da gelmiÅŸ camın içine sıçmış :D :D

Bi uÄŸradım bloga, ne var ne yok diye. Bi ara yine uÄŸrarım…

 

şimdi sen yoksun ya yanımda

İşte senin de gördüğün gibi,  anne diye seslenebileceÄŸim tek yer burası ve ne acıdırki “efendim oÄŸlum” diyecek bir annem yok yanımda.

Ama sen olsan; saat kaç oldu hadi kalk, oÄŸlum yeter artık kapat ÅŸu bilgisayarı da yat, eve erken gel, üşütürsün üzerini sıkı giyin, derslerini yap, sınavın nasıl geçti?, yemek yiyoruz gel, fazla terleme, ÅŸu çoraplarını çıkardığın yerde bırakma, eve geç geleceksen haber ver… derdin.

İnsanlar annelerinin kıymetini hiç bilmiyor, hem de hiç. Bazen arkadaşlarını tercih ediyorlar bir konuşmada, bazen onlara karşı cevap veriyorlar. Belki 12 yıl önce gitmeseydin sen yanımızdan, ben de öyle olurdum. İnsanoğlu işte, sevdiklerinin değerini kaybedince anlıyor.

Ve ÅŸimdi sen yanımda yoksun ya; insanlar yanımda “anne” demeye çekiniyor.

güneşim

İnsanın içinde yazı yazma isteği olmayınca ne yazacağını bile bilmiyor. Aslında neye ve kime yazacağımı çok iyi biliyorum ama işte dediğim gibi ne yazmam gerekiyor? Yazarsam rahatlar mıyım? İçimdeki sıkıntılar biraz olsun azalır mı bilmiyorum.

Yazmaktan vazgeçtim, müziÄŸi dinleyin yeter…

tatli, güzel ve bencil

simdi birini sevsem, uzakta ama bazen en yakinimda olsa, onu hic kaybetmesem o hic kaybolmasa, bahaneler uydurup gitmese ama o da hep sevecegine soz verse…

gittigi gidecegi sehirlerde yuregindekini hep ayri tutsa, ona deger verse, sahip ciksa…

o tatli gulusunu hic yuzunden eksik etmese, aklindaki herseyi yapacak kadar ozgur ve kaçık, aklindaki herseyle aklimda yer edecek kadar guvenilir ve cesur olsa…
gozundeki yaslarin sebebi sadece mutluluk olsa, agladiginda hep yaninda olsam, aglarken sesi hic cikmasa, gozunden suzulen yaslari silip sen her zaman guclu olmalisin desem…

hangi sehire giderse ben de yanina gitsem, o sehrin guzelliklerini birlikte gorsek, sokaklarinda birlikte kaybolsak, ya da ayni otobuse binip o sehre yanyana gitsek bi gun…

hayatin ona yasattigi zorluklari benim gibi bi cirpida silebilse, mutlu olmak icin kendine yoktan yere sebepler yaratsa…

ve soz verebilecek kadar kendi olsa…

bi kaç günü sığdırsam?

Bu sefer bi deÄŸiÅŸiklik yaparak tersten baÅŸlıyorum anlatmaya. Bugün erken uyandım, bazı iÅŸlerim vardı onları hallettikten sonra YiÄŸithan & Gökçe ikilisiyle buluÅŸtum. Yason kilisesine gidelim dedim ama onlar Boztepe’yi tercih etti. Biz Boztepe’ye doÄŸru çıkarken Mustafa abi aradı, düğüne taaa Antalyalardan gelen annemin kuzeni, canım abim (: Diyo nerdesin, abi diyom Boztepe’ye çıkıyoz arkadaÅŸlarla, hangi arkadaÅŸlar? yok valla tahmin ettiÄŸin gibi deÄŸil hele senin düşündüğün kiÅŸi hiç deÄŸil. Peki ekinim anladım selam söyle ****’e diyo :D bu sırada abartısız gülüyoz tabi. Neyse iknâ edemedim yanımda olmadığını ama yapacak biÅŸi yok (: Büfeden ıvır zıvır biÅŸeyler aldık çıktık boztepeyeee, girdik bi çardağın içine. Ben YiÄŸithan’la Gökçe’nin fotosunu falan çekiyom. Åžerefsizler insanda biraz anlayış olur tekiz diye insanın üstüne bu kadar da gelinmez ): Dedim al yiÄŸithan ÅŸu telefonu, sen de bizi çek. Siz kim olum diyo içinden :D Çek iÅŸte olum ben onu hep yanımda hissediyom diyom bende :D BaÅŸlıyolar gülmeye…

