31 Ekim 2011, 22:11 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
Ne güzel oturuyodum evde, Isparta’dan geldiğimden beri su’dan başka bişey geçmedi boğazımdan. Yiğithan’a mesaj attım, gidelim aktaşlar’a bişeyler yiyelim diye. O’nun da işten çıkmasına daha yarım saat falan vardı. O sırada Oğuzhan aradı, bizim mersinli aşık olmuş a.ke. Metro’da tanışımızın olması bi kere daha işe yaradı, yarar inşallah. Mersin-Samsun kardeşliğini siz başlatırsınız heralde (: Yiğithan’ın yanına geçmeden otogarda metroya uğradım ordan da 2.hat, balıkhane, fidangör, tahıl pazarı, seçkin kadro derken yırtıkla buluştum sonunda :D Çay iç kanka diyince kafa salladım. iç iç mücahit vercek diyince o zaman 3 tane içim dedim (: Aktaşlar’la kanlı bıçaklı olan yiğithanı oraya götürmem biraz zor oldu ama sonunda ikna ettim. Ordu’da başka nerede karnımızı doyurabilirdik ki? Ya Mersin Tantuni, ya Antep ya da Fatsalı Hünkar’a gidecektik, biz yine Aktaşlar’ı seçtik (: Üst katına çıktık, bütün masalar boş, oturdum sandalyeye, gelmiş yanıma oturuyo. La yiğithan geç karşıma otur niye eziyet çektiriyon bize :D Ben 2 lahmacun söyledim, yiğithan da farklı bir lezzet olan Aktaşlar Special Orta Boy Pizza söyledi :D Adama diyoki abi büyüklüğü ne kadar? şu tabak kadar var mı? :D :D Ben lahmacunun bi tanesini zor yedim, diğerini yiyemedim zaten. Haa bu arada unutmadan söyliim (: :D asdşlkş3 4k :D yiğithan taygır (tiger) almış, acımadan gitmiş 189 lira mı ne vermiş. İşte boşuna dememişler zenginin parası züürdün çenesini yorar diye. Bizim de taygırımız oldu ama biz o kadar para veremedik yiğithan bey. Bi de utanmadan diyoki araba alcam :D Al tabi yaa. Canııııın yedüüüm al tabi al delü oğlaaan
- Fotolar bugüne ait. Yağmur ve sis.
31 Ekim 2011, 17:24 tarihinde ekN yazmış. 7 Comments
Yine bi deplasman, yine bitmek bilmeyen yollar, çekilen çile, umut ve yine hüsran…
Neler düşünerek gidiyoruz o kadar yolu, 1-0 öne geçiyoruz deplasmanda, seviniyoz ama kursağımızda kalıyo her defasında. sonuç zaten bok gibi yani kısacası akdenizden 1 puanla ayrıldık, ben de bu sırada en son 8 yıl önce gittiğim Antalya’yı az buçuk, minnacık da olsa yine görme şansı buldum. Ha nereyi gördün dersen, hiçbiyerini göremedim a.qu Manavgat’tan, Mardan’a geçtik. Yol boyu ne gördüysem onunla kaldım.
