Ben daha öncesinden açacağım konuyu. Serüven’in önündeki çay ocağından mı geçiyodum, yoksa değerli müslüman ile konuşurken oraya mı uğradım bilmiyorum ama sonuçta tavla oynadım arkadaş bunun kaçarı yok işte. Hani buralara ben hep şunun eline verdim, şunun gözüne sıçtım diye yazıyorum ya, napalım yaa (: bu seferlik olmadı. Değerli kardeşim ve aynı zamanda öğretmen diplomalı tribüncü olarak tanımladığımız Gökhan Akçay’la tavla oynayalım dedik. Alırım hesabını falan derken, 1-2 el ben aldım galiba gerisini pek yazmak istemiyorum aslında. İlk eli alınca bende bi havalar falan kim tutar ulan beni (: Ulan sonra ne olduysa nazar mı değdirdiler bana anlamadım bi anda oyun tersine döndü. Adam kapı üstüne kapı alıyo, bazen bana okullar tatil oluyo. Konuyu fazla da uzatmak istemiyorum aslında, uzadıkça kendimi ezük hissediyorum çünkü. Hani yiğidi öldür hakkını yeme derler ya Gökhan’ım tavlada elime verdi. Sonra yine yenildim ama onları sonra anlatırım bi anda ele vermece konusuna girersek zararlı ben çıkarım (:
Arkadaş, dediler Galatasaray deplasmanı var gitsek miiii gitmesek miiii. Apo, Erhan, Rükay, Sinan falan gidiyoz dediler. Sonra abimle konuştum, o da bana “biz de geliriz” diyince tamam dedim bekle beni istanbul ben geliyorum. Sırf abim ve yengem de maça gelecek diye gittiğimi herkes biliyo. Neyse abisi otobüsümüz geldi biz bindik otobüslere. Çıktııık gidiyoz, otobüslerde muhabbetler, besteler falan. Sinan’ı durdurmak imkânsız, affetmenize gerek yok beynimizi resmen sikti istanbul’a gidene kadar. Tabi bunun altında kalacak değilim, durduk bi tesiste. ne yapsak falan derken ahanda hee (: langırt var dedi sinan. Kapışalım mı diyo bi de utanmadan (: Öyle bi yapmışlar ki gol oldukça makineden tezahüratlar yükseliyo. Bu da beni daha çok gaza getiriyo tabi. Bi de öyle dağdan inmiş gibi oynamıyoz öküz gibi çevirmek yok. Adamakıllı top geldiğinde çeviriyoz adabına göre. Ben Sinan’ın eline verdim langırtta, bahane de bulamadı zaten. Sonra bi de Erhan’la oynadık galiba ama o mu yendi ben mi yendim valla hatırlamıyom
44
Biz yola devam ettik, FSM’den geçmeden önce de amcam aradı, otobüsün rengini söyle de köprüye girmeden önce çevireyim dedi. Kendisi Vergi Dairesi’nde çalıştığı için otobüscüye bi oyun yapacaktı (: Abi sonra bana diyolarki sen niye böylesin. Bende bi anormallik yok, ben sülalemin gittiği yoldan gidiyorum (: Ben otobüsü siyah dedim meğer gri renkmiş. Ben ne bilim camlar siyah diye siyah dedim bende. Ulan diyom amcamın yanından geçtim niye durdurmuyo otobüsü. Köprüden geçiyoruz şimdi, Rükay’ın yükseklik korkusu var bilenleriniz bilir (: asansöre bile binse bana sarılmadan rahat edemez. Köprüden geçerken camdan dışarı bakmıyom Rükay’ı izliyom :D kendinden geçti eli ayağı titremeye başladı. O sırada da Burhan abiyle telefonda konuşuyoduk, nerede ineceksiniz falan abi dedim nereden bileyim ben :D Önce stadın oraya geçtik, saat 4′te taraftarlar alınacakmış stada. Hadiii Esenler otogara. Ordan biz Taksim’e geçtik Rükay, Abduş, Mert, Batuhan falan.