Bugünden önceki bi gün (açıklamaya bak) tam emin değilim işte. Fuldem sen git şurubu kafaya dikle. Prensesin midesini yıkamışlar, biz de ziyaretine gittik. Odaya ilk girdiğimizdeki haliyle, çıkarkenki hali bambaşka. Bi cilve yapıyo ama görmeniz lazım (: Grip olduğum için fazla yaklaşamıyom ama, öpmeden de duramıyom :D Şimdilerde daha iyi tabi, yine eski enerjik hayatına geri döndü.

Ondan önce ya da aynı günün sabahı da olabilir. Herhangi bir gün işte. Şeniz ablanın doğum günü. Abimle yengem yaş pasta almaya gitti biz de dükkanın önünde bekliyoz. Nurcan abla dışarıda aldı eline pastayı mumları falan yaktık hoooop 1 2 3 daldık içeriye. Benim kafaya bak hey gidi heeeey herkes iyiki doğduun şeeniiiz diyo. Ben iyiikiii doooğğduuuun müüüjüüü diye bağırıyom :D 2-3 defa dedikten sonra farkettim, şöyle bi baktılar bana. Müjü gibi ay pardon yaa dedim :D

devamı sonra…

bir daha görüşsek

Åžimdi evden çıksam, arabayı stadın oralara bi yere çeksem, sırf seni görebilmek için Fidangör’ün giriÅŸine kadar yürüyüp öyle geçsem dükkana. BirÅŸey diyeceÄŸimden deÄŸil, sırf görebilmek için. Az buçuk bi gülümsemeyle selamlaÅŸsak, yanyana geçerken “hadi görüşürüz” desek birbirimize ve bir daha görüşsek.

YaÅŸamak

Bi bakalım dedik ne var ne yok diye. Bi mail gelmiş bana arkadaştan. Hatırladın mı bu türküyü diye. Hatırladım tabi dostum, hatırlamaz olur muyum? Sağdaki listenin en başına koydum hatta. En sevdiğimiz türkü demiştik yıllar öncesinde. Grup YORUM söylüyo, bu arada dün de konseri vardı, bi kaç arkadaşım daha gitti ama başka giden var mı bilmiyorum.

Bu aralar kafama çok ÅŸey takıyorum. Abartısız felaket derecesinde. En kısa zamanda Ünye’deki eve gidip kafamı dağıtmam lazım. Ama bu sefer yanımda kimseyi götürmek istemiyorum. Belki bir kiÅŸi gelebilir. Gelmek isteyen varsa da mesaj atabilir. Rakı içen gelsin ama bu sefer. BaÅŸka biÅŸey istemiyorum. Şöyle oturup sadece sohbet edeceÄŸim birisi olmalı. Belki de hiç tanımadığım biri de olabilir, ya da tanıyıp tanımamam önemli deÄŸil daha önce hiç böyle ortamlara girmediÄŸim biri de olabilir. Dili, dini, cinsiyeti farketmez. Ama ayın 22′sine kadar gelsin mümkünse.

22′sinde abimin düğünü var AktuÄŸ Otel’de. Bi horon tepmeyi biliyorum, sırf bu yüzden düğün öncesinde bilmediÄŸim oyunları bile oynamama sebep olacak biÅŸeyler içmeliyim. Bu arada, geçen gün Migros’ta arkadaÅŸlarla oturmuÅŸ ben düğünde ne giysem? muhabbeti yapıyoduk. Sonuç olarak da Süvari’den bi ceket aldık. (ve ben hayatımda ilk defa ceket giyeceÄŸim) Aldık ama üzerimde fazla duracağını sanmıyorum.

