Author Archive for ekN

naber?

Şöyle durup dururken bişeyler yazmayı özlemişim vallahi, bi de şahan’ın Ordu’ya gelmesi Hüner’de kendine pizza ısmarlattırması falan çok zoruma gitti bişeyler yazmalıyım ki, giden paracıkların verdiği huzursuzluğu birazcık olsun atlatayım (:

Zamansal kavramların çok uzağında olduğum için bir sıralama olmadan yazıp çizmeye karar verdim. Hatalar, kuısurlar için kusura bakın.

Soldaki resimi biraz büyüttüğünüzde daha net göreceksiniz aslında, kısacası üzerine tıklayın. Sağ tarafta ezik gibi duran bi çocuk var basketbol topunu kaldırmış havaya, kendinden ağır haberi yok :D işte o ege.

Buradada kuzucukları görüyosunuz :D O arabaya neler sığdırdığımı bilseniz “hadi ordan” dersiniz. :D :D Arabası olanlar bilir, kaputu açınca motora su koyulması için şişelerin koyulduğu boşluklar vardır oralara terlik sıkıştırdım, bazı elbiseleri oraya koydum :D Nerede boşluk varsa bişeyler sıkıştırdım. Tabi yine de gönderemediklerimiz oldu, onları da ben yanlarına giderken götürürüm artık (:

Şu bir türlü geçemediğim ders vardı ya Muhasebe, vizeden 86 almışım. Üniversite bitiyor ve 4 yıllık için bir başlangıç yapacağımın işareti anlamına geliyor bu bok yiyesice notum. Ve mutluyum en azından (: Yani bildiğim kadarıyla. Öyle olmaya çalışıyor da olabilirim, ne olacağı belli değil henüz. Karıştı toparlamaya çalışıyom ama hep boka sarıyo :D

Bu sağdaki fotoğrafa ne demeliyim bilmiyorum. İki dakika markete gittim, bi geldim araba bu halde. Sağ ve sol üst köşelere 90 yazılmış. Üst ortaya “VURGUN LİSELİ”, kısacası arka camı mahvetmişler. Derbeder, Paslandık, Şıp Sevdi, Alın Teri, Kaderimde Varmış, Beni Çimdir, Zalim, Ooo Yee gibi şeyler de var :D Nerede bu yazılardan birinin olduğu bi araba görsek, dalga geçerdik. Bu ne oğlum nasıl yazdırıyolar bunları camlara falan diye. Yiğithan da gelmiş camın içine sıçmış :D :D

Bi uğradım bloga, ne var ne yok diye. Bi ara yine uğrarım…

 

şimdi sen yoksun ya yanımda

İşte senin de gördüğün gibi,  anne diye seslenebileceğim tek yer burası ve ne acıdırki “efendim oğlum” diyecek bir annem yok yanımda.

Ama sen olsan; saat kaç oldu hadi kalk, oğlum yeter artık kapat şu bilgisayarı da yat, eve erken gel, üşütürsün üzerini sıkı giyin, derslerini yap, sınavın nasıl geçti?, yemek yiyoruz gel, fazla terleme, şu çoraplarını çıkardığın yerde bırakma, eve geç geleceksen haber ver… derdin.

İnsanlar annelerinin kıymetini hiç bilmiyor, hem de hiç. Bazen arkadaşlarını tercih ediyorlar bir konuşmada, bazen onlara karşı cevap veriyorlar. Belki 12 yıl önce gitmeseydin sen yanımızdan, ben de öyle olurdum. İnsanoğlu işte, sevdiklerinin değerini kaybedince anlıyor.

Ve şimdi sen yanımda yoksun ya; insanlar yanımda “anne” demeye çekiniyor.

güneşim

İnsanın içinde yazı yazma isteği olmayınca ne yazacağını bile bilmiyor. Aslında neye ve kime yazacağımı çok iyi biliyorum ama işte dediğim gibi ne yazmam gerekiyor? Yazarsam rahatlar mıyım? İçimdeki sıkıntılar biraz olsun azalır mı bilmiyorum.

