Monthly Archive for Ekim, 2011

Page 2 of 2

..umut

umut, çaresiz bekleyişleri değiştirmeyecek acı bir gerçektir.

11 yıl önce bugün

Anlayamazsınız ne demek olduğunu. 11 yıl önce bugün. O’nu her zaman yaşatacağıma eminim kalbimde. Evlenir de bi kızım olursa adı Seher İnci olacak.

  

Bekle beni Ordu

Gece çıkamadım, bugün çıkcam yola Ordu. Bekle beni beklee.  Gezeceğiz sokaklarında, aklı bi karış havada olan kızlarla dalga geçicez. Sahilinde oturup muhabbet edeceğiz. Birisi çıkıp “Ordu harbiden gelişiyo lan” diyecek. Ben de yeni mi anladın lan manyak :D dicem. Sonra biri çıkıp  “olum bu senin arkadaşın var ya hani, kürt gibi konuşuyo” diyecek ben de hee Rükay’dan bahsediyosuuz gurban olun lan gonuşmasına dicem. Biri gidip çekirdek alcak, biz de çekirdiğin içine elimizi sokup almaya çalışırken fazla almayalım diye sıkı sıkı tutcak şerefsiz. Teleferiğin ordan her geçişimizde “burası neydiiii ne olduuu” dicez. Şehir içi yollarını görünce “amına koyim Ordu’nun anasını siktiler” dicek birimiz. Kafamıza escek çıkıp başka yerlere gitcez. Doğal görünümlü fotolar çektircez ben Serhat’a gülerken çıkcam fotoğraflarda (: Serhat hiç bozuntuya vermeden yürümeye devam etcek Ünye sahillerinde.

  Sonra gidemediğimiz bi deplasmanı, nerede içsek  nerede izlesek diye diye birbirimize bakcaz. Olympos’a gitsek alkol yok. Zaten sahibi de kabul etmedi bizi. Paşa bar’da Lig TV yok. Orda şu yok, burda o yok. Biz yine kaldık Temelin Biranesi’ne. Biranenin üst katı karnaval alanı gibi olur. Kaçırılan her gol pozisyonunda duvarlar yumruklanacak. Caner’e beste yapcak biri “hırsız caner hırsız caner forma çalsana, store’dan bizlere forma çalsana” diye yankı yapcak bira(ha)ne. Biralar 5 lira olduğu için kimse içmek istemeyecek ama mecbur içecekler. Caner’le Rükay devre arasında dışarı çıkıp 3 liraya bira alıp içerde içecek. Ben yalandan yaygaraya vercem ortalığı “kardeşim para verdim biram gelmedi.” diye ve bu sayede beleş bira içcem bi kaç tane (: Kerane bestesi söylencek Zeki’ye. Kafalar güzelleştikçe daha da güzel olcak ortam. Sigara dumanından gözlerim yancak. “Şu amına kodumun sigarasını yanımda içmeyin demedim mi lan” dicem yanımda kim varsa. Direkten dönen topun heyecanına elimdeki bira bardağını masaya vurup kırcam. Herkes o sesin nerden geldiğine bakarken yalandan uuuf ananı sikim o gol kaçar mı dicem herkes televizyona bakcak yeniden (:

Diğer günler olacak. Başka bi maç günü ama bu sefer maç Ordu’da olacak. Rükay maçtan bi gün önce mesaj atcak. “Kanka ben maça gelim de beni Ünye’ye geri götürür müsün?” diyecek. Tamam gel götürürüm dicem. Maça saatler kala buluşcaz bi yerde, birinin evinin önünde. Biralar ellerde olcak. Yoksa ayık kafayla nasıl bağırırız 90 dakika ölümüne. Kafa döncek ki biraz, daha iyi ses çıksın. Çıkan sesin farkında olma. Yırtılsın gırtlaklar, parçalansın.  Biralar bitince yine bira almak için aramızda para toplicaz. Anıl her zaman olduğu gibi “bende 1.250 var kanka yeter mi?” dicek. Sanki biranın 3′te 1′ini içcek anasını satim. (: Denizhan benden habersiz nasıl bira içersiniz diye söylencek. Rükay da dolabımdaki biralardan yürütecek çaktırmadan. Sonra da “Ordu’ya geliyom bi bira bile ısmarlamıyon” diyecek. Arabaya binip çıkcaz yola, sahile, kilisenin oraya, temelin biranesine, mahalleye artık nereye kadar gidersek.