Burhan abiyle buluştuktan sonra Cafe’de Köfte
yeni mekanımız oldu. Önce çorba içtik, sonra köfte yedik. Helal etsinler valla ya çok aç olduğumuz için güzeldi ya da gerçekten güzel yapmışlardı. Unutmadan esenlerde forum trabzona giderken engel tanımadığımız şu soldaki fotoğrafı da koyuyorumki çektiğimiz rezilliğe siz de şahit olun (: Bi taraflarınız şişmesin…
Neyse yankiler, biz Burhan abinin evinde içtikten sonra stada geçtik. Kuzenlerle de buluştuktan sonra girdin tribüne. Maçı 2-0 kaybettik ama bizim tribün fena değildi. Dönüş yolu dedik, çabuk geçer dedik. (: Geçip bitmek bilmiyo. Bi de ayak kokusu sardı ki otobüsü düşman başına :D Ulan tesislerde duruyoz, sırf varya temiz hava almak için dışarı çıkıyorum. Rükay’la karşılıklı oturuyoduk. Benim gözlerim hafiften hafiften kapanmaya başladı. Üzerime de Fidangör’ün polarını aldım ki gece soğuğuna hasta olmayalım. Abi yok yaa ikide bi uyanıyom ama niye uyandığımı bilmiyom. Soğuk işlemiş artık vücuduma. Bi uyandımki üstümde polar falan yok. Taa otobüsün en önüne gittim, polarımı arıyom. Rükay’a soruyom, haberim yok diyo. O da uyuyo tabi. Deli oldum iyice. Küfürler ediyom, lan nerde bu polar. Kim aldıysa versin falan yok ı ı çıt yok otobüstekilerde. Sonra aklıma geldi, Rükay otobüse binerken polar yoktu şimdi sarılmış uyuyo polara.
Lan dedim kalk amına koyim, ver polarımı. Yüzünde uykunun verdiği rahatlıkla ibnemsi bi gülümseme :D Aldım poları uyumaya başladım derken, bi koku geliyo. Şerefsiz, ayağını çıkarıyo otobüste mis kokulu çoraplarını uzatıyo bana doğru. Lan rükay çek ayağını, dayanamıyom artık. Yok. Apo’nun da üzerinde tshirt vardı, çıkarmış otobüsün koltuklarının fileli yerine koymuş. Aldım tshirtü sardım Rükay’ın ayaklarına :D
Ulan Bolu yolu hep karlı zaten, bi de kaptan adam gibi sürmüyo. şarampole uçarız korkusuyla daha uyku girmiyo gözüme. Baktım uyuyamıyom, yanımdakileri de uyandırmaya başladım. Apo uyanmıyo. Otobüs hızla giderken çukura girdi :D O anı nasıl anlatabilirimki apo bi kalktı heyecanlı heyecanlı noldu baba noldu lan kaptan noluyo lan organ mafyasının eline mi düştük adam gibi sürün lan diye bağırıyo :D Apo’nun da uyuması 10 numara valla.
Ama sesi aynı Halil Sezai’ye benziyo. O videosunu alayım da paylaşırım bi gün. Otobüste gözlerimiz Gökmen abiyle, Batuhan’ı aradı. Onlarsız yolculuk geçmiyo valla. Bi de sağdaki fotoğrafa baksanız kaç tane ayak var, bu ayakların içinde nefes almak mümkün mü :D
Ama deplasman dediğin şöyle olacak arkadaş. Bi kız arkadaşın olacak, oturacaksın sen cam kenarına, kız arkadaşın da yanına oturacak. Bak sen o zaman yolculuk nasıl oluyo (: Bu arada bizimle istanbul’a gelen iki de bayan taraftarımız vardı. İlk defa bir uzun deplasmana dişi menekşelerden gelen oldu. Konya’ya giderken, Batuhan’ın kız arkadaşı vardı gerçi ama o yarı yolda bindi, sayılmaz. Deplasmanları daha genç arkadaşlara bırakarak 2011-2012 sezonu deplasman yolculuğumuza noktayı böylelikle koymuş olduk. 2012 – 2013′te İstanbul piçlerine koymak dileğiyle… Geride bıraktığımız sezonun son deplasman yazısından bu kadar. Robot gibi yaşayan insanlara sevgilerle… Aman haa!

çalınmaya başladı. Hayır Caner yok, Neco yok bu deplasmanda kim çalar. Rükay’a diyom sen mi aldın, ben almadım. Batuhan sen? O da yok diyo. La kim aldı bunları o zaman al işte 2 tanesini almışsınız. Rükay’la zaten söz düellosuna giremiyom. Her zaman o haklı. Her seferinde de tamam Rükay sizin köy daha büyük diyom. Ama aynı köy olduğu sonradan aklıma geliyo.


Erhan’ın şarj aleti olmasaydı telefonu da şarj edemiyodum hiç bi yerde.