Yazmaktan vazgeçtim, müziği dinleyin yeter…

tatli, güzel ve bencil

simdi birini sevsem, uzakta ama bazen en yakinimda olsa, onu hic kaybetmesem o hic kaybolmasa, bahaneler uydurup gitmese ama o da hep sevecegine soz verse…

gittigi gidecegi sehirlerde yuregindekini hep ayri tutsa, ona deger verse, sahip ciksa…

o tatli gulusunu hic yuzunden eksik etmese, aklindaki herseyi yapacak kadar ozgur ve kaçık, aklindaki herseyle aklimda yer edecek kadar guvenilir ve cesur olsa…
gozundeki yaslarin sebebi sadece mutluluk olsa, agladiginda hep yaninda olsam, aglarken sesi hic cikmasa, gozunden suzulen yaslari silip sen her zaman guclu olmalisin desem…

hangi sehire giderse ben de yanina gitsem, o sehrin guzelliklerini birlikte gorsek, sokaklarinda birlikte kaybolsak, ya da ayni otobuse binip o sehre yanyana gitsek bi gun…

hayatin ona yasattigi zorluklari benim gibi bi cirpida silebilse, mutlu olmak icin kendine yoktan yere sebepler yaratsa…

ve soz verebilecek kadar kendi olsa…

Şimdi seni düşünüyorum. Karşımda, bir şehrin ışıkları vuruyor dalgalara…

bi kaç günü sığdırsam?

Bu sefer bi değişiklik yaparak tersten başlıyorum anlatmaya. Bugün erken uyandım, bazı işlerim vardı onları hallettikten sonra Yiğithan & Gökçe ikilisiyle buluştum. Yason kilisesine gidelim dedim ama onlar Boztepe’yi tercih etti. Biz Boztepe’ye doğru çıkarken Mustafa abi aradı, düğüne taaa Antalyalardan gelen annemin kuzeni, canım abim (: Diyo nerdesin, abi diyom Boztepe’ye çıkıyoz arkadaşlarla, hangi arkadaşlar? yok valla tahmin ettiğin gibi değil hele senin düşündüğün kişi hiç değil. Peki ekinim anladım selam söyle ****’e diyo :D bu sırada abartısız gülüyoz tabi. Neyse iknâ edemedim yanımda olmadığını ama yapacak bişi yok (: Büfeden ıvır zıvır bişeyler aldık çıktık boztepeyeee, girdik bi çardağın içine. Ben Yiğithan’la Gökçe’nin fotosunu falan çekiyom. Şerefsizler insanda biraz anlayış olur tekiz diye insanın üstüne bu kadar da gelinmez ): Dedim al yiğithan şu telefonu, sen de bizi çek. Siz kim olum diyo içinden :D Çek işte olum ben onu hep yanımda hissediyom diyom bende :D Başlıyolar gülmeye…

Bugünden önceki bi gün (açıklamaya bak) tam emin değilim işte. Fuldem sen git şurubu kafaya dikle. Prensesin midesini yıkamışlar, biz de ziyaretine gittik. Odaya ilk girdiğimizdeki haliyle, çıkarkenki hali bambaşka. Bi cilve yapıyo ama görmeniz lazım (: Grip olduğum için fazla yaklaşamıyom ama, öpmeden de duramıyom :D Şimdilerde daha iyi tabi, yine eski enerjik hayatına geri döndü.

Ondan önce ya da aynı günün sabahı da olabilir. Herhangi bir gün işte. Şeniz ablanın doğum günü. Abimle yengem yaş pasta almaya gitti biz de dükkanın önünde bekliyoz. Nurcan abla dışarıda aldı eline pastayı mumları falan yaktık hoooop 1 2 3 daldık içeriye. Benim kafaya bak hey gidi heeeey herkes iyiki doğduun şeeniiiz diyo. Ben iyiikiii doooğğduuuun müüüjüüü diye bağırıyom :D 2-3 defa dedikten sonra farkettim, şöyle bi baktılar bana. Müjü gibi ay pardon yaa dedim :D

devamı sonra…

gelin arabası

abimin düğün günü ve gelin arabası süsleme aşaması (:

bir daha görüşsek

Şimdi evden çıksam, arabayı stadın oralara bi yere çeksem, sırf seni görebilmek için Fidangör’ün girişine kadar yürüyüp öyle geçsem dükkana. Birşey diyeceğimden değil, sırf görebilmek için. Az buçuk bi gülümsemeyle selamlaşsak, yanyana geçerken “hadi görüşürüz” desek birbirimize ve bir daha görüşsek.