Maçı izlicez hep birlikte Kuzey’de. Son dakikalara doğru ortam daha da güzelleşecek. Çünkü makara zamanı başlayacak. Amerika’dan tutun da Nijerya’ya, konsolosluklardan birleşmiş milletlere, yahudilerden filistinlilere, somaliden türkiye ırak petrol hattına, saddamdan usameye. Besteler söylencek. Birisi çıkıp “piraziz meydanında dün gibi sevdam, derin bir nefes aldım alucradan, böyle bir sevdayı kıskanıyorlar orospu çocuğu bulancaklılar” diyecek. Fatsa’dan Ulubey’e, Mesudiye’den Korgan’a bestelere konu olcak semtler. “Layla laylay laylaylay la Siktiğimin Korganı, Layla laylay laylaylay la Kesilecek Organı” diye bile bağırcaklar. Sonra Ankaragücü’nün bestesi olan “tık tık tık. kim o? öcüü. laylaralaylay ankaragücü” yerine. Biz “tık tık tık” dicez. Alt taraftakiler “kim oooo?” dediklerinde. Biz hep bir ağızdan “yarraaaam” diyip gülme krizine gircez. Binlerce kişi bizi dinleyecek, bizi izleyecek. Terketmeyen tek sevgili Orduspor’un peşinden koşcaz yıllar boyu.

Maç bittikten sonra Rükay bana hadi gidelim Ünye’ye diyecek. Olum karnım çok aç bişeyler yiyelim de öyle gidelim dicem ama Rükay ben sana otelde yemek ayarlarım diyecek. Olum çok da uykum var gece gece başımıza bi iş gelir dicem. Tamam olum ben yolda giderken seni uyutmam diyecek. İyi dicem Rükay gidelim aq. Rükay ya bu hangi sözüne inanılır ki? Sözde beni uyutmayacaktı araba kullanırken kendisi çoktan kâbuslar görmeye başlamış bile.  Emniyet kemerini de bağlamış düşmim diye. Tünel’in içinde çekmiştim bu fotoyu. O da şimdi ilk defa görüyo (: Atkıyı da götüne sokacağına yanlış yere sokmuş zavallı. Gözüm kapana kapana gittim Ünye’ye. Otele girdik la rükay karnım aç. Az bekle kanka. Lan rükay bak geri gitcem karnım aç yap bişeyler de kendime gelim diyorum. Kanka otelin mutfağı şurda git bak işte bişeyler diyo. Ulan sana inanıp da seni getiren aklımı sikim dedim kendi kendime.

Bana verdiği vaatler sonucunda, karnımın doyması için önüme koyduğu, yemek demeye bin şahit gereken şu iki parça şeyle karnımı doyurdu.

Olmuyorsa Zorlamayacaksın

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır ; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.
İştir; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…
Sadece bekleyeceksin.

Korumalı: cana da gelecektir bi gün

Bu yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


aklımı sikim !

karşılıksız seven, “mal” gibi hep onu düşünen, düşünmeye devam eden, düşünmekten vazgeçmeyen aklımı sikim !

Bi kaç tane Manyak

Tarihini tam olarak hatırlamasam da 3 Ağustos olması lazım(mış, yengem öyle diyo).  Ben, Selim, Abim ve Yengem’le güzel bi gün geçirmiştik. Ramazandı hatta, herkes oruç tutuyodu bi biz tutmuyoduk /: Sahile gidip fındık, fıstık alıp yemiştik. Sonra da Boztepe’ye çıkmıştık. Bi ara da tabya başına çıktık. Böğürtlen yemeye çalıştık. Hani varya meşhur bi Ordu şarkısı “tabya başında üç kız yanyana, içlerinden biri şiiişt dedi bana” diye. Orası işte (: ):

 Tabiki önce üstümüzü başımızı giydik, hazırlandık vs. vs. Yengemin de dikkatini çekmiş ben de koyayım fotosunu siz de görün istedim.  Bu sol tarafta gördüğünüz fotoğrafta abim siyah çorap giyiyo. Haliyle sağ tarafta da gri çorap. (: Manyaklık parayla değil ya, çevremizde çok var işte.

