Archive for the 'Deplasman' Category

Galatasaray Deplasmanı

  Ben daha öncesinden açacağım konuyu. Serüven’in önündeki çay ocağından mı geçiyodum, yoksa değerli müslüman ile konuşurken oraya mı uğradım bilmiyorum ama sonuçta tavla oynadım arkadaş bunun kaçarı yok işte. Hani buralara ben hep şunun eline verdim, şunun gözüne sıçtım diye yazıyorum ya, napalım yaa (: bu seferlik olmadı. Değerli kardeşim ve aynı zamanda öğretmen diplomalı tribüncü olarak tanımladığımız Gökhan Akçay’la tavla oynayalım dedik. Alırım hesabını falan derken, 1-2 el ben aldım galiba gerisini pek yazmak istemiyorum aslında. İlk eli alınca bende bi havalar falan kim tutar ulan beni (: Ulan sonra ne olduysa nazar mı değdirdiler bana anlamadım bi anda oyun tersine döndü. Adam kapı üstüne kapı alıyo, bazen bana okullar tatil oluyo. Konuyu fazla da uzatmak istemiyorum aslında, uzadıkça kendimi ezük hissediyorum çünkü. Hani yiğidi öldür hakkını yeme derler ya Gökhan’ım tavlada elime verdi. Sonra yine yenildim ama onları sonra anlatırım bi anda ele vermece konusuna girersek zararlı ben çıkarım (:

  Arkadaş, dediler Galatasaray deplasmanı var gitsek miiii gitmesek miiii. Apo, Erhan, Rükay, Sinan falan gidiyoz dediler. Sonra abimle konuştum, o da bana “biz de geliriz” diyince tamam dedim bekle beni istanbul ben geliyorum. Sırf abim ve yengem de maça gelecek diye gittiğimi herkes biliyo. Neyse abisi otobüsümüz geldi biz bindik otobüslere. Çıktııık gidiyoz, otobüslerde muhabbetler, besteler falan. Sinan’ı durdurmak imkânsız, affetmenize gerek yok beynimizi resmen sikti istanbul’a gidene kadar. Tabi bunun altında kalacak değilim, durduk bi tesiste. ne yapsak falan derken ahanda hee (: langırt var dedi sinan. Kapışalım mı diyo bi de utanmadan (: Öyle bi yapmışlar ki gol oldukça makineden tezahüratlar yükseliyo. Bu da beni daha çok gaza getiriyo tabi. Bi de öyle dağdan inmiş gibi oynamıyoz öküz gibi çevirmek yok. Adamakıllı top geldiğinde çeviriyoz adabına göre.  Ben Sinan’ın eline verdim langırtta, bahane de bulamadı zaten. Sonra bi de Erhan’la oynadık galiba ama o mu yendi ben mi yendim valla hatırlamıyom :P 44

  Biz yola devam ettik, FSM’den geçmeden önce de amcam aradı, otobüsün rengini söyle de köprüye girmeden önce çevireyim dedi. Kendisi Vergi Dairesi’nde çalıştığı için otobüscüye bi oyun yapacaktı (: Abi sonra bana diyolarki sen niye böylesin. Bende bi anormallik yok, ben sülalemin gittiği yoldan gidiyorum (: Ben otobüsü siyah dedim meğer gri renkmiş. Ben ne bilim camlar siyah diye siyah dedim bende. Ulan diyom amcamın yanından geçtim niye durdurmuyo otobüsü. Köprüden geçiyoruz şimdi, Rükay’ın yükseklik korkusu var bilenleriniz bilir (: asansöre bile binse bana sarılmadan rahat edemez. Köprüden geçerken camdan dışarı bakmıyom Rükay’ı izliyom :D kendinden geçti eli ayağı titremeye başladı. O sırada da Burhan abiyle telefonda konuşuyoduk, nerede ineceksiniz falan abi dedim nereden bileyim ben :D Önce stadın oraya geçtik, saat 4′te taraftarlar alınacakmış stada. Hadiii Esenler otogara. Ordan biz Taksim’e geçtik Rükay, Abduş, Mert, Batuhan falan. Burhan abiyle buluştuktan sonra Cafe’de Köfte :P yeni mekanımız oldu. Önce çorba içtik, sonra köfte yedik. Helal etsinler valla ya çok aç olduğumuz için güzeldi ya da gerçekten güzel yapmışlardı. Unutmadan esenlerde forum trabzona giderken engel tanımadığımız şu soldaki fotoğrafı da koyuyorumki çektiğimiz rezilliğe siz de şahit olun (: Bi taraflarınız şişmesin…

  Neyse yankiler, biz Burhan abinin evinde içtikten sonra stada geçtik. Kuzenlerle de buluştuktan sonra girdin tribüne. Maçı 2-0 kaybettik ama bizim tribün fena değildi. Dönüş yolu dedik, çabuk geçer dedik. (: Geçip bitmek bilmiyo. Bi de ayak kokusu sardı ki otobüsü düşman başına :D Ulan tesislerde duruyoz, sırf varya temiz hava almak için dışarı çıkıyorum. Rükay’la karşılıklı oturuyoduk. Benim gözlerim hafiften hafiften kapanmaya başladı. Üzerime de Fidangör’ün polarını aldım ki gece soğuğuna hasta olmayalım. Abi yok yaa ikide bi uyanıyom ama niye uyandığımı bilmiyom. Soğuk işlemiş artık vücuduma. Bi uyandımki üstümde polar falan yok. Taa otobüsün en önüne gittim, polarımı arıyom. Rükay’a soruyom, haberim yok diyo. O da uyuyo tabi. Deli oldum iyice. Küfürler ediyom, lan nerde bu polar. Kim aldıysa versin falan yok ı ı çıt yok otobüstekilerde. Sonra aklıma geldi, Rükay otobüse binerken polar yoktu şimdi sarılmış uyuyo polara. Lan dedim kalk amına koyim, ver polarımı. Yüzünde uykunun verdiği rahatlıkla ibnemsi bi gülümseme :D Aldım poları uyumaya başladım derken, bi koku geliyo. Şerefsiz, ayağını çıkarıyo otobüste mis kokulu çoraplarını uzatıyo bana doğru. Lan rükay çek ayağını, dayanamıyom artık. Yok. Apo’nun da üzerinde tshirt vardı, çıkarmış otobüsün koltuklarının fileli yerine koymuş. Aldım tshirtü sardım Rükay’ın ayaklarına :D

Ulan Bolu yolu hep karlı zaten, bi de kaptan adam gibi sürmüyo. şarampole uçarız korkusuyla daha uyku girmiyo gözüme. Baktım uyuyamıyom, yanımdakileri de uyandırmaya başladım. Apo uyanmıyo. Otobüs hızla giderken çukura girdi :D O anı nasıl anlatabilirimki apo bi kalktı heyecanlı heyecanlı noldu baba noldu lan kaptan noluyo lan organ mafyasının eline mi düştük adam gibi sürün lan diye bağırıyo :D Apo’nun da uyuması 10 numara valla. Ama sesi aynı Halil Sezai’ye benziyo. O videosunu alayım da paylaşırım bi gün. Otobüste gözlerimiz Gökmen abiyle, Batuhan’ı aradı. Onlarsız yolculuk geçmiyo valla. Bi de sağdaki fotoğrafa baksanız kaç tane ayak var, bu ayakların içinde nefes almak mümkün mü :D  Ama deplasman dediğin şöyle olacak arkadaş. Bi kız arkadaşın olacak, oturacaksın sen cam kenarına, kız arkadaşın da yanına oturacak. Bak sen o zaman yolculuk nasıl oluyo (: Bu arada bizimle istanbul’a gelen iki de bayan taraftarımız vardı. İlk defa bir uzun deplasmana dişi menekşelerden gelen oldu. Konya’ya giderken, Batuhan’ın kız arkadaşı vardı gerçi ama o yarı yolda bindi, sayılmaz. Deplasmanları daha genç arkadaşlara bırakarak 2011-2012 sezonu deplasman yolculuğumuza noktayı böylelikle koymuş olduk. 2012 – 2013′te İstanbul piçlerine koymak dileğiyle… Geride bıraktığımız sezonun son deplasman yazısından bu kadar. Robot gibi yaşayan insanlara sevgilerle… Aman haa!

Sivas Deplasmanı

Olayları sırasıyla anlatmak isterdim ama anlatacağım konuların içerisinde (bi cümlede) neden sırasıyla anlatamadığımı da anlayacaksınız.