Yaşamak

Bi bakalım dedik ne var ne yok diye. Bi mail gelmiş bana arkadaştan. Hatırladın mı bu türküyü diye. Hatırladım tabi dostum, hatırlamaz olur muyum? Sağdaki listenin en başına koydum hatta. En sevdiğimiz türkü demiştik yıllar öncesinde. Grup YORUM söylüyo, bu arada dün de konseri vardı, bi kaç arkadaşım daha gitti ama başka giden var mı bilmiyorum.

Bu aralar kafama çok şey takıyorum. Abartısız felaket derecesinde. En kısa zamanda Ünye’deki eve gidip kafamı dağıtmam lazım. Ama bu sefer yanımda kimseyi götürmek istemiyorum. Belki bir kişi gelebilir. Gelmek isteyen varsa da mesaj atabilir. Rakı içen gelsin ama bu sefer. Başka bişey istemiyorum. Şöyle oturup sadece sohbet edeceğim birisi olmalı. Belki de hiç tanımadığım biri de olabilir, ya da tanıyıp tanımamam önemli değil daha önce hiç böyle ortamlara girmediğim biri de olabilir. Dili, dini, cinsiyeti farketmez. Ama ayın 22′sine kadar gelsin mümkünse.

22′sinde abimin düğünü var Aktuğ Otel’de. Bi horon tepmeyi biliyorum, sırf bu yüzden düğün öncesinde bilmediğim oyunları bile oynamama sebep olacak bişeyler içmeliyim. Bu arada, geçen gün Migros’ta arkadaşlarla oturmuş ben düğünde ne giysem? muhabbeti yapıyoduk. Sonuç olarak da Süvari’den bi ceket aldık. (ve ben hayatımda ilk defa ceket giyeceğim) Aldık ama üzerimde fazla duracağını sanmıyorum.

Öyle işte arkadaşlar. Bu arada bi arkadaşıma benimki gibi bir blog açıyorum. Kendisi istedi, kimseye söyleme dedi. Ben de isim vermeden haber vereyim dedim. Ulan varya şu facebook’u falan bırakın. Buralara yazıp, içini dökmek gibisi yok. Şu anda bu yazıyı okuduğunuz blogun maliyeti yılda 20 TL. Bunu ödemeyemezseniz zaten yaşamayın. Yok ben beceremem, yapamam, yazamam, kimse takip etmez diyenleriniz var mı? O zaman benim yazdığım ilk yazıya bakın. Pek bişey anlatmıyorum o yazıda, resmi görünce şaşırmayın. Blogumun eskiden adı ekinbaykal.com’du. Sonradan değiştirdim. Asılsız, saçma sapan konulardan, nerelere geldim gördüğünüz gibi. Takip konusuna detaylı girmiyorum, ama günde 60-70 farklı kişi giriyo, okuyo. Mesela derseniz ki, şu anda benden başka blogda kimse var mı? Sol tarafta kırmızı bi simge var, içinde rakam yazar. O şu anda bu blogda olan ziyaretçi sayısını gösterir. Üzerine tıklarsanız, hangi şehirlerden girildiğini gösterir. İstatistik misali…

Ayrıca Şahan’dan da bahsedeyim az buçuk, ben nasıl yazcam? Kimse takip etmez? Ben yapamam diyen değerli arkadaşımın blogu http://msahann.blogspot.com ‘a da girin. Son yazısında şöyle demiş ;

Yazmayı bırakmıcam heralde. İçimi döküyorum lan böyle güzel oluyo valla. Size de tavsiye ederim sizde başlayın blog işine. Beni bu işe başlatandan Allah razı olsun.