Boztepe’ye çıktık. Çıkarken de Fidangör’ün fotoğrafını çektik kuşbakışı. (Orda da gezmiştik seninle sevgili) Malûm işte Abimle Selim askere gitcekler ya, Boztepe’ye çıkıp beceremedikleri halde bi de asker selamı veriyolar.

   

Boztepe’den sonra da sahile, tabya başına falan geçtik işte. Sahilde gıldır gıcık yedik.

Selim’in arkasından hareket çekcektim de fotoğraf biraz erken çekilmiş galiba, hep abimin bok yemesi 5 saniye daha bekleyememiş. Selim hakkında ufak bi not yazim. Selim Ağzıaçık gerçek adı soyadı. Ama dalga geçiyolar diye mahkeme kararıyla soyadını Yiğit olarak değiştirdi. Fotoğraflarda ağzının açık çıkmamasına dikkat ediyo. Sağdaki fotoğrafı da %99 ben çektim diye düşünüyorum. Çünkü bi ara deniz kenarına bişeyler çizmeye çalışıyodum.   Elimle gösterdiğim fotoda sanki kavga ediyolarmış gibi. Yengem kaşlarını çatmış, ellerini arkaya saklamış sanki hakem kırmızı kart vercekmiş gibi. Abimin surat ifadesini göremiyorum burda ama, bi suçlu olduğu kesin.
Onlar şimdi kavga etmeyi bile özlemiştir. Tıpkı benim gibi. Gerçi benim onlar gibi yanyana çekilmiş bi fotoğrafım bile yok.

Neyse işte ordan da biraz böğürtlen yedik tabya başında, 3 kızın yanında. Selim sağdakine asılmaya başladı. Kız yüz vermeyince morali bozuldu. Zaten az buçuk bişey vardı böğürtlende benim koparacaklarımı Selim kopardı. Askerler ya bişey demedim (:

Sona koymam gerekti ama Selim’i Playstation’da yendim 9-10 kez. Son maçı oynarken bunu da yenilirsem hayatım boyunca daha oynamam dedi. Yine yenildi. Geçen gün de izne çıktığında bi ara yine oynayalım diyodu.

Saat 23:59′du.

  Dün sabah çıktım yola. Mesudiye’ye geldim. Kimse adam gibi sormadı ne işin var orada diye. Kimse de bilmiyor zaten neden durup dururken Mesudiye’ye geldiğimi. Çıkmadan önce 4 bira içtim. Bugünlerim çok kötü geçiyo. Tahmin bile edemeyeceğiniz kadar kötü. Geri dönüşü olmayan yıllarımı unutamam. Ya sevdiğim ! Benden kaçtıkça nasıl iyi olabilirim. İyiyim diyebilir, iyiymiş gibi davranabilirim (!)

Yollar sanki bana inat gibi geçen yıllarımı anlatmaktan, hayatımın tekrarını göstermekten başka birşeye yaramadı.

Bazen arabayı kenara çekip derin bi oof çektim. Bazen virajlarda yavaşlamak yerine daha da hızlandım. Hem korktum, hem yapmak istedim. 21 yıldır yaşamadığım şeyleri yaşadım.

  Harçbeli’nde çeşmenin kenarında durdum. 3 biram daha vardı. Onları da içtim. Soğuması için çeşmeyi açık bırakıp kalan biraları suyun altına koydum. Deniz Gözlüm’le, Uğurlama’yı açtım. Onlar eşlik etti bana. İşin gerçeği ne biliyo musun? Ben seni bugün daha çok özledim. Şu an. Her an.

Mesudiye’ye neden mi geldim?

Yıl 2000, Fatsa’dan, Ordu’ya gelirken saat 23:59, Yenimahalle Eski Sanayi’ye bağlanan anayolun 40 metre içerisi. İşte o yıllarda bugündü. Ben Annem’i cennete gönderdim. Birazcık olsun aklınız varsa, benim düştüğüm duruma düşmeyin. Annenizin bir dediğini iki etmeyin. Çünkü O’nu kaybettiğinizde demeye başlayacaksınız kendi kendinize “keşke ben” diye. Mutlu olmaya çalışın dostlar. Mutlu…

Karabük Deplasmanımız

Eylül’ün son günleri, 29′u falan olması lazım.
Abduş mesaj attı: ” Kanka ne olursa olsun, Karabük’e gidelim.”
İyi dedim abduş gidelim.