İşin kötü tarafı, dönüşe bilet bulamadım. Mecbur bi gün sonraya aldım biletimi. Bilet konusu da tamamen sıkıntı zaten, amına soktumun zekisi yüzünden neler çektim. Şahan’la iyi kafa yaptık ama, adı cuf cuf kalcak diye tırstı bayaa (: Antalya’dan Ordu bileti alamadık, Isparta’ya geçtik. 50 liraya Fındıkkale’den aldım bileti, içim bi rahat etti. Isparta’ya yönelik ilk izlenimlerime gelince, böyle kuru bi soğuğu ben bi Erzurum’da görmüştüm daha önce. Şahan militanlar gibi sadece gözü gözükecek şekildeydi. Isparta’nın herhalde en iyi, en büyük belki de tek olan eğlence merkezi Iyaş park’ı da gördüm, gokartı da götümüz donmadan Oğuzhanların evine geçtik. Mersinli sağolsun öğrencilerin vazgeçilmez yemeği olan makarnadan yaptı. Biraz gözlerimden ateş çıktı ama olacak o kadar. Ev sahipleri yattı, saat oldu sabahın 4′ü, Şahan bi siktir git de yatim daa bende. Hiç mi anlayış yok sende, o kadar saat yoldan geldim, 2 dk dinlenim be kardeşim. Bu bi ara kalktı koltuktan hemen yattım ben de (: Ama eşşek hoşaftan ne anlar, ben uyumaya çalışıyom, adam netten bana bişeyler göstermek için uyutmuyo. Oğuzhan bile anladı diğer odadan olum kalk yat adam yorgun diyo. :D Herkes anladı bi şahana anlatamadık uykumuzun geldiğini. … Hayır o yanımda otururken de güvenip uyuyamıyoki insan, hakkında çok şeyler geliyo kulağıma, treniydi, vapuruydu, cuf cuf falan… İnsan haliyle korkuyo :D
Neyse sabah oldu. Şahan Oğuz’un olduğu odada yatmış. Oğuzhan’a acıdım uyandığımda. Kim bilir uyurken ne badireler atlattı. Mersinli gelir gelmez dedi zaten :D var mı bi değişiklik diye Arada televizyona baktık, bursa maçını izledik, Mersinlinin hazırladığı kahvaltıyı da bitirdik. Oğuzhan sandalyede pek rahat oturamıyo gibiydi, Şahan’ın da yüzünde bi rahatlık vardı ama çözemedik durumu (: (: Neyse kahvaltı bittikten sonra yavaş yavaş hazırlandık zaten, çıkcaktık da Oğuzhan’ın saçını yapmasını bekledik :D Mersinli geldi yanıma, “ben bunu mecbur çekiyom işte” diyo.
Evden çıkıp bi yerlere gittik ama isim olarak hatırlamıyom maalesef. 33 iddaa bayisinde aldı soluğu, Oğuz da camdan sonuçlara bakıyodu herhalde, Şahan da bi fotoğrafımı çeksene doğal çıkim dedi :D Ben de yapuştuduum. Isparta’da, aklımda kalanlarsa: “Fidangör gibi bi cadde vardı, Nokta diye de market gibi bi yer (: Beşiktaş ve Galatasaraylıların takıldığı mekanlar, bi tane it oğlu it, valilik falan işte. Bi yerde oturup çay içtikten sonra saat 5′i geçerken otobüse atlayıp otogara geçtik zaten. Otobüste de yanına oturduğum adam canlı bomba gibiydi, heryerinden kablo çıktı adamın yol boyunca (: Normalde uyuyamazdım otobüste ama, iyiki uyumuşum, yolculuk çabuk geçti. Otogarda gözler birilerini arasa da, yürek; niye gelsinki ! diye resti çekti. Şimdi de evden çıkıyorum, otogara gidip Mersinlinin aşık olduğu kızın adını soyadını öğrenmeye geldi sıra. Dönüştü de carrefoura uğrar, ufaktan bi alışveriş yaparım.
30 Ekim 2011, 11:55 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
9 Kasım’da saat 09:05′te hayatı durdurur,
28 Ekim’de törenlere katılırız.
29 Ağustos’da Zafer Bayramını kutlarız.
22 Nisan’da ilkokulların camlarına bayraklar asar,
18 Mayıs’da stadları doldururuz.
Ne o günleri unutur, ne de o tarihleri unuttururuz.
Orduluyuz! Mustafa Kemal’in ORDUSUYUZ !