Öyle iÅŸte arkadaÅŸlar. Bu arada bi arkadaşıma benimki gibi bir blog açıyorum. Kendisi istedi, kimseye söyleme dedi. Ben de isim vermeden haber vereyim dedim. Ulan varya ÅŸu facebook’u falan bırakın. Buralara yazıp, içini dökmek gibisi yok. Åžu anda bu yazıyı okuduÄŸunuz blogun maliyeti yılda 20 TL. Bunu ödemeyemezseniz zaten yaÅŸamayın. Yok ben beceremem, yapamam, yazamam, kimse takip etmez diyenleriniz var mı? O zaman benim yazdığım ilk yazıya bakın. Pek biÅŸey anlatmıyorum o yazıda, resmi görünce ÅŸaşırmayın. Blogumun eskiden adı ekinbaykal.com’du. Sonradan deÄŸiÅŸtirdim. Asılsız, saçma sapan konulardan, nerelere geldim gördüğünüz gibi. Takip konusuna detaylı girmiyorum, ama günde 60-70 farklı kiÅŸi giriyo, okuyo. Mesela derseniz ki, ÅŸu anda benden baÅŸka blogda kimse var mı? Sol tarafta kırmızı bi simge var, içinde rakam yazar. O ÅŸu anda bu blogda olan ziyaretçi sayısını gösterir. Üzerine tıklarsanız, hangi ÅŸehirlerden girildiÄŸini gösterir. İstatistik misali…

Ayrıca Åžahan’dan da bahsedeyim az buçuk, ben nasıl yazcam? Kimse takip etmez? Ben yapamam diyen deÄŸerli arkadaşımın blogu http://msahann.blogspot.com ‘a da girin. Son yazısında şöyle demiÅŸ ;

Yazmayı bırakmıcam heralde. İçimi döküyorum lan böyle güzel oluyo valla. Size de tavsiye ederim sizde başlayın blog işine. Beni bu işe başlatandan Allah razı olsun.

Yani bi başlarsanız devamı geliyo. Ha gelelim şu takip etme işine. İnanın bana hiiiç sikimde bile değil, birileri girip okuyomuş, okumuyomuş. Kaç defa dedim bi daha diyorum. 10 yıl sonra, 20 yıl sonra bloga girip ben neler yapmışım diyerek gülmeye başlarım (: Yani takip edilmek önemli değil, bu beklentiyle yazmayın. Sırf yazmak istediğinizde, yazasınız geldiğinde yazın. Bişeyler yazayım blog dolu gözüksün diye yazarsanız o blogtan bi bok olmaz. Hadi şimdi sevgiyle kalın, derdi olan varsa http://ekindiyebiri.com/iletisim sayfasına tıklasın bana mesaj göndersin. Derdi olan yoksa, mal gibi yaşamaya devam etsin. Dert olacakki, ondan kurtulmak için hayatına heyecan sokacaksın. Ya da alacaksın eline bi şemsiye, kendi götüne sokacaksın. Sonra da açmaya çalışırsın. Öyle ya, mal gibi yaşamaktansa bunları yap belki hayatına heyecan sokarsın !