Kim kim gideceğimiz, nasıl gideceğimiz tam belli değil. Benim arabayla gideriz diye düşünüyoz. Abilere sorduğumuzda kimi 400 lira yakar, kimi 250, kimisi de 600 liradan başlatıyor hesabı. Altı üstü 4-5 arkadaş gitcez, o kadar parayı nasıl bulalım (!)

Erhan’ı aradım. Dedim böyle böyle Karabük’e gitcez, gelir misin? Bende araba var, kiralık. Onun kiralama süresini uzatalım, bununla gidelim. Hem daha az yakar dedi. İyi dedik anasını satim, gidelim. Kadro da az çok belli oldu. “Ekin, Erhan, Abduş, Bartu, Uğur” Gideceğimiz de hâlâ belli değil, ben de o yüzden eve gidip içmeye başladım. 4 bira içtim. İçene kadar da Erhan’lar geldi. Arabayı Erhan kullanıyo haliyle, şoförlüğü olan bi O, bi de ben varım. Abduş da hemen öne oturmuş. Dedim abduş geç arkaya, Ünye’de Rükay’ın yanında durcaz, birayla atkı alcam dedim.Orda binersin öne. Benim başım az buçuk dönüyo ama sessiz sakinim. 2 tane de hafıza kartı aldım yanıma, arabada dinleriz diye. Önce Bahçelievler’deki opet’ten 100 liralık mazot aldık. Erhan’ın kaptanlığında çıktık yola. Çorum’a kadar Erhan, Çorum’dan sonra ben kullanacağım için, şoför koltuğuna ben geçtim. Çorum’a uğrayıp, Erhan’la, Abduş yolluk almayı da unutmadı Erdi’den. Abduş Erhan’a : “Kankaa şu camı açalım bak, yoksa bartu dumandan etkilencek” dedi. Aradan 5-10 dk geçtikten sonra Bartu saçmalamaya başladı. :) Şurdan gitcez diyip bizi başka yola soktu, fazla geç olmadan farkettik. Bartu ağzını her açtığında, Abduş ciddi ciddi “Ekin müsait bi yerde dursana ben burda incem.”, “Bartu Allah’ını seviyosan neyse paranı verelim de şurdan geçen bi otobüse bin”, “40 lira verdin, 40 liralık konuştun yeter artık sus”, “İyiki 10 lira eksik verdin daha ağzın burnun susmaz” gibi cümlelerle yerle bir etti bizi. Ben bi ara direksiyonu yumrukluyodum. Ne zaman bi sevdalukla ilgili bi türkü çalsa, şerefsiz abduş hep bana bakıp, inadına sesli sesli söylemeye başladı. Bu arada sağ elimin orta ve yüzük parmağımın başladığı yerdeki kemiklerimde çatlak olduğu için arabayı pek kontrollü süremedim, ama iyileşme sürecindeydi demekki ağrı, sızı olmadı hiç. Sadece vites atarken zorlandım. Bi de biz yolu normalden daha fazla uzattık. Alttaki haritada gittiğimiz yol ve gitmemiz gereken yolu da görceksiniz.

Hıı hatırladım. Ilgaz sapağındaki trafik kontrol şubeye girdik. Polise yaklaştım.
Bartu, polise: “Abi Karabük’e nerden gitcez?”
Polis: “Şurdan devam etceksiniz, 40 kilometre rampa aşağıya gitceksiniz.”
Bartu: “Tamam abi, görüşürüz.” :D :D
… aradan 30 saniye geçer.

Abduş: ” Kanka polis bize doğru mu söyledi acaba?”
Ben: “Oğlum polis bize yalan söyleyecek değil ya!”
Bartu (gayet ciddi bir şekilde): “Ne polisi la, hangi polisten bahsediyosuuz?:) :

Az önce farkettim de Bartu da yola doğru giderken, Facebook durumuna bişeyler yazmış. Arabada giderken o sözü ben söylemiştim. O da gitmiş durumuna yazmış.