Uyandım, formamı, polarımı giydim, atkımı da boynuma taktımm, önce Fidangör’e geçtim. Nurcan abla ne yapıyo? Abim nerelerde falan derken Emrah’la karşılaştım. 745′in oralardaydık yani Fidangör’de. Bi baktım kan toplama aracı var fidangörün ortasında, dedim girim de Kızılay’a kan vereyim. Yaklaşık 2 yıldır düzenli olarak kan bağışlıyorum bu arada bilmeyenlere söyleyeyim. Kan vermek sorun değil de öncesinde kan değerini ölçmek için parmağını kesiyolar ya az bişey (: yakıyor adamın canını biraz. Emrah da göt korkusuna vermekten çekindi ama ikna ettim onun da kan değeri düşük çıktı. Fidangör’ün içinde boş bir mağazada olduğumuzdan, dışarıdan geçenler şöyle bi baksa görebiliyodu.
Görenler oldu (: başladılar bağırmaya “adamın ta dibi, (k)gılıksızın biri, seviyoruz seni, ekindiyebiri ekindiyebiri” (: görevli adam rica ediyo arkadaşlara ama susmuyolar. Abi dedim ben hallederim. (: Çocuklar sağolsun kırmadılar beni, susun dediğimde, ilk defa ikiletmediler nedense. Bu arada kan grubum A rh (+). Lazım olursa…
Neyse oradan çıkıp, stadın oraya geldik. Şahan’la, Oğuzhan’la buluştuk. Biletlerini verdim. Onlar girdi içeriye, ben de Temel’in Birahanesi’ne gidip bira içtim Ümit’la. (la ne yaa le olacak orası) Ordu’da bugüne kadarki en iyi tribün yapıldı desem yalan olmaz sanırım. Ve bir o kadar adam da dışarıda kaldı, anlayın artık. Yönetim – Taraftar elele verirse Karadeniz’in en iyi tribünü Ordu’da olur. Hatta gayet açık bir şekilde söyleyebilirimki Türkiye’de de sayılı tribünler arasına gireriz. İlk yarıda bulduğumuz 3 golle ilk yarıyı öyle bitirdik ama ikinci yarı Fevzi’nin hatalarıyla maçı 3-2 tamamladık. Javito, Yalçın ve Onur bu maçta favorimdi. Her zamanki gibi 90 dakika hiç susmadık ama ben çoğu zaman oturup dinlenmek zorunda kaldım. Kan verdiğimdem dolayı sanırım kendimi fazla hırpaladım herhalde o yüzden yere yığılacakmış gibi hissettim. Kan verdiğim kolum kanamaya başladı ve üzerim başım hep kan oldu. Bi ara arkadaki adamlarla kavga ettik. Bizden biri bi yumruk attı adamın kaşı patladı sanırım.

Bu cümleyi kaçıncı defa kuruyorum bilmiyorum ama gideceğim deplasmanlardan birisi olan Samsun deplasmanını da geride bıraktık. Oğuzhan’da geldi bu deplasmana, cuf cuf şerefsizliğini konuşturdu ve yine gelmedi yine ama güzeldi. Ağzımıza bir damla içki sürmedik. Ünye’den geçerken Rükay’ı aldık bizim otobüse. Otobüste oturmaya yer yok ayakta gitti mecbur. 40 kişilik otobüslere 60 kişi binerse elden daha bir şey gelmez. İyi stres attık. Giderken değil de dönüşte otobüs şoförü benden nefret etti. En öne geçtim Denizhan’ın yanındaydım. Anıl koridorun basamağına oturdu, Denizhan’la biz hostes koltuğunu paylaştık. Açlıktan ölecek gibi oldum artık, sabahın 8′inde çıkmıştım evden, hem abimi karşılayacaktım otogarda hem de deplasmana gidecektik. Aslında abim bana, bayan taraftar geliyosa Kübra’yı da getir ben de Samsun’da iner, birlikte gideriz maça demişti. Dişi Menekşeler 10-15 kişi geldi Samsun deplasmanına ama yengemi götürmedim. Abimi otogarda karşıladım aradan 10 dakika geçmeden otobüse atladığım gibi Samsun yolculuğuna başladım. Abimle, Orduspor arasında anormal bi bağ var. O ve yengem de Orduspor aşığı ama bir türlü benimle anlaşamıyorlar. Abimler söz yüzüğü takmaya giderken de ben deplasman yolundaydım, yengem kızmıştı (: Şimdi askerden geldi ben yine deplasmandayım. Ama suç benim, dedim ona sen de gel diye ama gelmedi. Samsunspor’la aramızdaki buzlar eridi bu maçta tamamen. Dönüşte Yalıköy’de Burhan Abinin köftecisinde mola verdi bütün otobüsler. Uzun bir aradan sonra karnımız doydu. Şimdi de evimdeki yeni internet bağlantımla ilk yazımı yazmanın mutluluğunu yaşıyorum. 