Konuya nereden girdim, nereden çıktım. Anlayın iÅŸte; BaÅŸlayınca, saçmalasan da, cümlelerin amına koysan da devamı geliyo…

bir fotoÄŸraf

Her insan fotoğraflarda güzel çıkmadığını düşünür. Aslında en güzel oldukları yer fotoğraflardır. Öylece dururlar çünkü;yalan söyleyemezler, bırakıp gidemezler, nankör olamazlar, arkandan konuşamazlar, ihanet edemezler.. O yüzden gelmesin gidenler , bir fotoğraf göndersinler yeter!

ce eee

Az önce uyandım ve dışarı baktım. Şöyle iki elimi camın eÅŸiÄŸine koyup gördüğüm herÅŸey hakkında uzuun uzun biÅŸeyler düşündüm. AÄŸaçlara konan kuÅŸlar, servis bekleyen öğrenciler, ihtiyacımız olduÄŸu halde bir türlü kendini göstermeyen güneÅŸ, bakın ben geliyorum hazırlığınızı yapın dercesine yere düşen yaÄŸmur damlaları, evin çatısında yanyana duran iki güvercin…

Sonrasında ayaklarımın uyuşması ve ellerimde oluşan eşiğin izleri. İşte herşey bu.

Dışarıda herşey değişirken, siz hala olduğunuz yerde durmaya devam ederseniz, bazı şeylerin derin izleri kalır. Ne eliniz acısın, ne ayaklarınız ağrısın. Sokaklara çıkın, sahilde turlayın. Yaşayın !

hiç bitmeyelim

Bişeyler olsun istersin, o istediğin şeyler olsun diye olmadık anormallikler yaparsın. Sen eski sen değildirsin. Kendin olmaktan çıkıp, çoook uzaklarda bi yerlere gitmişsindir aslında. Ararsın kimi zaman ama bulamazsın.

Sonra bi gün karşına çıkar. KeÅŸke hiç görmeseydim, o’nun için ileride keÅŸke hiç tanışmasaydım diyecektirsin. Belki lanetler de okursunuz birbirinize belli mi olur. Onca güzel ÅŸeyler yaÅŸamışsınızdır. Her ne kadar çevreyi kafana takmasanda o çevre piyangodan çıkmışcasına istemediÄŸin ÅŸeyler söyleyecektir sana. Olmaz be birader, olmaz canım kardeÅŸim, yürümez demiÅŸtim sana, senin neyine ulan gibi benzer cümleler kuracaklardır senin için. Bunların hepsi olurken sen ne küfürler edeceksin, kendini sana zarar verecek ÅŸeylerle yalnız bırakacaksın, en azından deneyeceksin. Acı çekmek isteyeceksin.Sen bunları benim yaÅŸadıklarımın aynısını yaÅŸadığında anlayacaksın.

Sana diyeceğim o ki, biz hiç başlamayalım, başlayan herşey öyle ya da böyle bitiyo. Yani biz hiç bitmeyelim.

Nerelerdeyim? Ne yapıyorum?

Öncelikle kaldığım evi göstereyim size. KuÅŸ uçmaz, kervan geçmez bir yerde. Zonguldak / Kozlu / Uzungüney Köyü’ndeyim. Burası da abimin kaldığı ev. 3 katlı gözükse de bizden baÅŸka kimse kalmıyor evde. Sabah okula gidip, öğleden sonra geliyo. Åžerefsizlik konusunda kime çekti bilmiyorum ama öğle tatilinde eve gelcem, biÅŸeyler hazırla diyip paÅŸalar sofrası hazırladığım abime, eve gelmemesiyle paÅŸa paÅŸa küfürlerimi de eksik etmedim. Kokusundan bile nefret ettiÄŸim halde, nugget mı ne diyolar ya, ondan yaptım yanına ek olarak patates cipsi, kahvaltılık reçel, peynir, pınar labne ve çay yapmıştım ama gelmedi iÅŸte, naparsın. Buralarda havalar çok fena, evden dışarı çıkamıyorum maalesef. Çıksam da en fazla alt kattaki odunluÄŸa inip, meÅŸhuuuur zonguldak kömürü ve 2-3 parça odun, biraz talaÅŸ alıp eve tekrardan çıkıyorum. Bu arada geldiÄŸimden beri evde sular yoktu. Ta ki abim 3. günün sonunda vanaları açana kadar devam etti bu susuzluk. Mantıklı bi açıklaması olmasa da vanaları ne zaman ve neden kapattığını hatırlamıyor ve hafıza yönüyle de benim abim olduÄŸunu bir kez daha kanıtlıyor bana (:

Buradan İstanbul’a geçip, en fazla 1 ya da 2 gün de İstanbul’da kaldıktan sonra cumartesi günü Ordu’ya dönmeyi düşünüyorum. Rükay’la da konuÅŸtuk, yüksek bi ihtimâlle cumartesi günü Ünye’de de olabilirim. Önce İstanbul’u aradan çıkarmam gerekiyor.