28 Ekim 2011, 07:39 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
şimdi sizlere .D yıllardır söyleyemediğim bi kaç sözle veda etmek istiyorum memleketimden :D ben gidiyom, görüşürüz Antalya deplasmanına gelemeyenler Lig TV’den izlesin bizi, bütün dostlarıma, arkadaşlarıma, kardeşlerime el hareketi çakcam ordan. 3r893ruıosa jdfalas.D :D :D :daposaıup98u 345435ö3ç4534ö..lksad
ne boktan, ne iğrenç dimi :D bugün de ben sizi öpüpkaçanziii
27 Ekim 2011, 17:18 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
ölecek olan bi sen mi varsın bu dünyada? hayatın anlamını sorsalar bana, sanma sakın iki kelime laf ederim. söyleyeceklerim çok ağır gelir sana. sus şimdi! konuşma sırası bende, yaşamadım ben böyle acı ömrümde, ben senden herşeyi beklerim ama inan artık rahat yok sana ne cennette ne cehennemde, ben hakkımı helal etsem bile. Yağmur yağacak ikimizin de üzerine, bakarsın o zaman sen de sevgilinin gözlerine, ben her zaman içimden geleni söylerim, söyledim. Senin de gözlerinden yaş aksın o güzel yüzüne.
Keşke deseydin bana bunu en baştan, hıh diye nefesimi içime çekerek söylüyorum; ne sevmekten anladın ne aşktan! Sana 11 Ağustos 2011′den kalma Ekin’le söylüyorum, gerçekten mutlu ol. Keşkeleri kendim için kullanmıyorum ama keşke söyleseydin be, anasını sikim söyleseydin ben hep arkadaşın olarak kalcaktım zaten. Antalya’ya giderken başta adının yazdığı bir mesaj okuyacaktın telefonunda, hepsinden farklı olacaktı bu mesaj “al arkadaşını sizi de götürelim” diye okumaya devam edecektin mesajı.
Tamam yalan söylemiyoruz burada, biz sevdiğimizi kaybettik, bu bi gerçek. Peki sen neyi kaybetmek üzeresin biliyo musun? Ayda bir nette rastladığın, aynı anda nette olsanız bile gördüğünde konuştuğun, arada sırada yazılarını okuyup “d3ngesiz bu çocuk yaa” dediğin, bazen de müziklerini sevdiğin insanı kaybetmek üzeresin.
Sen bu kafayla sevdiğin, sevmediğin daha çok insanı kaybedersin. Ha! bundan “sana ne” der misin bilmiyorum. Artık yazılarımı 12 Ağustos’tan sonraki ben’den geldiğini düşünme. Ne bok yemişse, ne yapmışsa seni üzen lavuk (: ara onu, konuş. Ha belki konuşuyodursun onu bilemem, belki barışmıştırsın yeniden ama barışmamışsan Allah’ını kitabını seviyosan ara, şu 2 günlük dünyada mutlu olmayı bi kere de sen seç. İstediğini yapmadıktan, istediğin gibi yaşayamadıktan sonra insanlık denen bu canlılardan hiç bi sikim olmaz (: bunu unutma…
27 Ekim 2011, 12:36 tarihinde ekN yazmış. 1 Comment