Sivas Deplasmanı’yla başlayalım. Gitsem mi gitmesem mi bilemedim. Rükay ve bi kaç kişi daha gittiği için gittim. Hem yakın sabah git akşam Ordu’dasın. Havada kar var. Nere gidiyosun be çocuk ! Ama gidiyosun işte…

Sabah 07:00 gibi, otogarda toplandık. Ünye’den de Rükay’ı aldık Ünye > Akkuş > Niksar üzerinden gidiyoruz ama yol gözükmüyo o derece yani. Akkuş’un oralarda bi yerde otobüs daha gitmiyo. Kaldık yolda, napsak netsek can sıkıntısı indik aşağıya yolda kalan diğer arabalarla zaman geçiriyo çocuklar. Yardım ediyolar falan. Önümüzde de öküz gibi tır var. Şoförü kafaya almış bizimkiler, o bayırda tırı itecekler. :D Adama bağırıyo biri al boşa al abi. Adam boşa aldı bizimkiler biraz daha zorlasa sıçacaklar yani. Tır iyice geriye doğru kaydı. Bizimkiler kendinde suç bulmayacak ya gittiler şoföre saldırıyolar. Sen nasıl yolda kalırsın da, biz maça nasıl yetişiriz de, çek şu tırı şurdan falan. Adam 4 gündür tırın içinde yatıyomuş o karda (: Biz de yeni yolda kaldı falan sandık. Neyse yoğun kar yağışı altında tırın yanından kendimize bi yol açtık. Otobüsümüz geri geri düzlüğe kadar geldi. Bizimkiler kaptana gaz veriyo, hadi kaptan yaparsın kaptan yetiştir kaptan (: Hızımızı aldık tırı geçtik, geçerken de tırcıya küfrediyolar :D

Neyse yola deva ediyoz bi daha kaldık biz yolda. Akkuş’un bi köyü olması lazım. Otobüse zincir takacaklar, bizimkiler de otobüsten inip muhabbet falan ediyolar. Emrah diye bi çocuk vardı gittim onu karın içine doğru yuvarladım :D Kar adamın belini geçiyo. Bu düştü ben gülerken hooooop tığptıterw nefes alamıyom :D kendimi karın içinde buldum. Kalktım bi baktım Rükay. Koştum bunun peşine tuttuğum gibi attım kara. Oğlum baak ekiieeen eesüüük yapiiin baaak diyo :D Sonra tamam kalkıyom üstünden Rükay uzatma daha dedim. Ben üzerimdeki karları temizliyodum. Bu şerefsiz beni bi daha itti. Lan bi çıktım kardan düştüm peşine ama bi yerde bi soğuk geliyo, hissediyom yani normal bi soğukluk değil bu. Üstümü başımı çıkardım hep ıslandı bi baktım ayağımda ayakkabı yok. La nerde bu ayakkabının teki. Seke seke ayakkabı arıyom, çocuklar kenarda köşede buldukları küreklerle karın içinde ayakkabı aramaya başladı. Yok arkadaş, ayakkabımı bulamıyoz. Sonra biri gitti bi eve, camdaki amcaya “amca arkadaş ayakkabısını kaybetti, biz Sivas’a maça gidiyoz sen bize bi ayakkabı ver biz dönene kadar diğer ayakakbıyı bul değiştirelim ayakkabıları” diyo. Neyse çocuk geliyo elinde iki tane ayakkabı iyi diyom kendi kendime bi günlük idare etcez artık. Kaybolan ayakkabı da söylemesi ayıp beyaz – mavi tigerlarım vardı ya onun teki işte. :D Laaaan ayakkabıyı getiriyo ama kimin önünden geçse gülüyolar. Ulan bi baktım kara lastik bu :D La olum başka ayakkabı mı yoktu diyom ama dağın başında bunu bulmuşum daha ne isterim. Bizimkiler de yol boyu ayakkabıcı arıyolar, terlik alacaklarmış bana. Gökmen abi nerde market görse burdan ayakkabı alalım sana diyo :D Markette ekmek yok, bisküvi yok ayakkabı olcak anasını satim :D Otobüste de bizim nevaleler çalınmaya başladı. Hayır Caner yok, Neco yok bu deplasmanda kim çalar. Rükay’a diyom sen mi aldın, ben almadım. Batuhan sen? O da yok diyo. La kim aldı bunları o zaman al işte 2 tanesini almışsınız. Rükay’la zaten söz düellosuna giremiyom. Her zaman o haklı. Her seferinde de tamam Rükay sizin köy daha büyük diyom. Ama aynı köy olduğu sonradan aklıma geliyo.

Sivas’tayız, kızlar falan da var ama ben umursamam varmış yokmuş, utanmam yani :D Devre arasında çocuklar başladı bağırmaya “ekin baykal ekin baykal tigerlar nerede, tigerlar yok tigerlar yok kaldı bizim köyde” diye :D Sonra Mustafa abi var bizim Mustafa Poyraz’dan bahsediyom gazeteci. Geldi tribünün önüne herkes beni gösteriyo. Abi diyom görüyon dimi nasıl deplasman yapıyoz. Çekti fotoyu, atarım bunu gazeteye diyo. Abi diyom fotoyu çek de anı olarak kalsın, gazeteye atma :D Atmış gazeteye, bi de “Kara Lastiğe Talim” başlığıyla, rezil etti beni.

Bi de otobüsten inince polislerle kavga etmeye başladık. Bizimkiler ellerinde buldukları şeyleri polislere atmaya başladı. Torpiller patlıyo peşpeşe. Aklı sıra polis hesap suruyo otobüsün arkasında yazıdan dolayı. Dayağı yiyecek haberi yok. Kim yazdı bilmiyorum ama :D iyi aklına gelmiş. Rükay da yukarıya Melet Fidangör yazmış. Aradaki küfürler de Tolga Kırkaya’ya ait. Polise edilen küfürün ise yazarı bilinmiyor.

Eskişehir Deplasmanı

Otogarda toplanmaya başladık saatler öncesinden, o sırada büyük delikanlılar (!) yani ünyelilerden biri aradı. Hoparlörü açmış belli (: Çocuktur dedim ağızımdan en ufak küfür bile çıkmadı. O telefonu kapatırken yine delikanlılığını konuşturdu çaktı, çakıştırdı sonra kapattı telefonu. Sonrasında yanımdaki çocuklar numarayı istedi, vermedim ilk başta çocukla çocuk olmayın falan diyorum ama dinlemiyolar. Aradık, ben durumu anlattım ünyelilere anlayabildilerse. Bunlar önceki günlerde sayfalar açıyolar, intikam alacağız, hesap sorulacak, ünyede taşlayacağız falan. Haliyle en ufak birşeyin bile emniyete ulaştığını düşünürsek emniyet bu durumun farkında. Ben de telefonda dedim ki çocuğa “bak koçum, delikanlılık arayıp küfrettikten sonra kapatmak değil, ya da asarım keserimli cümleler değil. Sizin çocuklarınız sağolsun emniyetin kulağına kadar götürdü bu durumu. Madem çok delikanlısınız Ünye Çimento Fabrikası’nın oraya gelin, şehre girmeden karşılaşalım.” dedim. Çocuk da tamam orada olacağız dedi ama oradan geçerken de kameralar kayıttaydı herşeyiyle gösterecektik neyin ne olduğunu ama bişey olmadı. Piyasada kimse yoktu, hatta Fatsa’dan çıkarken de mesaj gönderdiler, Fatsa’dan çıktık geliyoruz haberiniz olsun gibisinden.

İşte dediğim gibi bişey olmadı, Rükay’ı alacaktık otelin önünden bana öyle demişti. Tolga’ya da üst geçitten demiş. Ama geçtik gittik biz 1-2 km ileride durdurduk otobüsü. Rükay’ın yüzünden otobüsün şoförüne vuruyoduk az daha. Bi ara sinirlendim otobüsteki biralarımı, atkımı falan aldım gelmiyom siz gidin dedim. Ayar ediyolar insanı.