Ne yapıyorum?

Abimin evini yerleÅŸtirmesine yardımcı olduÄŸumu az çok anlamışsınızdır. Bunun yanında paÅŸa beyin karnını doyurmakla ve eve geldiÄŸinde üşümemesi için sobayı yakmakla görevliyim. Tabi bir de her akÅŸam gülme krizlerine girdiÄŸimizi de söylemeliyim. Takıyoruz 3D gözlüklerimizi, geçiyoruz televizyonun karşısına baÅŸlıyoruz gülmeye. Komedi filmi falan yok, birbirimize bakıp gülüyoz. Gözüm aÄŸrıyo bi müddet sonra yeter yaa diyorum çıkarıyorum ben gözlüğü. İyi hoÅŸ da bu sefer duvarları yumruklayasım geliyo gülmekten. MeÄŸer bi tarafımızla kumandanın tuÅŸuna basmışız 3 boyutlu modunda deÄŸil televizyon. Ben çıkardım da anladım, ya abim? O’nda hala gözlük var. Önce gizli gizli çektim bunun fotosunu :P sonra dedimki abi benim gözüm aÄŸrıdı, bu 3 boyutlu insanın gözünü bozar. Abim de diyoki, oÄŸlum harika biÅŸey yaa, baksana adamın kolu televizyonun dışında gibi (: Ben artık tutamadım kendimi, lan dedim çıkar ÅŸu gözlükleri televizyon normal gösteriyo :D Siktir lan diyo, bi yandan da çıkarıyo gözlüğü. Vay amına koyim teknolojiye bak 3 boyutlu olmadığı halde adamın kolu dışarda gözüküyo, demekki 3 boyutlu izleseymiÅŸiz neler olacaktı :D

İşte böyle geçiyo günler, her akşam değişik şeyler yapmaya çalışıyoz ama nafile. Gidene kadar odaların hepsini boyamakla da geçecek zamanımız. Yüzümüz, gözümüz boya olacak ama olsun (: diyorumki kendi kendime acaba abim okuldayken salonun duvarına Orduspor logosu mu çizsem? (:

Bu arada söylemeden de geçemeyeceÄŸim, artık bana telefonla ulaÅŸamazsınız. Söyleyeyim de, sonra neden ulaÅŸamıyoruz? Neden bakmıyorsun telefonlara demeyin. Telefon geldiÄŸimden beri kiler gibi bi odada ÅŸarj oluyor ve sessiz olarak ayarlı. Kafamı dinliyorum. Bu internet baÄŸlantısı facebook ve twitter’a da girmiyo, bu sayede facebook ve twitter yokken neler yapıyormuÅŸum onları farkettim. Msn’in gözünü seveyim. Gerçi Msn’i ben her zaman kullanıyorum, yani nete girdiÄŸim zaman herÅŸeyden önce msnimi açarım. Yakın bi zamanda da msn adresimi deÄŸiÅŸtirmeyi düşünüyorum aslında. HerÅŸeyimi bir mail adresinde toplamak istiyorum, sanırım o adres de facebook ve twitterda kullandığım mail adresleri olacak. O adresi aynı zamanda msn olarak da kullanmayı düşünüyorum.