Dolapta 3 biram var, saat henüz gece yarısını geçmediği için kararsızım, içsem mi diye düşünüyorum. Nolduysa bi anda Ankaragücü deplasmanı aklıma geldi, hemen bi kaç kişiyle konnekşın kurdum. Sonra kendimi hazırlanırken buldum. Giydim formamı, boynuma atkıyı taktım, üzerine inceden mont gibi bişey, dolaptaki 3 biramı da koydum poşete aşağıya indim dolmuşa hemen bi el uzattım gel bakim buraya atladığım gibi otogarda indim. Otogardan her geçmemde o an aklıma geliyo ama neyse konumuzu değiştirmeyelim. Marketin önüne geçtim kimse yok, evin altında da kimse yok. Evde bi tasarım yapmıştım ufaktan hafıza kartımdaydı hazır kimse de yokken internet (c)kafeye gittim (bir önceki yazımda) tasarımı bloga koydum. Gece 23:30’da çıkılacak yola, ortalıkta kimse yok. Serkanların yanına geçtim bahçelievlere, playstationın ordalar her zamanki gibi. Gelmekle gelmemek arasında kararsız. Baktım zaman geçiyo dedim oğlum ben gidiyom. Yolda Sametle, Tolga’yı gördüm daha doğrusu otogardalarmış onlar da, birlikte arabanın kalkacağı yere doğru yürüyoz. Gittik kimse yok, zeki abiyi arıyom. Abi nerdesin? “ekiiiieen banyo yapiiim ben oğlauuuaam “ diyo (: Biz de LCW’nin karşısındaki dürüm sarayına gittik. Saat 23:00. Bi dürüm yedim, Samet’le Tolga’da yedi birer tane. Onlar dışarıda bekliyo ben içerde dürümleri onlara servis ediyom. Oturdum bar taburesine yanımdaki adamın kafası güzel (: Hemen muhabbete başladık. Sen hangi takımlısın? Nerelisin? Niye geldin? Ben kimim sen biliyon mu? Gibi sorularla karşı karşıyayım. Dedim abi hangi takımlı olduğum belli, nereli olduğumda, karnımız aç geldik, insana benziyon ama kim olduğunu bilmiyom. Ocakbaşındaki usta bana gülüyo (: adamın kafası güzel ya, ya anlamadı ya da uğraşmak istemiyo. Sonra adamla iyi anlaşmaya başladık. Dedim abi sen nerelisin? Hangi takımlısın? Ben döçlanddanım, merkezden diyo :D oo dedim abi senin Almancan da vardır o zaman. Yeğeeen benim 84 tane yabancı dilim var demesin mi :D Usta atladı hemen, bırak lan şimdi sen dili, 10 tane ülke say bakim. Adam ülke sayıyo parmaklarıyla; Biir Türkiye Türkçesi, İkiii Almanya Türkçesi, üüç sonradan eklemeli Türkçe, dööört İslamiyet Türkçesi, beeeş Atatürk Türkçesi, altı münihce, yedii orççinel Türkçe :D Tabi adam bunları saymaya başlayınca usta daha oralı olmadı (: Girdim araya hemen yoksa durmak bilmez. Abi dedim sen hangi takımlısın? Ben bayer münçenliyim. Abi Münih olmasın o? İşte sen bilmezsin biz almanyada ona münçen diyoz. :D Abim dedim seninle tanıştığıma mutlu oldum, başka bi akşam yine konuşuruz. Kapıdan çıktı gitti, arkama bi döndüm gitmemiş (: Tolgayla Samete sarıyo. Çıktım dışarı ben gülüyom :D Bunların morali bozuk. Orada bi kaç şey daha oldu da o konulara girmeye gerek yok. Biraları aldık, Fidangöre çıktık ikinci sapaktan işbankasına, ordan da sahile geçiyoz. Tolga aç şu birayı da içim. İşbankasının ordan geçiyoz 3 tane yarım otobüs hepsinin içinde tiplerinden belli cemaatçiler var. Bira içiyoz ya bize bi garip bakıyolar, ben de inadına onların yanından geçerken vuruyom… İşte sahilde oturduktan sonra gittik buluşacağımız yere, en arka koltuğa biz oturduk.