Neyse bu gerizekâlı da geldi, yola devam ettik. Terme’de bi dinlenme tesislerinde durduk. Yemeğimizi yedik, otobüsün oraya doğru geldim. Çay içen varsa benzinlikten alsın ama 50 kuruş istiyo adam dedi. Gittim çay almaya bi tane de Erhan’a aldım. Adam gelmiş beyler çay 50 kuruş diyo. Ne diyon sen? falan derken boğazında bıçağı görünce abi çekmeye başladı. Aldık biz çayları otobüse doğru yürüyoz, biri dedi ki adam polisi arıyo. Elimde çaylar var dönüp bi baktım elinde telefon var. Çayları bıraktığım gibi bi adam varya adını unuttum hızlı koşuyo :D Aynı onun gibi koşup adama bi kafa attım o yerde yüzünü tutuyodu. Diğer adam da erkeklik yapacaktı üzerinde bi otobüs adamı görünce neye uğradığını şaşırdı. Adamlar benzinliğin marketine kaçtı ama bizimkiler peşlerini bırakmadı. Az buçuk video var ama olaylardan sonrasının videosu. Yakalayamamışlar tam olayı. Bizimkiler bişeyler kırıp, döküyodu seslerden de anlarsınız aşağıdaki videoyu izleyince.

Hangi tesiste durduysak adamların bütün çorbalarını bitirdik. Çalışan çocuk abi daha ekmek kaladı tesiste dedi. Herkes bi tarafta yemek yerken Mehmet tek tabanca modundaydı (:  Tesislerde mikrofonu alıp anons yaptık ama başaramadık. Diğer tesiste yaptık ama ilkinde olsaydı iyi olurdu. Bi tesiste de kızlara sarmaya başladı bizimkiler. Şortan’ım benim, bi dediğimi iki etmedi en son telefon konusu haricinde. Tesisin birinde dedim ki, kardeşim benim canım pringles çekti ama bak şu yeşili var ya en çok onu seviyorum. O sırada ben tuvalete giderken çağırdı beni bende dönerken yeşili kanka yeşili diyodum. Baktım çoktan almış bana uzatıyo pringles’ı :D Kimi görsem tesisteki kızlara sarkıyodu. Birileri de tesisin mikrofonunu alıp aşkını haykıracaktı ama utandı. Erhan’ın şarj aleti olmasaydı telefonu da şarj edemiyodum hiç bi yerde.

Eskişehir çok soğuk, şöyle soğuk, donarsınız falan diyolardı. Ordu’dan farkı yok, aynı soğuk Ordu’da da var. Eskişehir’i 1-0 yendik deplasmanda. 3 puanı alıp evimize dönecektik ne güzel. Basketbol takımımız da yenseydi iyi olacaktı ama bu sefer de futbol şubemizden güldü yüzümüz ne yapalım yani.

Dönüşte daha çok güldük. Batuhan uyuyo, uyanıyo bi söz söylüyo herkes yıkılıyo (: Dudağının kenarında küçük bi yara mı ne varmış, hani nokta kadar bi kan gözükür ya. Erhan Batuhan’a, “dudağın kanıyo” diyince. Batuhan şoföre otobüsü durdur kaptan hastaneye gidiyoz falan diyodu :D Tesiste mola sonunda otobüs geri geri geliyo, arkada hiçbişey yokken batuhan hooop hoop diyo adam duruyo napsın :D Bi tesisten çıkamadık adam gibi. Bi şehrin içinden geçiyoz gecenin karanlığında, “abi ışıklardan sonra incem” diyo. Adam duruyodu az daha da öndekiler durdurmadı. :D :D

İşte böyle bi deplasmandı. Ben de fazla bi bok anlayamadım. :D

Karabük Maçı Öncesi ve Sonrası

Uyandım, formamı, polarımı giydim, atkımı da boynuma taktımm, önce Fidangör’e geçtim. Nurcan abla ne yapıyo? Abim nerelerde falan derken Emrah’la karşılaştım. 745′in oralardaydık yani Fidangör’de. Bi baktım kan toplama aracı var fidangörün ortasında, dedim girim de Kızılay’a kan vereyim. Yaklaşık 2 yıldır düzenli olarak kan bağışlıyorum bu arada bilmeyenlere söyleyeyim. Kan vermek sorun değil de öncesinde kan değerini ölçmek için parmağını kesiyolar ya az bişey (: yakıyor adamın canını biraz. Emrah da göt korkusuna vermekten çekindi ama ikna ettim onun da kan değeri düşük çıktı. Fidangör’ün içinde boş bir mağazada olduğumuzdan, dışarıdan geçenler şöyle bi baksa görebiliyodu. Görenler oldu (: başladılar bağırmaya “adamın ta dibi, (k)gılıksızın biri, seviyoruz seni, ekindiyebiri ekindiyebiri” (: görevli adam rica ediyo arkadaşlara ama susmuyolar. Abi dedim ben hallederim. (: Çocuklar sağolsun kırmadılar beni, susun dediğimde, ilk defa ikiletmediler nedense. Bu arada kan grubum A rh (+).  Lazım olursa…

Sonrasında moralim bozuldu. Adam demesin mi alkol almayacaksın. Emrah benimle dalga geçmeye başladı. Abi dedim maça gitcem alkolsüz nasıl giderim? Yan tarafımda kan veren adamda diyoki görevliye “bu gençler bütün kanını da verse alkolsüz girmezler maça”. Ah canııyıı yiiim dedim adama. Konuş abi susma !

Tabi durmadan konuşturuyolar, nasılsın? iyi misin? kendini kötü hissedersen hemen söyle. Ablaların ablası geldi o sırada, dedim abla ben kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim.

Kan verme işlemi bittikten sonra, Kızılay’ın her zamanki gibi ikramı oldu. Çokoprens miydi neydi, bi de meyveli gazoz. Emrah bunu öğrenince benim kan değerimi bi daha ölçer misiniz belki yükselmiştir dedi (:

  Neyse oradan çıkıp, stadın oraya geldik. Şahan’la, Oğuzhan’la buluştuk. Biletlerini verdim. Onlar girdi içeriye, ben de Temel’in Birahanesi’ne gidip bira içtim Ümit’la. (la ne yaa le olacak orası) Ordu’da bugüne kadarki en iyi tribün yapıldı desem yalan olmaz sanırım. Ve bir o kadar adam da dışarıda kaldı, anlayın artık. Yönetim – Taraftar elele verirse Karadeniz’in en iyi tribünü Ordu’da olur. Hatta gayet açık bir şekilde söyleyebilirimki Türkiye’de de sayılı tribünler arasına gireriz.  İlk yarıda bulduğumuz 3 golle ilk yarıyı öyle bitirdik ama ikinci yarı Fevzi’nin hatalarıyla maçı 3-2 tamamladık. Javito, Yalçın ve Onur bu maçta favorimdi. Her zamanki gibi 90 dakika hiç susmadık ama ben çoğu zaman oturup dinlenmek zorunda kaldım. Kan verdiğimdem dolayı sanırım kendimi fazla hırpaladım herhalde o yüzden yere yığılacakmış gibi hissettim. Kan verdiğim kolum kanamaya başladı ve üzerim başım hep kan oldu. Bi ara arkadaki adamlarla kavga ettik. Bizden biri bi yumruk attı adamın kaşı patladı sanırım.

Maçtan sonra Oğuzhan ve Şahan’la tavla oynamaya gidecektik. Tolga her zamanki gibi araya atladı, ben de geliyom dedi. Sen gelme tolga demedim ama desem bile gelirdi. Umursamazdı hiç (: Neyse bardak bar’a gittik, orada Yavuz’ların, Bartu’ların biralarına ortak olduk biraz, sonrasında cafe sis’e geldik. Bu arada ilk defa cafe sis’e geldim sanırım, o derece yabancıyım mekana.

Önce gömmeli oynadık, malûm 3 kişi başka ne oynayabiliriz ki? Kim kime gömer? Kimin kimi gömeceği belli olmaz, gömen gömene, kim gömdüyse çıksın ortaya vee tabi ki ben gömdüm :D Bu cümlemi de Şahan ve Oğuzhan için ballandırdım böyle. Yani klasik bir söz olacak bu blogda çok duydunuz ama yine ellerine verdim. Sağdaki kağıda bakarsanız eğer 1. kim görürsünüz. Hiç affetmem böyle şeyleri, acıma duygum yoktur. Ama asıl önemlisi burada kimin eline vermek olduğu. Az önceki cümlem belki yanlış olabilir, ama ben burada resmen Şahan’ın eline vermişim. Oğuzhan yine 2. sırada ona diyecek bişeyim yok. Şahan göt gibi kalmış henüz 2 basamaklı sayılara bile gelememiş.