Yani bi başlarsanız devamı geliyo. Ha gelelim şu takip etme işine. İnanın bana hiiiç sikimde bile değil, birileri girip okuyomuş, okumuyomuş. Kaç defa dedim bi daha diyorum. 10 yıl sonra, 20 yıl sonra bloga girip ben neler yapmışım diyerek gülmeye başlarım (: Yani takip edilmek önemli değil, bu beklentiyle yazmayın. Sırf yazmak istediğinizde, yazasınız geldiğinde yazın. Bişeyler yazayım blog dolu gözüksün diye yazarsanız o blogtan bi bok olmaz. Hadi şimdi sevgiyle kalın, derdi olan varsa http://ekindiyebiri.com/iletisim sayfasına tıklasın bana mesaj göndersin. Derdi olan yoksa, mal gibi yaşamaya devam etsin. Dert olacakki, ondan kurtulmak için hayatına heyecan sokacaksın. Ya da alacaksın eline bi şemsiye, kendi götüne sokacaksın. Sonra da açmaya çalışırsın. Öyle ya, mal gibi yaşamaktansa bunları yap belki hayatına heyecan sokarsın !

Konuya nereden girdim, nereden çıktım. Anlayın işte; Başlayınca, saçmalasan da, cümlelerin amına koysan da devamı geliyo…

bir fotoğraf

Her insan fotoğraflarda güzel çıkmadığını düşünür. Aslında en güzel oldukları yer fotoğraflardır. Öylece dururlar çünkü;yalan söyleyemezler, bırakıp gidemezler, nankör olamazlar, arkandan konuşamazlar, ihanet edemezler.. O yüzden gelmesin gidenler , bir fotoğraf göndersinler yeter!

Ege’nin Deplasman Hazırlığı (:

Gönlüm Dağlarda

Şimdi diyeceksiniz bu kız kim? Adını bile bilmiyorum (: 1-2 hafta önce Nurcan Org’a gittiğimde :P içerde duruyodu. Ellerinde bi tane oyuncak telefon baktım birbirlerinin fotoğraflarını çekiyolar. Bu da poz veriyodu. Ben de kız zilli dedim :D napıyon sen öyle. Elin ayağın oynamasın bak kaçırırlar seni. Kaçırsınlaaaaar. diyo. Geldi yanıma ben kapıda dikiliyodum, fotoğrafımı çeksene diyo :D O zaman şöyle güzel bi poz ver dedim. Vermedi ben de böyle çektim. Ha şimdi ne alaka? diyenlerden özür dilerim zamanınızı çaldım. Okumak zorunda değilsiniz dimi.

Bu da imzalı Orduspor forması. Bütün futbolcuların imzası var. Kimse yavşamasın bu tabloya, kimselere bırakmam :) Çok istiyosanız, Orduspor Resim Sergisi’nde imzasız olanları var gidip 1000 TL’ye alın. Haaa benim param yoook derseniz orası beni bağlamaz, iplemez ve de siklemez. Artık gerisine siz karar verin, ya onurlu ve şerefli mücadele ya da hiç. Ne alaka şimdi demeyin saçmaladığımın ben de farkındayım, kapadım tamaaam (:

Emre geldi Bodrum’dan. Dayanamamış gözünde tütüyomuş Ordu, atlamış uçağa gelmiş. Ben evdeyken arabayla beni almaya geldi. Farkettimki hiç bi değişiklik yok yine aynı karalık duruyo bakınca içim kararıyo, karanlık ebue gibi adam :D Bu foto biz sahilden geçerken objektiflerimize yansıyan bir olaya şahitlik ediyo. Geçen gün kızın birine sen yüzme biliyon mu? diye mesaj atmıştım. Eğer biliyosan yazın yüzelim mi diyecektim. O da daha önce hiç yüzmedim bakmam lazım diyerekteeeen gitmiş iskeleden atlamış :D Bir mesaj yaa sadece bir mesaj :D Halbuki git atla da dememiştim, sadece sormuştum. Demekki bazı sözlerim ısrarcı olmadığım halde ikna kabiliyeti yüksek cümleler kurduğumun kanıtı haline geliyo. Bu da o fotoğraf. Kızı kurtarmaya giden halk, ön lastiği gözüken beyaz Ford Connect sivil polis ve gözükmeyen Ambulans. Bi de Emre’nin arabasının dikiz aynası(pardon yan aynalar) :D