Her zamanki gibi Fatsa meydanında yine durduk, tekelden bira aldık. Ben bi tane aldım. Tolga yine montunun içine sakladı kaçtı (: O an içimden “ulan şimdi Caner’le, Şortan olsaydı bu tekelde bira mı kalırdı” dedim kendi kendime. Ankara’ya giderken de ne zaman canımız bişey çekse Caner olsaydı alırdı dedik (: Havza’ydı sanırım, her zaman çorba içmek için durduğumuz bi yer vardı yine durduk orda. Adam 3 lira diyo çorbayı, ben gittim dedim abi bak biz hep burada duruyoz deplasmana giderken bize bişeyler yapcaksın falan dedik, indirim yaptı mı bilmiyom. Biz yine para vermedik zaten. Biz hiç olmazsa bi çorba içiyoz da para vermiyoz, yine Caner geldi aklıma :D adam tesiste durduğumuzda etli, tavuklu yemekler, karışık yemekler yiyo, çorbalar içiyo para vermiyo bi de üstelik adama gidip yemekleri hiç beğenmedim diyo biz bi çorba içmişiz para vermemişiz çok mu (: (: Çorba içtiğimiz yerin yanında yine tekel vardı, ama hep kamera :D biz de dışarıdaki gazeteleri aldık bakıyoduk Tolga’yla. Bi şok gazetesi var, bulvardı galiba diğer baktığımızda tam bilmiyom adını görmedim. Tolga dönmüş adama diyoki :D abi şu gazeteyi bize versene Ordu’dan geliyoz birbirimizi bakıp zevk yapıyoz verde gözümüz gönlümüz açılsın :D Ben de böyle bi gazeteyi elime almayalı herhalde 14 yıl falan olmuştur. Sağolsun bi Yunus hocamız vardı ilkokulda hergün sınıftan birini bulvar gazetesi almaya gönderirdi arada da ben giderdim. :D Çocukluk yaa :D okula getirene kadar sayfalarına bakardık, sanki bi bok anlıyoz o zaman. :D :D Neyse konudan sapmayalım… Tekrar bindik, yola devam ediyoz. Murat abinin anılarıyla gidiyoz Ankara’ya. Ordu’da aklî dengesi yerinde olmayan bi adam var heee redkitten bahsediyom bilenler bilir (: Hep takım elbise giyer, bu bi deplasmana gitmiş bunu kulüp başkanı sanmışlar :D murat abinin dediğine göre bi ilgi gösteriyolarmış bi ilgi her şeyiyle ilgileniyolarmış. (: lan dinlemek istemiyom adamı durmadan bişey anlatıyo, bi siktir git daa murat bi sus daa hiç mi yorulmadın aq. En sonunda kalktım başka koltuğa geçtim zaten (: Tolga çekti kahrını. Neyse fazla uzatmaya gerek yok, sonunda gittik Ankara’ya. Tolgayla ben ikimiz ayrıldık geziyoz. Sabahın köründe napcaz bilmiyoz kızılaya doğru geçtik. 3 TL’ye kahvaltı vardı hemen atladık (: Tolga diyo ben ankarada yaşasam evde yemek yemem. Yiyen kerizdir zaten. Öğrenci olmak kolaydır heralde başkentte. Saat 12’yi geçti maç 3’te, yavaştan çıktık stadın oraya doğru gidiyoz bizde yapcak bişey yok. Biletleri 5.5 TL demişlerdi, 3 TL’ye aldık. Ankara iyi hazırlanmış maça tribün olarak, şehitler için. O an moralim daha çok bozuldu zaten, her yer Türk bayrağı, şehitlerin fotoğrafları falan. Beni televizyonda görenler arıyo (Denizhan) oğlum noldu lan niye moralin bozuk diye. Ankaragücü harbiden insanın gücüne gidiyo. Yüz yıllık çınarı ne hale getirmişler. Ankaragüçlülerle birlikte top gökçek çektik. Ankaragücü – Gecekondu ikilisinden gerisi yalan Ankara’da. Sol Kapalı’yla birbirimize giriyoduk tribünde ama olay fazla büyümedi. Kafalarına göre şekil yapmaya çalışıyolar da Karadenizli olduğumuzu unutuyolar heralde. (; ( sağdaki fotoğrafta en sağda aşağıda yan duran benim (: bilmeyenler için belirtelim. )İlk yarı bitiminde Tolga’yla birlikte setin üstünden bağırıyoruz “ya şa sın dev rim ci mü cadelemiz” diye. 3-4 basamak önde duran hafiften orta yaşlı abiler döndüler şapkalarını çıkarıp “helal olsun” der gibi selamlarını verdiler. Hiç beklemiyolardı böyle bişey galiba şaşkın şaşkın bizi kestiler kim bunlar acaba der gibi. Biz de abilere saygıda kusur etmedik selamlarımızı gönderdik. Fatih Tekke ve Stancu’nun attığı golle maçı 2-0 kazandık ama amına koydumun yerinde sevinemiyom. Hani arada sırada konuştuğunuz birini sokakta görürsünüz de geçerken ufak bi gülümsemeyle selamlaşırsınız ya, gol olunca bana bakanlara öyle bi gülümsemeyle selam verdim ben de.