Başlangıcı pek güzel olmadı belki, Ordu’dan ayrılma faslı bir hayli zor oldu yani. Bi ara kesinleşse de iptal de oldu, vazgeçtiğim de. Sonunda Metro’dan aldım biletimi ( 55 TL ). Otobüsün kalkmasına 1 saat kala almış olsam da 1 ve 2 numaraları koltukların ikisi de bana aitti Antalya’ya kadar. Tabi ki 3. ve 4. numarada oturan teyzeleri es geçmemek gerekir. Kemer’e davet ettiler, bizim oğlumuz ol dediler, gerçi bu sorudan sonra biraz düşündüm ama kabul etmedim (: Yol boyu ikramlarını eksik etmediler, sağolsunlar.
Sonrasında sanırım pankart yapmaya karar verdik. Ne yazsak? Nasıl yapsak? diye düşünürken, dönüşte bi kaç yere uğradık pankart için. Eve geçtiğimizde Şahan’nın eniştesiyle tanışma fırsatım oldu, Şahan bunu okuyosun diye söylemiyorum ama senden daha kral bi enişten var. Neden kral diyorum? Pankart yapalım diye tüm tanıdıklarına haber saldı. Sonunda da O’nun sayesinde yaptık pankartı zaten. Pankartı yaparken de iki bira söyledi, içimdeki enişte sevgisini ikiye katladı (:

Dolapta 3 biram var, saat henüz gece yarısını geçmediği için kararsızım, içsem mi diye düşünüyorum. Nolduysa bi anda Ankaragücü deplasmanı aklıma geldi, hemen bi kaç kişiyle konnekşın kurdum. Sonra kendimi hazırlanırken buldum. Giydim formamı, boynuma atkıyı taktım, üzerine inceden mont gibi bişey, dolaptaki 3 biramı da koydum poşete aşağıya indim dolmuşa hemen bi el uzattım gel bakim buraya atladığım gibi otogarda indim. Otogardan her geçmemde o an aklıma geliyo ama neyse konumuzu değiştirmeyelim. Marketin önüne geçtim kimse yok, evin altında da kimse yok. Evde bi tasarım yapmıştım ufaktan hafıza kartımdaydı hazır kimse de yokken internet (c)kafeye gittim (bir önceki yazımda) tasarımı bloga koydum. Gece 23:30’da çıkılacak yola, ortalıkta kimse yok. Serkanların yanına geçtim bahçelievlere, playstationın ordalar her zamanki gibi. Gelmekle gelmemek arasında kararsız. Baktım zaman geçiyo dedim oğlum ben gidiyom. Yolda Sametle, Tolga’yı gördüm daha doğrusu otogardalarmış onlar da, birlikte arabanın kalkacağı yere doğru yürüyoz. Gittik kimse yok, zeki abiyi arıyom. Abi nerdesin? “ekiiiieen banyo yapiiim ben oğlauuuaam “ diyo (: Biz de LCW’nin karşısındaki
dışarıda bekliyo ben içerde dürümleri onlara servis ediyom. Oturdum bar taburesine yanımdaki adamın kafası güzel (: Hemen muhabbete başladık. Sen hangi takımlısın? Nerelisin? Niye geldin? Ben kimim sen biliyon mu? Gibi sorularla karşı karşıyayım. Dedim abi hangi takımlı olduğum belli, nereli olduğumda, karnımız aç geldik, insana benziyon ama kim olduğunu bilmiyom. Ocakbaşındaki usta bana gülüyo (: adamın kafası güzel ya, ya anlamadı ya da uğraşmak istemiyo. Sonra adamla iyi anlaşmaya başladık. Dedim abi sen nerelisin? Hangi takımlısın? Ben döçlanddanım, merkezden diyo :D oo dedim abi senin Almancan da vardır o zaman. Yeğeeen benim 84 tane yabancı dilim var demesin mi :D Usta atladı hemen, bırak lan şimdi sen dili, 10 tane ülke say bakim. Adam ülke sayıyo parmaklarıyla; Biir Türkiye Türkçesi, İkiii Almanya Türkçesi, üüç sonradan eklemeli Türkçe, dööört İslamiyet Türkçesi, beeeş Atatürk Türkçesi, altı münihce, yedii orççinel Türkçe :D Tabi adam bunları saymaya başlayınca usta daha oralı olmadı (: Girdim araya hemen yoksa durmak bilmez. Abi dedim sen hangi takımlısın? Ben bayer münçenliyim. Abi Münih olmasın o? İşte sen bilmezsin biz almanyada