Emre napalım? Nere gidelim? Gidelim Fokurtu’ya bi tavla oynayalım. İyi hadi sür arabayı. 1-2-3-4 derken 5. vitesle döndüğümüz store’un sapağından kiliseye doğru çıktık arabayı çektik oraya. Kilise’den aşağıya doğru inerken de hat yolu boyuunca Rağbet Cafe’ye gelmeden bi merdiven vardı. Ben de merdiven var diye araya girdim az daha uçurumdan aşağıya düşüyodum :D Meğer bi ileriki aradaymış merdiven. Atlayınca feleeeem şaştı. Emre de yere düştü :D Fokurtu’ya girecektik tam vazgeçtik, o sırada Sinan aradı. Hani şu Galatasaray deplasmanında langırt oynarken eline verdiğim paşa hazretleri var ya :D hah işte lan sende buldun aq :D

Emre, Sinan’la tavla oynamaya başladı. Emre misafirdir diye ben atlamadım mevzuya. Baktım Emre 3-0 yaptı. O sırada twitter’dan @snniygn hesabına bi twit attım. aynen şöyle “Ekin Baykal ‏ @kisiselizm -> @snniygn tatillere iyi alıştın sinan :) ögrencen öğrencen“  Tatili daha önce söylemiştim. Kırık olunca rakip alanına kırığını koyamama bi bakıma rakibin sana hafiften koyması anlamına geliyo.  Bu sırada da Emre’de bi kasılmalar falan filan derken oyun bitti. Telefonum titredi bi baktım yeni twit gelmiş :D Ayneen şöyle “sinan iyigün @snniygn -> @kisiselizm rahat ol paşam bittiğinde konuşuruz biz ve bitti rakip Nerda ?? :) )“  Sinan’ı tanımayanlar bilmez Nerde? yerine hep Nerda? der ve yazar ha peki bu havası ne derseniz bizim saftirik Emre 5-3 yenilmiş :D Yapacak bişey yok daha artık. Göte giren şemsiye açılmaz.

Şimdi gelelim Yiğithan’ın verdiği o önemli söze. Az önce yaşandı bu olay yani ben bunları yazarken 18:20 sularında. Sınavdaydım bugün, Girişimcilik ve Ön Büro’nun vizelerine girdim. İkisini de geçiyorum %89. Geriye Muhasebe kalıyo bi tek. Aslında Yönlendirilmiş Çalışma diye bi ders daha var ama onu Cemile hocayla konuştuk sunum yapılacakmış o konu sıkıntı yok anlayacağınız. Yiğithan’ın duvarına Gökçe yırtığım mı ne bişey yazmış. Doğal olarak kıskançlık duygularım hareketlendi :D Ben de yırtıkcıım yazdım :D Gerisi aşağıdaki fotoğrafta zaten. Hemen fotoyu kaydettim ki, sonra ben yazmadım. O ben değildim. Face’imi çalmışlar, Şerefsizler ibneler kalleşler demesin :D

Ayrı bir parantez açarsak eğer, Anılcım da bugün bana ekmek içi ısmarladı :D Bunu da tarihe altın harflerle geçiyorum ve Anıl’ın hayatı boyunca bana ısmarladığı ilk ve sanırım son şeyin ekmek içi olduğunu belirtmek istiyorum. Altın HARFLER :D

Hepinizi öpenzi, kaçanzi, sonu anzi veya nzi o da olmadı zi alın bi de benden i’li biten herşeyi hediye ediyom işte. Her yazımda cümlelere tecavüz etmeye başladım :D Ya unutmadan merak edenler için söyleyeyim Gönlüm Dağlarda ile bu yazdıklarının ne alakası var diyen olursa goyayım amına :D Blog benim değil mi :D