Yine unutuyodum az daha, Tolga ufaktan bi beste söyledii :D Bu besteden sonra bi tane daha söyledi onu da atcaaam onu daaa
Ordu’dayken zaten hastaydım, evdeyken bi çorap, üstüne eşekler, atlet, tshirt, uzun kollu üzerine hırkayla yatıyodum. Tek sorun yatarken üstümü örtmeyi unutuyodum. İşte niye farklı konulara giriyosam artık, bilmiyom. Ankara’da şifayı iyice kaptık. Bunu siz keyifle okurken, ben odamda; yağan yağmurla, hemen yanımda bir türlü yakmayı beceremediğim lanet olası doğalgazlı kaloriferle ve sırtımda beni ısıtmaya çalışan battaniyeyle başbaşayım (: Ha bi de şöyle bi göz gezdirdim de etrafımda sümüklü peçeteler (: bira kapaklarıyla yaptığım kolye :D hani olur ya açarsın da iki tarafında da resim olur işte eski türk filmlerindeki gibi kolye türünden, canım sıkılınca ne yapacağım belli olmuyo işte. Güzel oldu ama kolye, ipini de taktığımda fotosunu koyarım ayrıca. Nescafe içtiğim bardak, hoparlör (: flashdiskler, hafıza kartları, rükayın telefonu, yiğithanın hayatı boyunca bana hediye olarak verdiği tek şey çelik kasa (: eti form (39 kuruş olduğu için alıyom, ucuz diye yani (: ), sevdamın renklerini taşıyan şal atkı, sigara, sakız, bir adet vodafone hat, 35 kuruş, kulaklık ve mor farecim. Konu yine uçtu aq.
Neyse biz Ankara’dan 3 puanı aldık. Tekrar çıktık yola. Unutmadan söylim yaa, amko murat bi tane telefon almış bize artistlik yapıyo (: 97 milyona aldım diyo. Biri dedi abi markası ne. Grundig demesin mi aq :D Lan dedim amına koyim telefon diye murata beyaz eşya satmışlar :D bi de murat şoföre “kaptan başka yoldan gidelim bu yolda telefon çekmiyo, sağ şeride geçsene” diyo utanmadan :D :D :D /:ERtkjospik b395ı ksdfş D:D :D amına koduuum yaa telefon çekmiyo şerit değiştir diyo :D Zeki abi de tesiste su almış, suyunu kaybetmiş (: biz tam uyicaz aq. Benim suyum akmış diyo :D Aha çocuklar zeki abi doğuracak suyu gelmiş dedim. :D o arada da televizyondaki pers prensi filmi mi ne var. Orda çocuk doğmasın mı o an. Dedim zeki abi çocuğun doğdu artist olmuş aynı sana benziyo (: Adamın morali bozuldu onunla dalga geçiyoz diye. Neyse sırada Antalya deplasmanı var, sonraki deplasman anılarını da yazarız
Yani birader anlayacağınız o ki, 3 puanı Orduspor, şifayı ben kaptım yine yeniden hepinizi öpüpkaçanzii
19 Ekim 2011, 15:24 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
Yok abim bee anladım mevzuyu ben. Dalganıza bakın, beni takmayın kafanıza. Kim ne derse desin unutamazsın demedin mi sen ! Yok abiler yook bu saatten sonra ben kararımı verdim. Başka kimseyi sevmiyorum. Çocuklar haklı abi, sen böyleyken onun umrunda değil diyolar, onu savunmak için kelimeleri birleştiremiyom, birleşmiyo abi birleşmiyoo anla daaa (: Neyse… Bu kadar tecavüz-î edebiyât yeter.