Sonra kim geldi? Tabi ki Tolga. Oyunu 4′lü ihaleye çevirdik. İlk oyunu oynuyoz, ben koz karo diyom. Tolga karo ne diyo. Gösteriyom işte bak şu diyom, yıldız desene oğlum sen ona diyo. Oyun başlıyo yere maça atıyom, Şahan’la Oğuzhan’da maça atıyo, Tolga’sın sen gel sinek at. :D Tolga niye böyle yapıyon diyoruz? Kanka inanmayacaksın ama ben hayatımda ilk defa oynuyom bu oyunu diyo. :D 18 TL hesap kitlediler bize sis’te. Oğuzhan’ın ellerinden öptü o hesap. Sonra karşı masada oturan bi çocuk durmadan bana bakıyodu, 4-5 defa göz göze geldik. En sonunda birader bişey mi oldu? dedim. Yok maç sonuçlarına bakıyorum dedi. Arkamda televizyon varmış :D :D asdu ğ3ırkla.sdçöç3ş5jtrads A: :D :D Biz boşuna cuf cuf demiyoruz Şahan’a, ismine yakıştığı gibi oyun bittiğinde 0′daydı. 1. olan da Tolga’ydı. Adam ilk defa oynadığı oyunda zafere ulaştı. Sırf benim sevgilim yok ya, benim sevgilim olsun o’nun olmasın diye onu kumarda 1. yaptım. :D O kumarda kazandığı için seviniyo ama aşkta kaybediyo haberi yok :D :D Neyse ona da ayarlayacağız bi tane, hoşlandığı kız ondan uzun boylu ama yapacak bişey yok.

Hadi kendinize iyi bakın dostlar, yarın akşam 21:00′de otogardan otobüslere binip Eskişehir’e gidiyoruz. Ve ben dediğim gibi Samsun ve Eskişehir deplasmanlarını geride bırakmış olacağım. Dikkat edin kendinize, fazla sinyal yapmayın. Hep gitmeyin arada bana da gelin ;)

 

Samsun Deplasmanı

  Bu cümleyi kaçıncı defa kuruyorum bilmiyorum ama gideceğim deplasmanlardan birisi olan Samsun deplasmanını da geride bıraktık. Oğuzhan’da geldi bu deplasmana, cuf cuf şerefsizliğini konuşturdu ve yine gelmedi yine ama güzeldi. Ağzımıza bir damla içki sürmedik. Ünye’den geçerken Rükay’ı aldık bizim otobüse. Otobüste oturmaya yer yok ayakta gitti mecbur. 40 kişilik otobüslere 60 kişi binerse elden daha bir şey gelmez. İyi stres attık. Giderken değil de dönüşte otobüs şoförü benden nefret etti. En öne geçtim Denizhan’ın yanındaydım. Anıl koridorun basamağına oturdu, Denizhan’la biz hostes koltuğunu paylaştık. Açlıktan ölecek gibi oldum artık, sabahın 8′inde çıkmıştım evden, hem abimi karşılayacaktım otogarda hem de deplasmana gidecektik. Aslında abim bana, bayan taraftar geliyosa Kübra’yı da getir ben de Samsun’da iner, birlikte gideriz maça demişti. Dişi Menekşeler 10-15 kişi geldi Samsun deplasmanına ama yengemi götürmedim. Abimi otogarda karşıladım aradan 10 dakika geçmeden otobüse atladığım gibi Samsun yolculuğuna başladım. Abimle, Orduspor arasında anormal bi bağ var. O ve yengem de Orduspor aşığı ama bir türlü benimle anlaşamıyorlar. Abimler söz yüzüğü takmaya giderken de ben deplasman yolundaydım, yengem kızmıştı (: Şimdi askerden geldi ben yine deplasmandayım. Ama suç benim, dedim ona sen de gel diye ama gelmedi. Samsunspor’la aramızdaki buzlar eridi bu maçta tamamen. Dönüşte Yalıköy’de Burhan Abinin köftecisinde mola verdi bütün otobüsler. Uzun bir aradan sonra karnımız doydu. Şimdi de evimdeki yeni internet bağlantımla ilk yazımı yazmanın mutluluğunu yaşıyorum. :) Deplasman dönüşünde formam, berem, atkım ve polarım olduğu gibi karşımda duruyo, sanki bana “artık beni yıka” der gibi. Eskişehir deplasmanı geçsin belki de daha giymeye bile fırsatım olmayacak sizi, o yüzden oturun oturduğunuz yerde :D Yemin ederim sıyırdım, cansız varlıklarla konuşmaya başladım. Yiğithan’ın dediği gibi, “amına korum böyle işin, evde canım sıkılıyo. Manitamız da yok kimse mesaj atmıyo.” :D :D O yüzden yankiler ben yiğithana mesaj atıyom arada, siz de atın. Canımız sıkılmasın. Bu fotoda Samsun’dan geriye kalan bana ait tek hatıra. Tabi aşağıdaki videonun sonlarına doğru da iyi çıkıyorum kameralara yanımda rükayla birlikte.

Samsun Deplasmanı ve Güven Abimiz

Daha önce de yazdığım gibi sadece Samsun ve Eskişehir deplasmanlarına gideceğim. Samsunspor’la iki defa karşılaşmamız gerekiyordu bu sene ilk maçta da gittik Samsun’a ama stada alkollü olduğumuz için alınmadık. Kirazlık Polis Merkezi’nde bekletildik ve eve sabaha karşı 04:00 gibi gelebildik. Bu cumartesi de Samsunspor’la maçımız var. Maç 13:00′te. Samsun Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre yine alkol kontrolü yapacaklar. Bu yüzden bu maça giderken kimse alkol almayacak. Buna ben de dahilim tabiki. Cumartesi sabah 09:00 gibi Ordu Otogar’dan hareket edecek otobüsler. Formalı, atkılı gelmeyeni otobüslere almamak lazım aslında. Geçen haftaki Samsun deplasmanında çok güldük :) Volkan’a yapılan bestenin zaten ayrı bi yeri var. Rıfat desen yine arka 5′lide tribe girdi. Vicdansızlaaaar, kitapsızlaaaar diye şarkı söylemeye başladı. Esmer Meleğim’di galiba şarkının adı. (: Bi yere giderken de söylemiştik o şarkıyı otobüste. Konu dağıldı biraz ama söylemeden geçemem. Bi tesiste mola vermişti bizim otobüs. Kim hatırlamıyorum ama biri göl görünce, “kardeşim burası akdeniz dimi?” demişti. (: (: Ne yapsın Karadeniz’de böyle büyük göl olmayınca haliyle şaşırdı, biraz da coğrafya eksikliği vardı demekki. Her neyse, konumuz Samsun, Samsunspor, Deplasman ve Fidangör.

  Yıllar öncesine gidecek olursak, hem Ordu’da, hem de Samsun’da birbirimizi yiyorduk. Otobüslere saldırmalar, tribünde taşlar, sopalar falan. Ama herşey bitti. Dost olmadık belki ama düşman da değiliz artık Samsun’la. Güven abimiz sayesinde oldu herşey. Kimin aklına gelirdi Güven abimiz gibi bir insanın düşmanlığı ortadan kaldıracağını.

  Geçen yıl playofflar, Ç.Rizespor’u Ordu’da devirdik, Rize’de de istediğimizi aldık ve  playoff finaline kaldık. Final Ankara’da oynanacak. O an Ankara’da olanlar bilir, heryerde 52 plakalı arabalar, her adım başı Orduspor formalı insanlar. Boru değil 18 bin Ordulu maça gitti Ankara’ya. Bizim olduğumuz tribündeydi Güven abi, önde ayran satan adamla kavga ediyodum. Denizhan ordaki dolabın üzerine çıksın diye. Güven abi geldi o sırada kafasını gözünü sarmış atkıyla, bana: “bırak adamı, ekmek parasını kazanıyo” demişti. Hatta ondan sonra Denizhan’a dönüp, şöyle bi baktım. Maçın sonucu zaten ortada maalesef Süper Lig’deyiz. Ankara’yı yıktık o gece. Ordu’ya döndük sonunda. Aradan çok zaman geçmeden Güven abimizin hasta olduğunu öğrendik. Grip olduğunu düşünerek Ordu’da hastaneye gidiyo, burada yatırıyolar abimizi. Sonrasında hastalığına teşhis koyamıyorlar. Samsun 19 Mayıs’a, Tıp’a sevkediyolar. Ama hâlâ teşhis yok. Samsun’a gidiyoruz, gidenler bi daha gidiyor. Sonraki gün bi daha. Öyle ki hastanedeki herkesin haberi oluyor bu durumdan, hastanede genç arkadaşları gören çoğu insan, Ordu’dan geldiniz değil mi? diye soruyor sanki olacaklardan haberdarmış gibi başı öne eğik bi şekilde.