Demiştim ya 2 tane hafıza kartı aldım yanıma diye. Birinde benim çok sevdiğim 4 şarkı vardı. “Salina salina, Saklasam Seni, Deniz Gözlüm, Unutamadığımsın”

Salina Salina ve Saklasam Seni geldiğinde Abduş yine triplere girmeye başladı. “Kanka senin örgütle bağlantın falan var mı?” diye sorular sormaya başladı. :)

Salına Salınayı bir de siz dinleyin.
Anlamaya gerek yok, hissetmek gerekir.

Ardından diğer hafıza kartını taktım. Seveceksin İnadına’yı dinlediler peşpeşe…

Karabük’e geldik sonunda. Zeki abiyi aradık. Stadın oralardaymış, biz de stada gittik. Stadın içine girdik. Unutmadan şu bartu’nun da fotosunu atim de yol boyu kiminle uğraştığımızı görün. İşte bu aşağıdaki şahs-ı muhterem dönüşte bizimle gelmedi. Bolu’da üniversite okuduğu için Karabük’ten Bolu’ya geçti.

Karabük sokaklarında gezdik, gittik bi kahvaltı yaptık. Yaptık derken herkes çorba içti, ben içmedim. Ziraat Bankası’na gidip Mustafa’nın gönderdiği 20 lirayı çektik.

… stadın yolunu tuttuk.

  Girdik stada…
Öncelikle şunu söyleyeyim, soldaki fotoğraftakilerin kim olduğunu anlattıktan sonra fotoğrafa tıklayarak büyük halini görebilirsiniz.

Abduş: Solda beyaz polar, boynunda atkı olan, Ordu Üniversitesi’nde 4 yıllık ne okuduğu belirsiz. Bahçelievler Mahallesi’nin Reis’i. :) Bi ayağını da öndeki koltuğa koyup verdiği pozla piyasacı olduğunu belli de ediyo.

Erhan: Şu anda Ankara GATA’da ameliyat oluyo. Erzurum’da asker. 3 ay hava değişimine gelmişti o arada da bizimle deplasmana geldi. Abduşun önünde beyaz ağırlıklı mor çizgili formayla kameraya bakan uşak. “Dalga” geçmeyi çok sever. Dalga geçme yüzünden hastaneye de düşse, bırakmadı peşini.
Polis: Abduş’a itaat ederken, eğilmek üzereyken çıkmış bu fotoğrafta. Taraftarın gücünü gösteren, aynasızlara karşı dik duruşun simgesi Abduş ve ezik polis.

Maça gelince.. 3 dakikada gelen 2 golle, 2 – 0 önde bitirecekken maçı Karabük 1 gol attı ve maçın skorunu belirledi.
Kardemir Karabükspor 1 – 2 Mor Menekşeler

Maç bitti. Araba kiralık. Gece 10:00′da teslim etmek zorundayız. ee Ordu’dan, Karabük’e 9.5 saat süren yolculuğun sonunda, maç 17:00′de bitti. 17:30′da yola çıktık. Sözde Çorum’da Erhan sürecekti arabayı. Hele abduşla uğur arka koltukta o kadar rahat bi deplasman yaptılar ki, hiçbişey umurlarında değil. Gel keyfim geel. Telef olan iki kişi var. Biri Erhan biri de ben. Uykusuzluk vurdu iyice. Karabük’ten çıktıktan sonra Erhan da uyumaya başladı. Herkes uyudu. Açtım hafiften müziğimi. Hafiften de gaza yüklendim. ortalama 150-170 kilometre hızla gidiyorum. Bazen yolda ani çukurlar oluyo mecbur o hızla girmek zorunda kalıyorum. Abduş uyanıyo bazen o sarsıntıda “noluyo kanka nere gidiyon” diyo tekrar kafayı koyuyo koltuğa. 3 defa içim bi tuhaf oldu. Derin ve uzun eğimli yola ikinci defa girdiğimde bi ara arabayı daha toparlayamayacağımı düşündüm. Hız gerçekten de çok kötü bişey bunu bildiğimiz halde basıyoruz işte mecbur. Dedim ya Çorum’da Erhan’la yer değişecektik o sürecekti. Uyuduğu için, uyandırmak istemedim. Samsun’a kadar geldim. Arabayı gereğinden hızlı kullandığım için mazotta haliyle dayanmadı. Benzinlikte durmak zorunda kaldım. Samsun’da Erhan’la yer değiştik. Yandaki koltuğa yattıktan bi süre sonra, gözümü açtığımda Ordu’daydım.