ona münçen diyoz. :D Abim dedim seninle tanıştığıma mutlu oldum, başka bi akşam yine konuşuruz. Kapıdan çıktı gitti, arkama bi döndüm gitmemiş (: Tolgayla Samete sarıyo. Çıktım dışarı ben gülüyom :D Bunların morali bozuk. Orada bi kaç şey daha oldu da o konulara girmeye gerek yok. Biraları aldık, Fidangöre çıktık ikinci sapaktan işbankasına, ordan da sahile geçiyoz. Tolga aç şu birayı da içim. İşbankasının ordan geçiyoz 3 tane yarım otobüs hepsinin içinde tiplerinden belli cemaatçiler var. Bira içiyoz ya bize bi garip bakıyolar, ben de inadına onların yanından geçerken vuruyom…
Her zamanki gibi Fatsa meydanında yine durduk, tekelden bira aldık. Ben bi tane aldım. Tolga yine montunun içine sakladı kaçtı (: O an içimden “ulan şimdi Caner’le, Şortan olsaydı bu tekelde bira mı kalırdı” dedim kendi kendime. Ankara’ya giderken de ne zaman canımız bişey çekse Caner olsaydı alırdı dedik (: Havza’ydı sanırım, her zaman çorba içmek için durduğumuz bi yer vardı yine durduk orda. Adam 3 lira diyo çorbayı, ben gittim dedim abi bak biz hep burada duruyoz deplasmana giderken bize bişeyler yapcaksın falan dedik, indirim yaptı mı bilmiyom. Biz yine para vermedik zaten. Biz hiç olmazsa bi çorba içiyoz da para vermiyoz, yine Caner geldi aklıma :D adam tesiste durduğumuzda etli, tavuklu yemekler, karışık yemekler yiyo, çorbalar içiyo para vermiyo bi de üstelik adama gidip yemekleri hiç beğenmedim diyo biz bi çorba içmişiz para vermemişiz çok mu (: (: Çorba içtiğimiz yerin yanında yine tekel vardı, ama hep kamera :D biz de dışarıdaki gazeteleri aldık bakıyoduk Tolga’yla. Bi şok gazetesi var, bulvardı galiba diğer baktığımızda tam bilmiyom adını görmedim. Tolga dönmüş adama diyoki :D abi şu gazeteyi bize versene Ordu’dan geliyoz birbirimizi bakıp zevk yapıyoz verde gözümüz gönlümüz açılsın :D Ben de böyle bi gazeteyi elime almayalı herhalde 14 yıl falan olmuştur. Sağolsun bi Yunus hocamız vardı ilkokulda hergün sınıftan birini bulvar gazetesi almaya gönderirdi arada da ben giderdim. :D Çocukluk yaa :D okula getirene kadar sayfalarına bakardık, sanki bi bok anlıyoz o zaman. :D :D Neyse konudan sapmayalım… Tekrar bindik, yola devam ediyoz. Murat abinin anılarıyla gidiyoz Ankara’ya. Ordu’da aklî dengesi yerinde olmayan bi adam var heee redkitten bahsediyom bilenler bilir (: Hep takım elbise giyer, bu bi deplasmana gitmiş bunu kulüp başkanı sanmışlar :D murat abinin dediğine göre bi ilgi gösteriyolarmış bi ilgi her şeyiyle ilgileniyolarmış. (: lan dinlemek istemiyom adamı durmadan bişey anlatıyo, bi siktir git daa murat bi sus daa hiç mi yorulmadın aq. En sonunda kalktım başka koltuğa geçtim zaten (: Tolga çekti kahrını. Neyse fazla uzatmaya gerek yok, sonunda gittik Ankara’ya. Tolgayla ben ikimiz ayrıldık geziyoz. Sabahın köründe napcaz bilmiyoz kızılaya doğru geçtik. 3 TL’ye kahvaltı vardı hemen atladık (: Tolga diyo ben ankarada yaşasam evde yemek yemem. Yiyen kerizdir zaten. Öğrenci olmak kolaydır heralde başkentte. Saat 12’yi geçti maç 3’te, yavaştan çıktık stadın oraya doğru gidiyoz bizde yapcak bişey yok. Biletleri 5.5 TL demişlerdi, 3 TL’ye aldık. Ankara iyi hazırlanmış maça tribün olarak, şehitler için. O an moralim daha çok bozuldu zaten, her yer Türk bayrağı, şehitlerin fotoğrafları falan. Beni televizyonda görenler arıyo (Denizhan) oğlum noldu lan niye moralin bozuk diye.