  Asıl konumuz burada ne hastane, ne de Güven abimizin hastalığı.

  Asıl konu; Samsunspor Taraftarının yaptığı vefâkarlık. Orduspor Kulübü’nün yapmadığını Samsunspor Kulübü yaptı ve Güven abimizin bütün masraflarını karşılayacaklarını açıkladılar. Şirinler Grubu başta olmak üzere bütün Samsunspor Taraftarları bir bütün olarak kan kanseri teşhisi konulan Güven Abimiz için kan kampanyası başlattılar. Sanki kendi içlerinden bir büyükleri hastanede yatıyormuş gibi, üzüntümüzü paylaştılar. Maddi, Manevi olarak hep yanımızda oldular. Geçmişte yaşanılan herşeyin üzerine bir çizgi çekip, acımızı paylaştılar.

  Aslında biz Samsun’a sadece takımımızı desteklemek için gitmiyoruz. Samsunspor Taraftarına ödenmesi imkânsız olsa da vefa borcumuzu ödemeye gidiyoruz. En kötü günümüzde yanımızda olduklarını bizlere hissettirdikleri için sonsuz teşekkür etmeye gidiyoruz. Futbolun sadece 3 puan olmadığını göstermeye, tribündeki insanların da eşsiz duyguları olduğunu göstermeye gidiyoruz. O yüzden buradan bir kez daha söylüyorum, en ufak el, kol hareketi yapan olursa karşısında önce Fidangör’ü bulacaktır.

O göte tuvalet yok Ordumuzda

Bilmeyenler önce buraya tıklayarak Volkan’ın haberini okusun. Ondan sonra da alttaki videoyu izlesin.

Samsun Deplasmanı

Beşiktaş Deplasmanı Maç Öncesi

Yazmak bugüne kısmet oldu.

Başlangıcı pek güzel olmadı belki, Ordu’dan ayrılma faslı bir hayli zor oldu yani. Bi ara kesinleşse de iptal de oldu, vazgeçtiğim de. Sonunda Metro’dan aldım biletimi ( 55 TL ).  Otobüsün kalkmasına 1 saat kala almış olsam da 1 ve 2 numaraları koltukların ikisi de bana aitti Antalya’ya kadar. Tabi ki 3. ve 4. numarada oturan teyzeleri es geçmemek gerekir. Kemer’e davet ettiler,  bizim oğlumuz ol dediler, gerçi bu sorudan sonra biraz düşündüm ama kabul etmedim (: Yol boyu ikramlarını eksik etmediler, sağolsunlar.

Unutmadan ekleyeyim, Ordu’da 2 numarada bir kız oturuyodu o da çok geçmeden indi zaten. İyi niyetimizden rahatsız olursanız kalkabilirim dedim. Asıl ben rahatsız ettim sizi dedi. Biraz öyle oldu ama yapacak bir şey yok galiba dedim. (: Hafiften de gülümsedik o an birlikte.

Söz de Oğuzhan beni Isparta otogarda elinde meşaleyle karşılayacaktı ama sabah 05:00′te uykusundan uyanamadı. Zaten otobüs de fazla durmadı otogarda. Oğuzhan beni karşılar diye indim otobüsten tek hissettiğim sadece o şehrin soğukluğuydu. Bindim tekrar otobüse, oturdum yerime.

07:00 sularıydı sanırım Antalya’ya geldiğimde. Hazır otogardayken dönüş biletimi de aldım o an. Beni kırmayarak 8 numaralı koltuğu 0.01 kuruşa alan, Ulusoy’daki kuponunu benim için harcayan insana da bir teşekkür etmek istiyorum buradan. O’nun sayesinde dönüş biletimi de almış oldum. İnsan çevresindekiler tarafından sevildiğinde hayattan tat alıyor. Dönüş yolunda sanırım 4′te ya da bi arkamda oturan kızdı tam hatırlamıyorum ama her neyse işte bir blog yazarı kızla tanıştım bi molada. Aslen Hopa’lı olan kız, İstanbul Üniversitesi’nde okuduğunu söylemişti sanırım, emin değilim. Blogunu da yazmak isterdim de yazsam da okuyamazsınız, sadece mail ile davetiye gönderdiği kişiler blogunu takip edebiliyor. Buradan ona da selam söylelim (:

Yazının gidişatı pek normal olmadı ama, Şahan’la buluştuk sonunda. Şahan’ın evine gidip uyumak istiyo(r)dum öyle de yaptım. Bir tutsak, iki susuz, üç uykusuz kalmak istemem. Yani bu ruh hallerini yaşamak dahi istemem (: Güzel bi uykunun ardından kalktım. O gün ne yaptığımızı hatırlamıyorum, sahile gitmiştik ama o gün mü gittik unuttum (:

Sonrasında sanırım pankart yapmaya karar verdik. Ne yazsak? Nasıl yapsak? diye düşünürken, dönüşte bi kaç yere uğradık pankart için. Eve geçtiğimizde Şahan’nın eniştesiyle tanışma fırsatım oldu, Şahan bunu okuyosun diye söylemiyorum ama senden daha kral bi enişten var. Neden kral diyorum? Pankart yapalım diye tüm tanıdıklarına haber saldı. Sonunda da O’nun sayesinde yaptık pankartı zaten. Pankartı yaparken de iki bira söyledi, içimdeki enişte sevgisini ikiye katladı (:

Tabi ki bunları yaparken Şahan’la aynı evde duran Selami’yi de unutmamak gerekir. Batak oynarken benden liderliği alamasa bile bir Karadeniz’li olarak geçer not aldı benden (: Of’lu ama o da on numara adam çıktı. Bu on numara adamların içinde Şahan’a da belki adamlık bulaşır demekten başka bir şey gelmiyor içimden.

Şimdilik kimseye teşekkür etmiyorum. Çünkü bu yazdıklarım Beşiktaş Deplasmanı Maç Öncesi’ydi. Bu yazının devamını da ilk fırsatta karalarım bloga, Beşiktaş Deplasmanı Maç Sonrası diye. Mecbur yazmalıyım çünkü dönüş yolunda Bahadır ve Tayfasının bana yaptıkları 6-7 tane farklı besteye karşılık olarak 3 kıta bestemi paylaşmak istiyorum. (: Zaten hatırladığım kadarıyla ben bestemi söyledikten sonra daha bir şey duyamadım arka taraflardan. Daha derinden girecektim, öyle hafif kelimelerle kurtulamayacaktınız ama dua edin uykuyu çok seven insanlar vardı arabanın içinde. Dua edin tam anlamıyla tanışamasak da iyiliğinden şüphe etmediğim, kanımın ısındığı insanlar vardı. Görüşürüz arkadaşlarım, dostlarım. Görüşürüz…

Antalya Deplasmanı, Isparta !

Yine bi deplasman, yine bitmek bilmeyen yollar, çekilen çile, umut ve yine hüsran…
Neler düşünerek gidiyoruz o kadar yolu, 1-0 öne geçiyoruz deplasmanda, seviniyoz ama kursağımızda kalıyo her defasında. sonuç zaten bok gibi yani kısacası akdenizden 1 puanla ayrıldık, ben de bu sırada en son 8 yıl önce gittiğim Antalya’yı az buçuk, minnacık da olsa yine görme şansı buldum. Ha nereyi gördün dersen, hiçbiyerini göremedim a.qu :) Manavgat’tan, Mardan’a geçtik. Yol boyu ne gördüysem onunla kaldım.