İlk defa dün gece içmeyecektim ama sağolsun Serkan ırzına geçti film keyfimin. Ama yine de izledim, “başka dilde aşk” diye bi filmi. Adını çok duymuştum da fırsatım olmamıştı. Sevince insanlar her türlü zorluğu birlikte aşabiliyomuş, düşünceli olabiliyomuş bi kez daha anladım. :/
Dün gece Rakı Sofrası’nda sızdık, bu gece hamsi ızgara yapcaz. Yarın mı? Güneş bi doğsun da ne yapacağımı yatak keyfi yaparken düşünürüm. Şimdilik bu kadar. Dikkat (et kendine) edin kendinize. Her nerede napıyosanız o yaşadıklarınızın çoğu gelip geçici, başınızı yastığa koyunca düşünün, neyin, kimin kalıcı olduğunu anlayacaksınız. Kocaman öptüm.
19 Ekim 2011, 14:56 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
Lan ne boş insanlar var yaa. Yazmak istemiyom ama içimde kalırsa keşke yazsaydım derim. Ulan vermişiz 24 şehit daha neyin mücadelesini veriyosun birader hee söyle bakim. Cumartesi günü 1 şehit verdik. Kim biliyo? 1 şehit olduğunda kimse sikine takmazken, 20 şehit olduğunda niye bu kadar çok mitingler, kınamalar geliyo? O ölen 1 şehitte aynı vatan için ölmemiş miydi? Aklınızı sikim aklınızııı. Koyun fotoğraflarınıza türk bayraklarını, acılı anaları. Kurtacaksınız oğluum o fotoğraflarla toprakları. Toplanın sokakta yürüyüş yapın. Ha diyeceksiniz sen yapmadın mı? yaptım. İşi gücü bırakıp mitinglere de katıldım ama yok moruk yook bu ülkede değişen hiçbişey yok.
18 Ekim 2011, 11:59 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
Gidiyom moruklar.
Önce Erzurum’a; bizim kölelerden 2.si olan Cüneyt’in yanına gitcem. Orda basın bilmemne okuyomuş. Gider kayak yapar bol bol düşerim, fotoları da buraya atar bol bol güldürürüm. Evde kalıyo nasıl olsa, o yüzden sikinti yoook.
Dön Ordu’ya; 4-5 günün sonunda Ordu’ya geri dönerim. Bi ara okula uğrar hocaların halini hatrını sorarım. Belki bilgisayar dersinde hoca “arkadaşlar gmail hesabı olan var mı?” diye sorar yine. Bana bilgisayarın başına geç der. Mail adresimi açarım gelen kutusunda 5.894 lü bir sayı görünce “tamam kapatabilirsin” der. Denizhan’la lokum da ordan gülerler bana. Doğalgazdı, telefondu falan faturalarla uğraşırım kısa bir süre 1-2 gün kaldıktan sonra yine giderim.
Şimdi İstanbul’a; abimin askerde olduğunu düşünürsek iyi bir ziyaret olacak. Ayrıca burhan abimin (çarli) de yanına giderim. Her zamanki gibi gel olum tabi lan der. Giderim taksimde ekmek arası ısmarlar Ama unutamıyom hala. 2 yıl önceydi İstanbul’da BKM TUR’da işe başladım burhan abinin çalıştığı yer oluyo burası. İzin günü mü yoksa henüz işe mi gitmedim ya da işten mi çıkmıştık neydi hatırlamıyom ama ben Harbiye’ye, burhan abilerin yanına gitcem. Mecidiyeköyden biniyom otobüse beşiktaşta iniyom. Ulan yer bilmem yurt bilmem, şarjım bitmek üzere. Neyse sarı dolmuşlara bincem, baktım sarı dolmuş (: atladım hemen. Şoför dedi ki yabancı mısın? Yabancıyım hocam hayırdır naptım dedim. Dışarıda sıra bekleyen insanlar dolmuşa binmek için bekliyolar demesinmi (: Dedim abi idare et. Güldü lavuk, iyi adammış ama. Neyse harbiyedeyim sonunda (bu arada çalıştığım yer de harbiyedeydi) yürüdük taksim meydanına. Nevizade falan derken o da ne kiliseye girdik. Ulan garip garip sesler geliyo, burhan abi kapıdan girerken bismillahirrahmanirrahim diyo İçerde adamlar manitalarıyla yiyişiyo. Mum falan yakmışlar inançlarına göre. Sen burhan abisin git mumları üfle teker teker :D Cörütle birlikte gülmekten ölüyoz içerdeki adamlar bize bakıyo garip garip. Burhan abi dönmüş adama diyoki ulan biz camide konuşma bile konuşamıyoz sen manitayı götürüyon ayaküstü :D Lan burhan abi, ağzımıza sıçmıştın o gün. Neyse gelcem yine daa görüşcez, hep kescem heep Sanki bu konuyu bi yerde daha yazmıştım ama hatırlamıyom. — Nerde kalmıştık, istanbul. Enes’le, Tolga’yı aricam atcı olanları, hava soğuk olmazsa boğaza karşı yine içeriz. Kuzenleri, Ecem’i, Umut’u, Berkan’ı, Zeynep’i görürüm. Ama konuşmuyom hiç biriyle (:
İstanbul’dan, Bodrum’a; Emre’min yanına geçcem. Söyledim gerçi masayı hazırla diye ama bunu da okuyunca unutmasın diye not düşeyim. 2 gün kalırım en fazla Bodrum’da. Başka bi arkadaş daha var, O’nun da yanına uğrayıp yola çıkcam.