Ankaragücü harbiden insanın gücüne gidiyo. Yüz yıllık çınarı ne hale getirmişler. Ankaragüçlülerle birlikte top gökçek çektik. Ankaragücü – Gecekondu ikilisinden gerisi yalan Ankara’da. Sol Kapalı’yla birbirimize giriyoduk tribünde ama olay fazla büyümedi. Kafalarına göre şekil yapmaya çalışıyolar da Karadenizli olduğumuzu unutuyolar heralde. (; ( sağdaki fotoğrafta en sağda aşağıda yan duran benim (: bilmeyenler için belirtelim. )İlk yarı bitiminde Tolga’yla birlikte setin üstünden bağırıyoruz “ya şa sın dev rim ci mü cadelemiz” diye. 3-4 basamak önde duran hafiften orta yaşlı abiler döndüler şapkalarını çıkarıp “helal olsun” der gibi selamlarını verdiler. Hiç beklemiyolardı böyle bişey galiba şaşkın şaşkın bizi kestiler kim bunlar acaba der gibi. Biz de abilere saygıda kusur etmedik selamlarımızı gönderdik. Fatih Tekke ve Stancu’nun attığı golle maçı 2-0 kazandık ama amına koydumun yerinde sevinemiyom. Hani arada sırada konuştuğunuz birini sokakta görürsünüz de geçerken ufak bi gülümsemeyle selamlaşırsınız ya, gol olunca bana bakanlara öyle bi gülümsemeyle selam verdim ben de.
Tek sorun yatarken üstümü örtmeyi unutuyodum. İşte niye farklı konulara giriyosam artık, bilmiyom. Ankara’da şifayı iyice kaptık. Bunu siz keyifle okurken, ben odamda; yağan yağmurla, hemen yanımda bir türlü yakmayı beceremediğim lanet olası doğalgazlı kaloriferle ve sırtımda beni ısıtmaya çalışan battaniyeyle başbaşayım (: Ha bi de şöyle bi göz gezdirdim de etrafımda sümüklü peçeteler (: bira kapaklarıyla yaptığım kolye :D hani olur ya açarsın da iki tarafında da resim olur işte eski türk filmlerindeki gibi kolye türünden, canım sıkılınca ne yapacağım belli olmuyo işte. Güzel oldu ama kolye, ipini de taktığımda fotosunu koyarım ayrıca. Nescafe içtiğim bardak, hoparlör (: flashdiskler, hafıza kartları, rükayın telefonu, yiğithanın hayatı boyunca bana hediye olarak verdiği tek şey çelik kasa (: eti form (39 kuruş olduğu için alıyom, ucuz diye yani (: ), sevdamın renklerini taşıyan şal atkı, sigara, sakız, bir adet vodafone hat, 35 kuruş, kulaklık ve mor farecim. Konu yine uçtu aq.
uzatalım, bununla gidelim. Hem daha az yakar dedi. İyi dedik anasını satim, gidelim. Kadro da az çok belli oldu. “Ekin, Erhan, Abduş, Bartu, Uğur” Gideceğimiz de hâlâ belli değil, ben de o yüzden eve gidip içmeye başladım. 4 bira içtim. İçene kadar da Erhan’lar geldi. Arabayı Erhan kullanıyo haliyle, şoförlüğü olan bi O, bi de ben varım. Abduş da hemen öne oturmuş. Dedim abduş geç arkaya, Ünye’de Rükay’ın yanında durcaz, b
irayla atkı alcam dedim.Orda binersin öne. Benim başım az buçuk dönüyo ama sessiz sakinim. 2 tane de hafıza kartı aldım yanıma, arabada dinleriz diye. Önce Bahçelievler’deki opet’ten 100 liralık mazot aldık. 















Yorumlar