İşin kötü tarafı, dönüşe bilet bulamadım. Mecbur bi gün sonraya aldım biletimi. Bilet konusu da tamamen sıkıntı zaten, amına soktumun zekisi yüzünden neler çektim. Şahan’la iyi kafa yaptık ama, adı cuf cuf kalcak diye tırstı bayaa (: Antalya’dan Ordu bileti alamadık, Isparta’ya geçtik. 50 liraya Fındıkkale’den aldım bileti, içim bi rahat etti. Isparta’ya yönelik ilk izlenimlerime gelince, böyle kuru bi soğuğu ben bi Erzurum’da görmüştüm daha önce. Şahan militanlar gibi sadece gözü gözükecek şekildeydi. Isparta’nın herhalde en iyi, en büyük belki de tek olan eğlence merkezi Iyaş park’ı da gördüm, gokartı da ;) götümüz donmadan Oğuzhanların evine geçtik. Mersinli sağolsun öğrencilerin vazgeçilmez yemeği olan makarnadan yaptı. Biraz gözlerimden ateş çıktı ama olacak o kadar. Ev sahipleri yattı, saat oldu sabahın 4′ü, Şahan bi siktir git de yatim daa bende. Hiç mi anlayış yok sende, o kadar saat yoldan geldim, 2 dk dinlenim be kardeşim. Bu bi ara kalktı koltuktan hemen yattım ben de (: Ama eşşek hoşaftan ne anlar, ben uyumaya çalışıyom, adam netten bana bişeyler göstermek için uyutmuyo. Oğuzhan bile anladı diğer odadan olum kalk yat adam yorgun diyo. :D Herkes anladı bi şahana anlatamadık uykumuzun geldiğini. … Hayır o yanımda otururken de güvenip uyuyamıyoki insan, hakkında çok şeyler geliyo kulağıma, treniydi, vapuruydu, cuf cuf falan… İnsan haliyle korkuyo :D

Neyse sabah oldu. Şahan Oğuz’un olduğu odada yatmış. Oğuzhan’a acıdım uyandığımda. Kim bilir uyurken ne badireler atlattı. Mersinli gelir gelmez dedi zaten :D var mı bi değişiklik diye :) Arada televizyona baktık, bursa maçını izledik, Mersinlinin hazırladığı kahvaltıyı da bitirdik. Oğuzhan sandalyede pek rahat oturamıyo gibiydi, Şahan’ın da yüzünde bi rahatlık vardı ama çözemedik durumu (: (: Neyse kahvaltı bittikten sonra yavaş yavaş hazırlandık zaten, çıkcaktık da Oğuzhan’ın saçını yapmasını bekledik :D Mersinli geldi yanıma, “ben bunu mecbur çekiyom işte” diyo. :/ :)

Evden çıkıp bi yerlere gittik ama isim olarak hatırlamıyom maalesef. 33 iddaa bayisinde aldı soluğu, Oğuz da camdan sonuçlara bakıyodu herhalde, Şahan da bi fotoğrafımı çeksene doğal çıkim dedi :D Ben de yapuştuduum. Isparta’da, aklımda kalanlarsa: “Fidangör gibi bi cadde vardı, Nokta diye de market gibi bi yer (: Beşiktaş ve Galatasaraylıların takıldığı mekanlar, bi tane it oğlu it, valilik falan işte. Bi yerde oturup çay içtikten sonra saat 5′i geçerken otobüse atlayıp otogara geçtik zaten. Otobüste de yanına oturduğum adam canlı bomba gibiydi, heryerinden kablo çıktı adamın yol boyunca (: Normalde uyuyamazdım otobüste ama, iyiki uyumuşum, yolculuk çabuk geçti. Otogarda gözler birilerini arasa da, yürek; niye gelsinki ! diye resti çekti. Şimdi de evden çıkıyorum, otogara gidip Mersinlinin aşık olduğu kızın adını soyadını öğrenmeye geldi sıra. Dönüştü de carrefoura uğrar, ufaktan bi alışveriş yaparım.


 

gidenziii

şimdi sizlere .D yıllardır söyleyemediğim bi kaç sözle veda etmek istiyorum memleketimden :D
ben gidiyom, görüşürüz ;) ;)
Antalya deplasmanına gelemeyenler Lig TV’den izlesin bizi, bütün dostlarıma, arkadaşlarıma, kardeşlerime el hareketi çakcam ordan.
3r893ruıosa jdfalas.D  :D :D :daposaıup98u 345435ö3ç4534ö..lksad
ne boktan, ne iğrenç dimi :D bugün de ben sizi öpüpkaçanziii

 

Ankaragücü Deplasmanı

Dolapta 3 biram var, saat henüz gece yarısını geçmediği için kararsızım, içsem mi diye düşünüyorum. Nolduysa bi anda Ankaragücü deplasmanı aklıma geldi, hemen bi kaç kişiyle konnekşın kurdum. Sonra kendimi hazırlanırken buldum. Giydim formamı, boynuma atkıyı taktım, üzerine inceden mont gibi bişey, dolaptaki 3 biramı da koydum poşete aşağıya indim dolmuşa hemen bi el uzattım gel bakim buraya atladığım gibi otogarda indim. Otogardan her geçmemde o an aklıma geliyo ama neyse konumuzu değiştirmeyelim. Marketin önüne geçtim kimse yok, evin altında da kimse yok. Evde bi tasarım yapmıştım ufaktan hafıza kartımdaydı hazır kimse de yokken internet (c)kafeye gittim (bir önceki yazımda) tasarımı bloga koydum. Gece 23:30’da çıkılacak yola, ortalıkta kimse yok. Serkanların yanına geçtim bahçelievlere, playstationın ordalar her zamanki gibi. Gelmekle gelmemek arasında kararsız. Baktım zaman geçiyo dedim oğlum ben gidiyom. Yolda Sametle, Tolga’yı gördüm daha doğrusu otogardalarmış onlar da, birlikte arabanın kalkacağı yere doğru yürüyoz. Gittik kimse yok, zeki abiyi arıyom. Abi nerdesin? “ekiiiieen banyo yapiiim ben oğlauuuaam “ diyo (: Biz de LCW’nin  karşısındaki dürüm sarayına gittik. Saat 23:00. Bi dürüm yedim, Samet’le Tolga’da yedi birer tane. Onlar dışarıda bekliyo ben içerde dürümleri onlara servis ediyom. Oturdum bar taburesine yanımdaki adamın kafası güzel (: Hemen muhabbete başladık. Sen hangi takımlısın? Nerelisin? Niye geldin? Ben kimim sen biliyon mu? Gibi sorularla karşı karşıyayım. Dedim abi hangi takımlı olduğum belli, nereli olduğumda, karnımız aç geldik, insana benziyon ama kim olduğunu bilmiyom. Ocakbaşındaki usta bana gülüyo (: adamın kafası güzel ya, ya anlamadı ya da uğraşmak istemiyo. Sonra adamla iyi anlaşmaya başladık. Dedim abi sen nerelisin? Hangi takımlısın? Ben döçlanddanım, merkezden diyo :D oo dedim abi senin Almancan da vardır o zaman. Yeğeeen benim 84 tane yabancı dilim var demesin mi :D Usta atladı hemen, bırak lan şimdi sen dili, 10 tane ülke say bakim. Adam ülke sayıyo parmaklarıyla; Biir Türkiye Türkçesi, İkiii Almanya Türkçesi, üüç sonradan eklemeli Türkçe, dööört İslamiyet Türkçesi, beeeş Atatürk Türkçesi, altı münihce, yedii orççinel Türkçe :D Tabi adam bunları saymaya başlayınca usta daha oralı olmadı (: Girdim araya hemen yoksa durmak bilmez. Abi dedim sen hangi takımlısın? Ben bayer münçenliyim. Abi Münih olmasın o? İşte sen bilmezsin biz almanyada ona münçen diyoz. :D Abim dedim seninle tanıştığıma mutlu oldum, başka bi akşam yine konuşuruz. Kapıdan çıktı gitti, arkama bi döndüm gitmemiş (: Tolgayla Samete sarıyo. Çıktım dışarı ben gülüyom :D Bunların morali bozuk. Orada bi kaç şey daha oldu da o konulara girmeye gerek yok. Biraları aldık, Fidangöre çıktık ikinci sapaktan işbankasına, ordan da sahile geçiyoz. Tolga aç şu birayı da içim. İşbankasının ordan geçiyoz 3 tane yarım otobüs hepsinin içinde tiplerinden belli cemaatçiler var. Bira içiyoz ya bize bi garip bakıyolar, ben de inadına onların yanından geçerken vuruyom…
İşte sahilde oturduktan sonra gittik buluşacağımız yere, en arka koltuğa biz oturduk.