Bunun dışındaaa abim araba almaya karar vermiÅŸ, bana soruyo ne alsam diye. Dedim sana da alalım bi kartal (: KardeÅŸ kardeÅŸ gezeriz. Ama yok, tutturdu Fiesta alcam diyo. Tabi alternatif olarak da Punto var. Tercihim punto’dan yana. Dedim abi ben de VosVos alcam ama bi türlü kısmet olmuyo. 1-2 ay sonra bi yere gidicem, şöyle doÄŸasıyla baÅŸbaÅŸa olacağım bi yere. İnÅŸallah ÅŸu VosVos’u bi an önce alırım da VosVos’la giderim. YiÄŸithan’da bu zamana kadar bi araba almış olur, izin kullanırsa YiÄŸithan’la Gökçe’de gelebilir yani, davet ederim lafın geliÅŸi bakalım ne diyecekler.

Üzdüğüm insanlar olduÄŸunu maalesef biliyorum. Bi insan 7′sinde neyse 70′inde de o’dur cümlesine inanmamakla birlikte en kısa zamanda telafi etmek dileÄŸiyle. Bu hayat kategorisine yazdığım 100. yazım, umarım hayatım(ız)a ÅŸans getirir.

Hoşçakalın.

Ordu, Zonguldak ve bi ara İstanbul

745′teydik sanırım, Batuhan’la birlikte Liselilerden bi kaç eleman vardı. Yengemi aldım meydandan, Fidangör’de bekliyoduk öyle. İngilizce dil eÄŸitimi için Batuhan’ın keyfini bekliyoduk desem de yalan olmaz. HerÅŸey güzel giderken bi telefon “Ekin 18:30 arabasıyla Zonguldak yolcususun.” Elim ayağıma dolaÅŸtı, neye uÄŸradığımı ÅŸaşırdım. Saat de 16:30 falandı sanırım. Tam hatırlamıyorum. Apar topar atladım arabaya ÅŸehir içi trafiÄŸiyle uÄŸraÅŸmadan ilk fırsatta anayola çıkıp eve geçtim. Ufak bi çanta hazırladım kendime, el valizi olur ya ondan. Neyse…

Gittim otogara, 27-28 numaralı koltukları aldık kendimize. Yanımda biri daha var ama onun adını vermem ya da kim olduÄŸundan bahsetmem sanırım pek doÄŸru olmaz. Åžu anda Zonguldak’ın ilçesi olan Kozlu’nun Uzungüney adında bir köyündeyim. Yani abimin evinde, ve abim burada yok. Åžu anda tam olarak nerede bilmiyorum ama ortalarda biÅŸeylerin döndüğü kesin :( : Gülsem mi aÄŸlasam mı bilmiyorum. Pazartesi’ye kadar buradayım ve tek başımayım. Sobamı yaktım ancak internetin çektiÄŸi odada soba olmadığından burada da ufo’yla ısınıyorum. Bu cam kenarında eÅŸiÄŸe koyma iÅŸi hep canımı sıksa da maalesef burada da camın kenarından baÄŸlanabiliyorum internete. MEB’in internetiyle…

Yolculuktan biraz bahsetmek gerekirse, kırk yıl düşünsem de karşılaÅŸmayacağım biriyle karşılaÅŸtım hem de fazla uzakta deÄŸil. Samsun Terminali’ne girdi bizim otobüs, 15 dakika geçmeden Ulusoy’un otobüsü geldi. Baktım o da Zonguldak otobüsü. Bu arada ben Metro’yla geldim. Ulan camın arkasından biri gülüyo bana mı gülüyo anlamadım etrafta karanlık yüzü tam belli olmuyo ama hafiften benzettim. Kalktı ayaÄŸa, otobüsün önüne doÄŸru geliyo incek aÅŸağıya, diyorumki kendi kendime acaba arkamda biri mi var? Bakıyorum benden baÅŸka da kimse yok. Åžimdi düşünüyodursunuz kim bu diye? dimi. Yarram derdim de terbiyesizliÄŸin lüzumu yok (: Bu resmen bizim Hasret yahu. Sen napıyon burada falan derken, o da Karabük’e gidiyomuÅŸ. Dedik birbirimize keÅŸke aynı otobüsten alsaydık biletleri. Geçti bi kere… Fotoda da nedense farklı bi cinsiyetteymiÅŸ gibi çıktı (: Bana yalvarıyo, kimseye söyleme, kimse bilmiyo gittiÄŸimi falan fıstık. Hee dedim sen ÅŸimdiden yapraaa yedin (:

Bizim hos mu hostes mi hala erkek olana ne dendiğini bilmiyorum ama erkek işte. Hani tipitip vardı ya bi sakız markası. Aynı onun üzerindeki adama benziyo. Zaten diğer arkadaş da dedi, buna tipitip diyolar diye. Otobüsün orta kapısından arka tarafı boş olduğundan keyif yapa yapa geldim ama hala cevabını bilmediğim sorularla yolculuk nasıl geçer düşünün bi.

Bi ara kar çok pis bastırdı, dedim ölüme gidiyoz. Biri Karayollarını aradı, hoparlöre aldı telefonu saat sabahın 04:00′ü falandı. Bu yolların hali ne? Siz napıyosunuz? diye atarlanıyodu adam da hiiç umrunda deÄŸilmiÅŸ gibi napalım çay içiyoz dedi (: Otobüste bi gülme krizine girdi o zaman. Koltuklardaki tvde de, Sihirbazın Çırağı, Ben 10, Åžirinler, Sihirbaz, Yüzüklerin Efendisi gibi filmleri izledim. Maalesef usb giriÅŸi olmadığından flaÅŸ belleÄŸimdeki filmleri izleyemedim, müzikleri dinleyemedim. Neyse dönüşte artık…

Daha önce yine başıma gelmiÅŸti ÅŸimdi diyeceÄŸim. Benim 3-4 sıra önümde bi kız oturuyodu, yanındaki ya sevgilisi ya da kardeÅŸiydi bilmiyorum. Radyo dinliyodu tv’den ayarlamış. Molanın sonunda otobüse binerken frekansına baktım geçerken, geldim koltuÄŸuma. Açayım bakayım dedim acaba ne dinliyo.  Ses tanıdık ama bi türlü çıkaramadım müziÄŸin introsunda. Sonradan anladım Türküler Sevdamız – Yar Senin çalıyodu. Kızın tipinde metalik bi görüntü vardı ama bi kez daha insanlara önyargıyla yaklaÅŸmamayı gösterdi iÅŸte yaÅŸantımız (:

Zonguldak hiç hayalimdeki gibi bir ÅŸehir deÄŸil. Biri bana yapısal olarak Ordu’ya benziyor demiÅŸti. Buranın Ordu’yla uzaktan yakından alakası yok. Daha çok, MuÄŸla taraflarına benziyo. Bi kere düzen denen biÅŸey yok. Kömür dolayısıyla yerdeki karlar artık tamamen siyah olmuÅŸ. Öyle ki, Kozlu’ya geldiÄŸimde otobüsteki adama “bana Zonguldak merkezden geçeceÄŸimizi söylemiÅŸlerdi” sorusunu bile sordurdu buralar bana. E geçtik ya! diyince aptala döndüm.

İşte kısa bi müddet burada yalnızlığın hüznünü yaÅŸamaya çalışcam (: Sonrasında da İstanbul diyorum. Harbiye’de yarım kalan iÅŸlerimizi halledelim :P

Bu arada Orduspor’un maçını da televizyondan izlemek zorundayım mecbur. Abimde saÄŸolsun 104 ekran lg led tv’yi ve digitürk’ü hazır halde bana bırakmış oldu. Bu arada maçı 3d kalitesinde gözlüklerle izleyeceÄŸimi de belirteyim. led derken 3D demeyi unutmayalım.

MEB’in netinden baÄŸlandığım için Facebook, Twitter ve Youtube gibi sitelere giremiyorum. Aslında proxy ile girerim ama uÄŸraÅŸmaya deÄŸmez. Biraz uzak kalmak hiç fena olmaz. Ve son olarak Orduspor – Mersin İdman Yurdu maçı için Tres Puntos diyorum.