Antalya’ya; Batuhan’ın yanına. Antalya’da 1 gün belki kalırım Batu’nun yanına gitcem. Hangi batu demeyin “otostopla yolculuk” yazımı okuyanlar bilir Rükay, Batuhan kopmuştuk o yolculukta.
Ordan bi kaç yere daha uğramam gerekiyo. Güzelmiş gibi geçecek o günlerim. Ben ne olursa olsun unutmuyorum, vazgeçmiyorum sevgimden, bazı şeyleri kaybetmem gerekirmiş, yeni şeyler kazanmam için. Herkes için geçerli, ilgilendirmez beni.
Majozeptik ne bilmiyom salladım.
/ ister ölmüş ol, istersen de hiç yaşamamış. ne yaptıysan yaptın. otuz defa dedim ilgilendirmiyo beni bensiz geçmişin diye. istemiyosan bana açık açık siktir git de. ben de gidim doktora psikiyatriye, psikiyatriste artık her kimse.
16 Ekim 2011, 17:36 tarihinde ekN yazmış. 0 Comments
Vicdanın sızlaması hiçbir zaman nefrete dönüşmez. Nefret, sevginin ulaşabileceği en acı noktadır. Acı iki şekilde kendini hissettirir.
Vicdanın rahatlaması; karşındaki insana karşı yapmış olduğun yanlışın farkına varıp o yanlışı düzeltmeye çalışmak, özür dilemek gibi davranışların sergilendiği duyguların bütünüdür. Sizi affettiğini söyleyene kadar bu böyle devam eder. Affettiğinde sizin için artık bir önemi kalmaz. Bu vicdan rahatlatmaktır. Sonrası olmaz.
ve
Aşk; kaç kez söylersen söyle anlaşılmamaktır. Ortada bir yanlış vardır. Bu yanlışta haksız olan taraf kendini suçlu hisseder ancak bunu ortadan kaldırmak için vicdanını rahatlatmayı seçmez. Vicdan rahatlatmak aciz insanların kullandığı bir yoldur. Aşk, sevgi aynı şeylerdir. Sevginin sonrası ise nefrettir. Yani nefret ediyorsan, kuşkusuz O’nu sevmişsindir.
Sonraki günler; insan kendine değer verilmediğini hisseder. Bu bir şekilde karşı tarafın insanı kendinden soğutma planıdır. Bu yöntem genelde başarılı olur. Soğukluk, nefret duygusuyla paralel olarak ilerler insanın ruhunda. O kendinden ne kadar soğutursa seni, sen o kadar nefret edersin.
İnsanlar yalan söyleyebilir. Yalan sadece sevgide geçerli değildir. Seven insan karşısındakine yalandan da olsa “sevmiyorum” diyemez. Yürek buna izin vermez. Sen onu anlayamazsın, O da seni anlayamaz. Gözler gerçekleri söyler o görmez, o zaten sevmiyorsa gerçekleri görse de geri dönmez.
Yorumlar