Her zamanki gibi Fatsa meydanında yine durduk, tekelden bira aldık. Ben bi tane aldım. Tolga yine montunun içine sakladı kaçtı (: O an içimden “ulan şimdi Caner’le, Şortan olsaydı bu tekelde bira mı kalırdı” dedim kendi kendime. Ankara’ya giderken de ne zaman canımız bişey çekse Caner olsaydı alırdı dedik (: Havza’ydı sanırım, her zaman çorba içmek için durduğumuz bi yer vardı yine durduk orda. Adam 3 lira diyo çorbayı, ben gittim dedim abi bak biz hep burada duruyoz deplasmana giderken bize bişeyler yapcaksın falan dedik, indirim yaptı mı bilmiyom. Biz yine para vermedik zaten. Biz hiç olmazsa bi çorba içiyoz da para vermiyoz, yine Caner geldi aklıma :D adam tesiste durduğumuzda etli, tavuklu yemekler, karışık yemekler yiyo, çorbalar içiyo para vermiyo bi de üstelik adama gidip yemekleri hiç beğenmedim diyo biz bi çorba içmişiz para vermemişiz çok mu (: (: Çorba içtiğimiz yerin yanında yine tekel vardı, ama hep kamera :D biz de dışarıdaki gazeteleri aldık bakıyoduk Tolga’yla. Bi şok gazetesi var, bulvardı galiba diğer baktığımızda tam bilmiyom adını görmedim. Tolga dönmüş adama diyoki :D abi şu gazeteyi bize versene Ordu’dan geliyoz birbirimizi bakıp zevk yapıyoz verde gözümüz gönlümüz açılsın :D Ben de böyle bi gazeteyi elime almayalı herhalde 14 yıl falan olmuştur. Sağolsun bi Yunus hocamız vardı ilkokulda hergün sınıftan birini bulvar gazetesi almaya gönderirdi arada da ben giderdim. :D Çocukluk yaa :D okula getirene kadar sayfalarına bakardık, sanki bi bok anlıyoz o zaman. :D :D Neyse konudan sapmayalım… Tekrar bindik, yola devam ediyoz. Murat abinin anılarıyla gidiyoz Ankara’ya. Ordu’da aklî dengesi yerinde olmayan bi adam var heee redkitten bahsediyom bilenler bilir (: Hep takım elbise giyer, bu bi deplasmana gitmiş bunu kulüp başkanı sanmışlar :D murat abinin dediğine göre bi ilgi gösteriyolarmış bi ilgi her şeyiyle ilgileniyolarmış. (: lan dinlemek istemiyom adamı durmadan bişey anlatıyo, bi siktir git daa murat bi sus daa hiç mi yorulmadın aq. En sonunda kalktım başka koltuğa geçtim zaten (: Tolga çekti kahrını. Neyse fazla uzatmaya gerek yok, sonunda gittik Ankara’ya. Tolgayla ben ikimiz ayrıldık geziyoz. Sabahın köründe napcaz bilmiyoz kızılaya doğru geçtik. 3 TL’ye kahvaltı vardı hemen atladık (: Tolga diyo ben ankarada yaşasam evde yemek yemem. Yiyen kerizdir zaten. Öğrenci olmak kolaydır heralde başkentte. Saat 12’yi geçti maç 3’te, yavaştan çıktık stadın oraya doğru gidiyoz bizde yapcak bişey yok. Biletleri 5.5 TL demişlerdi, 3 TL’ye aldık. Ankara iyi hazırlanmış maça tribün olarak, şehitler için. O an moralim daha çok bozuldu zaten, her yer Türk bayrağı, şehitlerin fotoğrafları falan. Beni televizyonda görenler arıyo (Denizhan) oğlum noldu lan niye moralin bozuk diye. Ankaragücü harbiden insanın gücüne gidiyo. Yüz yıllık çınarı ne hale getirmişler. Ankaragüçlülerle birlikte top gökçek çektik. Ankaragücü – Gecekondu ikilisinden gerisi yalan Ankara’da. Sol Kapalı’yla birbirimize giriyoduk tribünde ama olay fazla büyümedi. Kafalarına göre şekil yapmaya çalışıyolar da Karadenizli olduğumuzu unutuyolar heralde. (; ( sağdaki fotoğrafta en sağda aşağıda yan duran benim (: bilmeyenler için belirtelim. )İlk yarı bitiminde Tolga’yla birlikte setin üstünden bağırıyoruz “ya şa sın dev rim ci mü cadelemiz” diye. 3-4 basamak önde duran hafiften orta yaşlı abiler döndüler şapkalarını çıkarıp “helal olsun” der gibi selamlarını verdiler. Hiç beklemiyolardı böyle bişey galiba şaşkın şaşkın bizi kestiler kim bunlar acaba der gibi. Biz de abilere saygıda kusur etmedik selamlarımızı gönderdik. Fatih Tekke ve Stancu’nun attığı golle maçı 2-0 kazandık ama amına koydumun yerinde sevinemiyom. Hani arada sırada konuştuğunuz birini sokakta görürsünüz de geçerken ufak bi gülümsemeyle selamlaşırsınız ya, gol olunca bana bakanlara öyle bi gülümsemeyle selam verdim ben de.

Yine unutuyodum az daha, Tolga ufaktan bi beste söyledii :D Bu besteden sonra bi tane daha söyledi onu da atcaaam onu daaa ;)

Ordu’dayken zaten hastaydım, evdeyken bi çorap, üstüne eşekler, atlet, tshirt, uzun kollu üzerine hırkayla yatıyodum. Tek sorun yatarken üstümü örtmeyi unutuyodum. İşte niye farklı konulara giriyosam artık, bilmiyom. Ankara’da şifayı iyice kaptık. Bunu siz keyifle okurken, ben odamda; yağan yağmurla, hemen yanımda bir türlü yakmayı beceremediğim lanet olası doğalgazlı kaloriferle ve sırtımda beni ısıtmaya çalışan battaniyeyle başbaşayım (: Ha bi de şöyle bi göz gezdirdim de etrafımda sümüklü peçeteler (: bira kapaklarıyla yaptığım kolye :D hani olur ya açarsın da iki tarafında da resim olur işte eski türk filmlerindeki gibi kolye türünden, canım sıkılınca ne yapacağım belli olmuyo işte. Güzel oldu ama kolye, ipini de taktığımda fotosunu koyarım ayrıca. Nescafe içtiğim bardak, hoparlör (: flashdiskler, hafıza kartları, rükayın telefonu, yiğithanın hayatı boyunca bana hediye olarak verdiği tek şey çelik kasa (: eti form (39 kuruş olduğu için alıyom, ucuz diye yani (: ), sevdamın renklerini taşıyan şal atkı, sigara, sakız, bir adet vodafone hat, 35 kuruş, kulaklık ve mor farecim. Konu yine uçtu aq.

Neyse biz Ankara’dan 3 puanı aldık. Tekrar çıktık yola. Unutmadan söylim yaa, amko murat bi tane telefon almış bize artistlik yapıyo (: 97 milyona aldım diyo. Biri dedi abi markası ne. Grundig demesin mi aq :D Lan dedim amına koyim telefon diye murata beyaz eşya satmışlar :D bi de murat şoföre “kaptan başka yoldan gidelim bu yolda telefon çekmiyo, sağ şeride geçsene” diyo utanmadan :D :D :D /:ERtkjospik b395ı ksdfş D:D :D amına koduuum yaa telefon çekmiyo şerit değiştir diyo :D Zeki abi de tesiste su almış, suyunu kaybetmiş (: biz tam uyicaz aq. Benim suyum akmış diyo :D Aha çocuklar zeki abi doğuracak suyu gelmiş dedim. :D o arada da televizyondaki pers prensi filmi mi ne var. Orda çocuk doğmasın mı o an. Dedim zeki abi çocuğun doğdu artist olmuş aynı sana benziyo (: Adamın morali bozuldu onunla dalga geçiyoz diye. Neyse sırada Antalya deplasmanı var, sonraki deplasman anılarını da yazarız ;)

Yani birader anlayacağınız o ki, 3 puanı Orduspor, şifayı ben kaptım ;) yine yeniden hepinizi öpüpkaçanzii

Karabük Deplasmanımız

Eylül’ün son günleri, 29′u falan olması lazım.
Abduş mesaj attı: ” Kanka ne olursa olsun, Karabük’e gidelim.”
İyi dedim abduş gidelim.

Kim kim gideceğimiz, nasıl gideceğimiz tam belli değil. Benim arabayla gideriz diye düşünüyoz. Abilere sorduğumuzda kimi 400 lira yakar, kimi 250, kimisi de 600 liradan başlatıyor hesabı. Altı üstü 4-5 arkadaş gitcez, o kadar parayı nasıl bulalım (!)

Erhan’ı aradım. Dedim böyle böyle Karabük’e gitcez, gelir misin? Bende araba var, kiralık. Onun kiralama süresini uzatalım, bununla gidelim. Hem daha az yakar dedi. İyi dedik anasını satim, gidelim. Kadro da az çok belli oldu. “Ekin, Erhan, Abduş, Bartu, Uğur” Gideceğimiz de hâlâ belli değil, ben de o yüzden eve gidip içmeye başladım. 4 bira içtim. İçene kadar da Erhan’lar geldi. Arabayı Erhan kullanıyo haliyle, şoförlüğü olan bi O, bi de ben varım. Abduş da hemen öne oturmuş. Dedim abduş geç arkaya, Ünye’de Rükay’ın yanında durcaz, birayla atkı alcam dedim.Orda binersin öne. Benim başım az buçuk dönüyo ama sessiz sakinim. 2 tane de hafıza kartı aldım yanıma, arabada dinleriz diye. Önce Bahçelievler’deki opet’ten 100 liralık mazot aldık. Erhan’ın kaptanlığında çıktık yola. Çorum’a kadar Erhan, Çorum’dan sonra ben kullanacağım için, şoför koltuğuna ben geçtim. Çorum’a uğrayıp, Erhan’la, Abduş yolluk almayı da unutmadı Erdi’den. Abduş Erhan’a : “Kankaa şu camı açalım bak, yoksa bartu dumandan etkilencek” dedi. Aradan 5-10 dk geçtikten sonra Bartu saçmalamaya başladı. :) Şurdan gitcez diyip bizi başka yola soktu, fazla geç olmadan farkettik. Bartu ağzını her açtığında, Abduş ciddi ciddi “Ekin müsait bi yerde dursana ben burda incem.”, “Bartu Allah’ını seviyosan neyse paranı verelim de şurdan geçen bi otobüse bin”, “40 lira verdin, 40 liralık konuştun yeter artık sus”, “İyiki 10 lira eksik verdin daha ağzın burnun susmaz” gibi cümlelerle yerle bir etti bizi. Ben bi ara direksiyonu yumrukluyodum. Ne zaman bi sevdalukla ilgili bi türkü çalsa, şerefsiz abduş hep bana bakıp, inadına sesli sesli söylemeye başladı. Bu arada sağ elimin orta ve yüzük parmağımın başladığı yerdeki kemiklerimde çatlak olduğu için arabayı pek kontrollü süremedim, ama iyileşme sürecindeydi demekki ağrı, sızı olmadı hiç. Sadece vites atarken zorlandım. Bi de biz yolu normalden daha fazla uzattık. Alttaki haritada gittiğimiz yol ve gitmemiz gereken yolu da görceksiniz.

Hıı hatırladım. Ilgaz sapağındaki trafik kontrol şubeye girdik. Polise yaklaştım.
Bartu, polise: “Abi Karabük’e nerden gitcez?”
Polis: “Şurdan devam etceksiniz, 40 kilometre rampa aşağıya gitceksiniz.”
Bartu: “Tamam abi, görüşürüz.” :D :D
… aradan 30 saniye geçer.

Abduş: ” Kanka polis bize doğru mu söyledi acaba?”
Ben: “Oğlum polis bize yalan söyleyecek değil ya!”
Bartu (gayet ciddi bir şekilde): “Ne polisi la, hangi polisten bahsediyosuuz?:) :

Az önce farkettim de Bartu da yola doğru giderken, Facebook durumuna bişeyler yazmış. Arabada giderken o sözü ben söylemiştim. O da gitmiş durumuna yazmış.

Demiştim ya 2 tane hafıza kartı aldım yanıma diye. Birinde benim çok sevdiğim 4 şarkı vardı. “Salina salina, Saklasam Seni, Deniz Gözlüm, Unutamadığımsın”

Salina Salina ve Saklasam Seni geldiğinde Abduş yine triplere girmeye başladı. “Kanka senin örgütle bağlantın falan var mı?” diye sorular sormaya başladı. :)

Salına Salınayı bir de siz dinleyin.
Anlamaya gerek yok, hissetmek gerekir.

Ardından diğer hafıza kartını taktım. Seveceksin İnadına’yı dinlediler peşpeşe…

Karabük’e geldik sonunda. Zeki abiyi aradık. Stadın oralardaymış, biz de stada gittik. Stadın içine girdik. Unutmadan şu bartu’nun da fotosunu atim de yol boyu kiminle uğraştığımızı görün. İşte bu aşağıdaki şahs-ı muhterem dönüşte bizimle gelmedi. Bolu’da üniversite okuduğu için Karabük’ten Bolu’ya geçti.

Karabük sokaklarında gezdik, gittik bi kahvaltı yaptık. Yaptık derken herkes çorba içti, ben içmedim. Ziraat Bankası’na gidip Mustafa’nın gönderdiği 20 lirayı çektik.

… stadın yolunu tuttuk.

  Girdik stada…
Öncelikle şunu söyleyeyim, soldaki fotoğraftakilerin kim olduğunu anlattıktan sonra fotoğrafa tıklayarak büyük halini görebilirsiniz.

Abduş: Solda beyaz polar, boynunda atkı olan, Ordu Üniversitesi’nde 4 yıllık ne okuduğu belirsiz. Bahçelievler Mahallesi’nin Reis’i. :) Bi ayağını da öndeki koltuğa koyup verdiği pozla piyasacı olduğunu belli de ediyo.

Erhan: Şu anda Ankara GATA’da ameliyat oluyo. Erzurum’da asker. 3 ay hava değişimine gelmişti o arada da bizimle deplasmana geldi. Abduşun önünde beyaz ağırlıklı mor çizgili formayla kameraya bakan uşak. “Dalga” geçmeyi çok sever. Dalga geçme yüzünden hastaneye de düşse, bırakmadı peşini.
Polis: Abduş’a itaat ederken, eğilmek üzereyken çıkmış bu fotoğrafta. Taraftarın gücünü gösteren, aynasızlara karşı dik duruşun simgesi Abduş ve ezik polis.

Maça gelince.. 3 dakikada gelen 2 golle, 2 – 0 önde bitirecekken maçı Karabük 1 gol attı ve maçın skorunu belirledi.
Kardemir Karabükspor 1 – 2 Mor Menekşeler

Maç bitti. Araba kiralık. Gece 10:00′da teslim etmek zorundayız. ee Ordu’dan, Karabük’e 9.5 saat süren yolculuğun sonunda, maç 17:00′de bitti. 17:30′da yola çıktık. Sözde Çorum’da Erhan sürecekti arabayı. Hele abduşla uğur arka koltukta o kadar rahat bi deplasman yaptılar ki, hiçbişey umurlarında değil. Gel keyfim geel. Telef olan iki kişi var. Biri Erhan biri de ben. Uykusuzluk vurdu iyice. Karabük’ten çıktıktan sonra Erhan da uyumaya başladı. Herkes uyudu. Açtım hafiften müziğimi. Hafiften de gaza yüklendim. ortalama 150-170 kilometre hızla gidiyorum. Bazen yolda ani çukurlar oluyo mecbur o hızla girmek zorunda kalıyorum. Abduş uyanıyo bazen o sarsıntıda “noluyo kanka nere gidiyon” diyo tekrar kafayı koyuyo koltuğa. 3 defa içim bi tuhaf oldu. Derin ve uzun eğimli yola ikinci defa girdiğimde bi ara arabayı daha toparlayamayacağımı düşündüm. Hız gerçekten de çok kötü bişey bunu bildiğimiz halde basıyoruz işte mecbur. Dedim ya Çorum’da Erhan’la yer değişecektik o sürecekti. Uyuduğu için, uyandırmak istemedim. Samsun’a kadar geldim. Arabayı gereğinden hızlı kullandığım için mazotta haliyle dayanmadı. Benzinlikte durmak zorunda kaldım. Samsun’da Erhan’la yer değiştik. Yandaki koltuğa yattıktan bi süre sonra, gözümü açtığımda Ordu’daydım.